“Muhakkak ki Allah, inanıp iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar ve inkâr edenler ise (dünyadan) faydalanırlar, hayvanların yediği gibi yerler. Onların yeri ateştir. (Muhammed/12) Yani, insanın önünde iki tane yol vardır: “İyiliğe götüren yol, insanı yok etmeye sevk eden yol! Tercih kullarındır… Esbaba inmeden, genel mana itibariyle, ayetin, iki insan profilini çizip önümüze koyduğu budur… 

                               Modern dünyada, insanın önündeki en büyük tuzaklardan biri Liberalizm, (tam serbestiyet kural tanımama) ikincisi Sekülerizm ve üçüncüsü ise Doyumsuzluktur… Neden böyle üçlemebir tanımlama yaptık? Şöyle ki: “İnsanın hayatına yön veren kurallar manzumesi olan ilke ve prensipler, insan tarafından benimsenip, takip edilipyaşanıldığı müddetçe; insanın istikametinde kolay kolay sapmalar meydana gelmez. Ne zaman ki, insanlar söz konusu olan ilke ve prensipleri bir kenara itip, kendi heva ve heveslerine (Liberalizm+Sekülerizm+aç gözlülük) göre yaşamaya başlasa; işte o zaman da dünyevileşme (Sekülerizm) ve ardından doyumsuzluğun vermiş olacağı illet, tabir caizse insanı esaretine alıp onu köleleştirir!... Tabidir ki, builletin ilk aşaması;insanın kuraltanımadan yaşama alışkanlığıyla başlar!

                               Sonra söz konusuolan menfi alışkanlıklar birbirini öyle takip ederler ki, hangi bedeni istila etseler,o bedeni adeta ruhsuz iskeletler yığınına dönüştürür. Sonra o insan için tek gaye kalır, o da varsa yoksa; biriktirmek ve hiç kimseyle paylaşmamak hırsı/hastalığı! İşte Seküler hayatın insan için ateşten biçtiği gömlek veya kefen budur… “Doyumsuzluk aslında kalbi bir illettir ve tek tedavisi ise, kişinin; sağlam bir iman ile kanaatkâr bir kalbe sahip olmasıyla mümkündür… İnsanı sevmek, paylaşmayı sevmek, başkalarına acımak ve vicdan sahibi olmak/olabilmek; kişiye, erdemlik ve kâmil insan olma yolunda ilerlemesine yardımcı olan, birer yol kılavuzudurlar!

                               Evet, Sekülerizm bir düşünce ve yaşam biçimi olarak; insan ve toplum arasındaki uçurumların daha derin olmasını sağlayan bir hastalık gibi tehlikelidir. Çünkü Seküler olan insan/insanlar veya toplumlarda, merhamet duyguları körelir, vicdanlar katılaşır ve her bir insan yalnız kendi nefsini ve midesini düşünmeye başlar. Dolayısıyla daha önce hayatında ne kadar hayır ve iyiliğe dair bazı kırıntılar varsa; onlardan da yavaş yavaş inhiraf etmekle sıyrılıp uzaklaşır. Ve o insan, insanlardan toplumdan; koyunun kurttan kaçtığı gibi kaçmaya başlar. Neden? Çünkü o, herkesin, kendisinde var olan şeylere göz diktikleri zehabına kapılır, korkaklaşır! Asabileşir, agresifleşir, halet-i ruhiyesi bozulur ve yalnızlaşmaya doğru adım adım ilerler.

                               Aslında Sekülerleşme, bazen ilim ve bilim cenahında da meydana gelebilir!... Mesela bir kısım kimseler, deruhte etmiş oldukları bilgileri hiç kimseyle paylaşmak istemez; kapalı bir kutu gibi bu dünyadan göçmek isterler. İnsanların, ilim ve bilgisinden istifade etmediği kişi ve kimseler de; Seküler düşünce tarzının içinde yer alanbahil (bencil) ve cimriler değil mi? Şu özlü deyimde geçtiği gibi: “Yoksul insan bir şeyi ister, doyumsuz insan her şeyi. Gökten altın yağsa, insanın arzuları doyurulmaz.” (Buddha) Ve: “En kolay sevdiklerimizden vaz geçiyoruz, doyumsuz ruhumuzun (nefsimizin) macera hevesiyle.” (Didem Mazlum)

                               Sadi Şiraz-i ne de güzle özetlemiştir: “Dünyalık peşine düşenlerin aç gözünü, ya kanaat ya da mezar toprağı doyurur.” Evet, yaşadığımız çağ, özellikle Müslüman toplumların; Seküler olmaları sonucunda, var olan dava dertleriyle birlikte kayba uğradıkları bir çağdır. Bundan yirmi otuz yıl geriye baktığımızda, hemen her Müslümanın bir dava derdi vardı. Ama o dert,sanki mezara gömüldü gitti ve şimdi neredeyse yok. Dert güdenlerin de, kıymeti itibarı yok! Çünkü insanın hayatında iki dünyadan hangisinin sevgisidaha ağır basarsa, insan ona odaklanır. Yani,ya ebedi hayat, ya da fani olan dünya… Hâlbuki inanç sistemimiz ve irfan geleneğimizde, insana; vasat bir şekilde yaşama imkânı sunulmaktadır. Yani, dünya ahiretin tarlasıdır ve her Müslüman; dünyasını ahiretiyle arasında köprü yapmakla mükelleftir… Ama Seküler düşünce felsefesinde, vasata yer olmadığı gibi; her şey dünya odaklı… Kalın sağlıcakla. 26.02.2020.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

orjinal lida zayıflama hapı