Bağımsızlığını kazandığı 1947 yılından bu yana Suriye’de olanları Türkiye hiçbir zaman bir komşu ülkede olan 'iç savaş' olarak göremedi. Türkiye-Suriye ilişkilerinin geçmişinde bunu görürken, Arap Baharı'nın Suriye’yi etkilemeye başlaması ile Türkiye’nin gelişmelere dışarıdan bakma lüksü ise tamamen ortadan kalktı. Öyle ki, ülkelerini terk etmek zorunda kalan mültecilerin ilk durağı Suriye'nin komşusu Şanlıurfa oldu.

Bugün, ülkelerinden kaçmak zorunda kalan Suriyelilerin sayısı 7 milyona ulaşmış durumda. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da bunu dile getiren en son isim oldu. Suriye’deki savaşın ortaya çıkarttığı sığınmacı krizi, başta Urfa olmak üzere birçok ili etkiledi. Nüfusu 2 buçuk milyonu bulan Urfa'da mültecilerle birlikte bu sayı 3 milyona yaklaştı.

Kentlerde gün be gün artan sığınmacı sayısı, Türkiye'nin Suriye sorununu dışarıdan izlemesini tamamen imkansız kıldı. Çünkü sorun sadece artan nüfusla kalmadı. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere birçok problem de beraberinde geldi.

Başta Urfa olmak üzere artan sorunlarla birlikte Suriyeliler ise hedef tahtası haline geldi. Öyle ki, biz nüfusun artmasıyla ülkedeki tüm eksiklikleri 'Huzurumuzu kaçırdılar!' dediğimiz mültecilere bağladık. 'Kavga çıkartıyorlar, sokaklarda dileniyorlar' diyerek, ülkedeki tüm kötü olayları onlara yükledik. Savaşta 'ölmedikleri için şanslı sayılan' mültecilere...

Peki, bizim içimizde de olduğu gibi onları neden iyi-kötü diye ayıramadık? Neden bir gördüğümüzle binini aynı tuttuk? Ceren'in, Özgecan'ın, Emine Bulut'un, minik Eylül'ün, küçük Leyla'nın katili bizden değil miydi?

Her gördüğümüzde çoğumuzun yüzünü ekşittiği Suriyelilerin ülkesine dönmesini dört gözle bekledik. Ve geçtiğimiz haftalarda sonlanan Barış Pınarı Harekatı sonrası 'güvenli bölge'lere dönüşler de başladı. Tel Abyad, Suluk, Malikiye... ve Rasulayn. Terör örgütünden arındırılmış bölgeyi 'güvenli' olarak adlandırdık. Peki, bu bölgeler gerçekten güvenli mi? Bunu, geçtiğimiz günlerde toplantı için gittiğimiz Rasulayn izlenimi ile anlatmak istiyorum.

Suriye Geçici Hükümeti Başkanlığı PKK'ya katılanlara af çağrısında bulunmak üzere basın açıklaması düzenlemişti. Kentten 3 gazeteci olarak biz de takip için gittik. Ceylanpınar Sınır Kapısından geçtikten sonra bizi güvenli bir bölgenin karşıladığını söyleyemeyeceğim. Karşılaştığımız manzara: Yıkık-dökük, yanmış, penceresiz ve perdesiz evler, bomboş sokaklar, yanık-patlayıcı kokuları, yerlerde satılan sebzeler, ürkütücü ÖSO askerleri, elektrik, yığınla çöp ve çocuklar... Ha bir de, 10 dakika önce olan ve 2 kişinin hayatını kaybettiği patlama.

** Evet, Rasulayn'a girdiğimizde bizi hala umudunu kaybetmemiş, yere serdikleri sebzeler ile para kazanmaya çalışan birkaç Suriyeli karşıladı. Maydanoz, turp, çeşitli yeşillik türleri... Bir tarafta kadınlar, diğer tarafta erkekler. İncin top oynayan şehirde alıcı bekliyor.

** Biraz ilerlediğinizde ise manzara değişmiyor. Her ev yanmış, her ev yakılmış, her 'anı' darbe almış. Tüm dükkan ve evlerin üzerinde Arapça yazılar yazıyor. Dükkanların demir kepenkleri bile patlamadan darbe almış, kullanılamaz halde. Bir zamanlar çiçek koyulan tüm pencereler inmiş, perde bulmanız ise imkansız. Kahkahaların şenlendirdiği evler ise çatışmanın, savaşın ardında bıraktığı izlerle dolup, taşmış.

** Evet, bir de elektrik... Bazı elektrik direkleri yerlerde, bazıları da en büyük darbeyi almış. Savaş, beraberinde şehrin tüm ışıklarını da yanında alıp götürmüş.

** Küçük bir sıkıntıda ihtiyaç duyduğumuz 'temiz hava'dan ise Rasulaynlılar tamamen mahrum. Kentte  kan, yanık ve patlayıcı kokusu hakim. Biz birkaç saatlik ziyarette bile dayanamazken, siz düşünün orada yaşama yeniden tutunmaya çalışanları . Evde yemek yandığında içinde duramadığınız mutfağı, pencereleri açmak için verdiğiniz telaşı bir kez daha düşünün.

** Bir kente renk katan 'sokaklar'... Rasulayn'ın girişinde gördüğünüz, gökyüzü altında birleşmiş birkaç kişi dışında kentte sivillerle karşılaşmanız pek mümkün değil. Olası patlamalardan mıdır yoksa vatandaşı saran korkudan mıdır bilinmez, insanlar dışarı pek çıkmamayı tercih ediyor.

** Her adımda ise Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile karşılaştık. Ellerde uzun namlulu silahlar, saç ve sakallar karışmış. Belki siz 'güvenlik' dersiniz ama bu görüntüler sadece yanlarından geçmeme rağmen ürkütmedi desem yalan olur. Bir kentte elinde silahla dolaşan asker, ordunun her zaman vatandaşı daha da tedirgin ettiği düşüncesindeyim. Diyarbakır'da her köşe başında polislerin olması gibi. Her an bir olay olacakmış da arada kaynayacakmışsınız hissi. Rasulayn'da tam da hissettiğim buydu.

** Ve, savaşın hiç uğramadığı çocuklar... Rasulayn sokaklarında belki de denk geldiğimiz tek sivillerdi onlar. Her şeyden bağımsız top oynayan, ÖSO çevresinde bisiklete binen çocuklar. Onların çocuk yüreklerine savaş hiç uğramamış. Savaşın kirlettiği kent, onlar için hep temiz kalmış.

Evet, siz şimdi 'Savaştan çıkmış bir ülke, e bunlar normal değil mi?' diyebilirsiniz. Ve bu yüzden de savaştan çıkmış ülkenin güvenli bölgelerine geri dönmedikleri için her gün Suriyelilere, sosyal medyadan saydırıyoruz. Hala patlamaların olduğu, onlarca ölüm haberinin geldiği 'güvenli' bölge...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

orjinal lida zayıflama hapı