Bir mekân olarak şehir, medeniyetin tezahür ettiği bir yerdir.

Şehrin ve medeniyetin ardında kendi gök kubbemizden bir bakış vardır.

Bu anlamda şehir kendi kimliğimize uygun mekânları inşa etme gayretidir.

Medeniyet anlayışımıza uygun oluşturabilecek şehirler

ancak bizlere mekânda var “ol”manın imkânını sunacaktır.

(Sözü Yola Koymak)

Şehrin de halleri vardır, renkleri vardır sonra, kokusu, tınısı, kendine has havası vardır.Zamanları,anları vardır şehrin...Bazen daha bir şehir olur, kendi olur kendine dönüşür şehir. Kendi olan şehir; daha bir huzur olur, ferahlatır insanı.Kalbe inşirah olur...Tıpkı insan gibidir şehir.Kalbi vardır...Sevince sever sizi, tutar gönlünüzden, bırakmaz...Sarılınca sarılır, kızınca küser. Gitmek istersiniz, gidemezsiniz...

Birçok şey vardır: "Bu şehirden uzakta yapamam" dedirten... Bir şey vardır... Şehrin; halinin üstünde, kokusunun, renginin, tınısının üstünde, ruhunun, taşının, toprağının üstünde, zamanının, mekânının üstünde işte ben buyum diyen bir kimliği vardır. Şehrin bütün güzellikleri esasen bu şehir kimliğinin yansımalarıdır.

Evin, sokağın, mahallenin, meydanın ve nihayet şehrin bir kimliği vardır. Bir kimlik doğrultusunda inşa edilir şehir. Ya da şehrin kimliği doğrultusunda inşa olur insan. Şehir inşa eden insan, aynı zamanda şehirde inşa edilir. Şehirdeki insan insandaki şehirle bir bütündür. İnsan taş ve toprak arasında, mekânda şekillenerek bir kimlik kazanır. Tıpkı insan gibidir şehir, bir kimliği vardır, bir ruhu vardır. Kimliğini yitiren insan gibidir kimliksiz şehirler. Huzursuzdur, ürkektir, boşluktadır. Bugün şehirlerimiz bir kimlik krizi yaşamaktadır.

Şehir kimliği; bir şehri başka şehirlerden ayıran özelikleridir. Şehirde yaşayan insanların, geçmişten geleceğe şehre verdiği anlamlar ve değerler bütünü olarak karşımıza çıkar. Şehir; tarihiyle, coğrafi konumuyla, topoğrafyası ile taşıdığı semboller ile toprağı ile mimarisi ile nevi şahsına münhasır özellikleriyle bir kimlik taşır. Bu anlamda her şehir anlam ve değerle açısından bir kimlik ve karakter taşır. Şehri inşa eden insan bu kimliğin bilincindedir yani her şehir bilinçli bir tercihtir.

Farabi’nin ideal devlet teorisi olan “Medinetü’lFâzıla”(erdemli şehir); şehirleri temelde ikiye ayırır. Ona göre Erdemli şehrin karşısında erdemli olmayan şehir vardır. Erdemli olmayan şehirleri de cahil, fasık, değişmiş ve şaşkın şehirler olarak sınıflandırır. Bugünün kimliksiz şehirlerini tanımlamada kanaatimce en önemli husus şehirlerimizin şaşkın şehir olmasıdır. Oluşturmak istenilen insan tipi ile oluşturulan şehir arasında bir uçurum var. Masa başında planlanan şehirler şehrin dokusuna uymayınca, şaşkın şehirleri ortaya çıkarmakta. Kimliksiz şehirlerden kimlikli insanlar bekleniliyor ki; bu durum ayrıca bir şaşkınlık halidir. Mesele;  her geçen gün biraz daha kendi kimliğimize, değerlerimize uygun şehirlerden uzaklaşıyor oluşumuzdur. Hafızasını yitiriyor şehirler, ruhunu yitiriyor, sıcaklığını… Anlamı kalmıyor şehrin, bu yüzden sükûnet sunmuyor insana… Evini yitirmiş, sokağını, mahallesini şehrini yitirmiş insan şehirden kaçarak var ettiği kentlerde şaşkındır bugün.

“Yaşadığımız şehir sanki bize ait değil, oturduğumuz ev yabancı birisinden ödünç alınmış gibi.Bu şehri kim düzenledi, bu evi kim inşa etti ve biz bu yabancı mekânlarda oturmak mecburiyetinde miyiz?

Burada bir kimlik sorunuyla karşı karşıyayız. Medeniyet tasavvurunun en önemli görünür ögesi kuşkusuz şehirdir. Bize özgü şehir ve ev, bizim uzmanlarımız ve uygulayıcılarımız tarafından bize ait özgün bir talep üzerine inşa edilecektir...” (Bir Şehir Kurmak; Turgut Cansever ile Konuşmalar)

                                                                                                                        

Nereye varmak istiyoruz; bir şehir ancak o şehri, şehir yapan kimlik gözetilerek inşa edilebilirse huzur sunacaktır insana. Şehirlerimiz kendi tarihi ve kültürel birikiminden uzaklaştıkça, kendi özüne yabancılaşmış ve bunun sonucunda da bir kimlik krizinin içerisine girmişlerdir. Kendi kimliklerimize uygun şehirleri terk ettikten sonra bizimle doku uyuşmazlığı olan yeni kentlerde yaşadığımız huzursuzluk bu kimlik krizinin sonucudur.  Evet, şehirlerimizi kimliğinden uzaklaştırdık, şehirlerimizi terk ettik, kimliğinden uzaklaşmış kentler saramadı ruhumuzu… Kimliğimize uygun şehirler inşa edemediğimiz için yeni oluşan kentlerin kimliksizliğine büründük…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.