Olacak bu ya, en olmayacak zamanda öküzünün biri ölmüştü Hamit’in. Naçar kalmıştı, zaten kıt kanaat geçiniyordu. Yedi çocuk giyim ve yeyim istiyordu, hayatı o kadar zordu ki... Bahar gelmiş, çift çubuk işi de başlamıştı ama tek öküz ile olamazdı bu işler, kimse de yardım etmeye yanaşmıyordu. Çocukları küçük, eşi de onlarla meşgul oluyordu. Çaresizce dolanıp duruyordu... Güneşin değdiği duvara sırtını dayadı, eski tabakasında kalan son tütünlerden yarım yamalak bir sigara sardı, derin derin çekti, her nefeste yokluğu, yoksulluğu boşaltıyordu ciğerlerinden.

         - Sürekçi gelmiş... Sözleri çalındı kulağına... Ümitsiz bir umut belirdi gözlerinde. Sürekçi büyükbaş hayvan satan kişilere denirdi. Sesin geldiği yöne baktı, birkaç komşusu kendi aralarında konuşuyordu. Yaklaştı sordu, doğruydu gelmişti... Varıp konuşsun, öküzü alsın, seneye harman zamanı ödemek üzere anlaşsınlar... Gitti görüştü sürekçiyle, seneye harman zamanına ödemek üzere anlaştılar. Anlaşma denirse tabi… Hamit seneye neredeyse iki katı para ödeyecekti. Ama mecburdu…

          Buruk bir sevinç ve bin umutla işe koyuldu… Artık iki öküzü vardı. Çok çalıştı, tembellik yapan biri değildi. Zaten öyle bir şansı da yoktu. Çoluk çocuk aş bekliyordu. Güzünde sürekçiye vermesi gereken yüklü bir borç vardı.

          Tarlayı sürersin, ekersin, gübrelersin, çapasını yaparsın fakat su olmadan verim alamazsın. Kurak bir kış geçirmişlerdi. Tarlada verim yoktu. Talihsizlik yakasını bırakmamıştı Hamit’in.

    

          Ve güz gelir, borcun ödenmesi gerek. Para yok, yardım eden yok, çaresizlik diz boyu, bütün kapılar yüzüne kapanıyor, en yakınları bile yüzüne bakmaz Hamit’in.

Alacaklı dayanmıştır kapıya. Sürekçi, dediğim dedik bir adam, para diyor bir şey demiyor...

-Ağa, para nerde, neden hazırlık yapmadın diye çıkıştı sürekçi...

Boyun büküp gözlerini yere indiren Hamit belli belirsiz:

-Şunu al bari diye Saniye’yi işaret etti.

      Saniye ailenin ikinci kızı, cıvıl cıvıl, çok sevimli ve güzel, akranlarıyla evcilik oynamakta, yoksulluk onu da vurmuş ama henüz farkında değil. Babasının etrafında kelebekler gibi uçuyor adeta, gülücükler saçıyor etrafa, olacaklardan habersiz...

Adam biraz şaşkın biraz sevinmiş bir halde...

-Kızı mı diye sordu

Hamit…

- He dedi usulca.

Kader Saniye için ağlarını örmeye başlamıştı...

Etraftan gelenler oldu, alacaklının gözü tutmuştu kızı.

Acele etmeliydi.

-Tamam dedi, alıyorum kızı.

Bir yandaysa atını hazırlıyor eyerini, kolanını düzeltiyordu...

Ata bindi...

-Hadi dedi getir kızı…

O arada Saniye oradan az ilerde oyun oynuyordu diğer çocuklarla... Hamit yaklaştı elinden tutup getirdi, sürekçinin keyfi yerindeydi.

-Bindir terkime dedi.

 Hamit kızını ciğer paresini elleriyle atın arkasına bindirmiş, sırtını dönmüş yavrusu ile göz göze gelmek istemiyordu...

Ne olduğunu anlamaya çalışan Saniye konuyu anlamış gibi ağlamaya başlamıştı…

İnsanlar toplanmıştı etrafta…

Kendine yakın gördüğü amcasına yalvarırcasına bakıp ağlayarak:

-Emmi beni salma, verme beni… Dedi hıçkırarak. Onu ne duyan ne dinleyen vardı…

Sürekçi atını mahmuzladı... Uzaklaştı, Saniye’nin feryadı düştü ortaya, anası bir şey diyememişti bile... At hızla uzaklaştı, geride bir yavrunun duyulmayan çığlığı kaldı, bir de ana babanın içlerine akıttıkları gözyaşları..!

                                                                                                           Aysel ÖZDEMİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6