2006 yılı ekimin son günüydü.

O gün her zamanki rotun işlerimin dışında bir hayli yorulmuştum.

Yatsı namazını kıldıktan sonra içimde tuhaf bir sıkıntı oluşmaya başladı. Sebebini Geçirdiğim “yoğun” ve “yorucu” güne bağladım. Stres ve sıkıntı dolu bir gündü.

Balkona çıkıp bir sigara içmeye çalıştım. Sigarayı içtikçe sıkıntı biraz daha artmaya başladı. Söndürdüm. Yatağa girip uyumak en iyisi olacak galiba diye geçirdim içimden. “Belki uyursam sıkıntım da geçer” diye de ekledim. Yatağıma uzandım. Sıkıntılı bir şekilde uyumuşum. Bir ara ter içinde uyandım. Bu sefer göğsümün alt tarafında daha önce hiç hissetmediğim cinsten pis ve küt bir ağrı vardı. Farkında olmadan inlemiş, iniltilerimle eşim de uyanmış ve telaşla bana ne olduğunu sormuştu.

“Göğsümde bir ağrı var” dedim.

Bana “yine kendini fazla yormuşsun galiba. Önemli bir şey değildir inşallah” dedi.

Aklıma gelen “kötü” şeylerle eşimin dediklerini yer değiştirerek belki de onların gölgesine sığınmaya çalıştım. “İnşallah eşimin dediği gibidir” diye düşünerek tekrar uyumaya çalıştım.

Bir kasım sabahı namazına uyandığımda ilk önce göğsümü dinledim.  O “ağır” ağrı yoktu sanki. Sevindim. Demek ki gerçekten ben “kendimi biraz fazla yormuşum” diye geçirdim içimden.

Namaz kılıp giyinmeye başladım.  Kahvaltıda eşimle gecedeki “göğüs” ağrısını konuştuk. Sonra da çantamı alıp kızımla beraber çıkmak için kapıya yöneldim. Kapıdan çıkmak üzereyken göğsümde yine gecedeki gibi tuhaf bir ağrı oluştu. Bu kez daha da şiddetliydi. Dayanamayıp oturmak zorunda kaldım. Benim kapıda oturduğumu görünce eşim telaşa kapıldı.  Onu fazla telaşlandırmamak için tüm gücümü toplayıp kalktım ve kızımla beraber okula gitmek üzere evden çıktık. Eşimin “gidemezsin, dur birilerini arayayım gelsin seni götürsün” şeklindeki yalvarırcasına ricalarını dinlemedim bile.

Arabama bindim ve yola çıktık. Ağrı gittikçe artıyordu. Hava soğuk olmasına rağmen soğuk bir şekilde terliyordum. Pencereyi açınca yüzüme vuran buz gibi hava biraz olsun beni rahatlatmıştı. Bir sigara çıkarıp yaktım. Ancak içemedim. Birkaç yudum aldıktan sonra attım. Sanırım bu içtiğim ve içeceğim son sigara olmuştu. Bu şekilde okula kadar gittim. Arabamı park edip okulun içine girdim. Kızım yürümekte zorlandığımı görünce zaten var olan endişesi taşmaya başladı. Ağlamaklı bir sesle nasıl olduğumu soruyordu. “İyiyim” dedim.

Öğretmenler odasına zor yetişip kanepeye uzandım.

Göğsümdeki ağrı daha da şiddetlenmiş ve beni arada bir bayıltacak dereceye gelmişti.  Bir ara gözümü açtığımda bir arabada hareket halinde olduğumuzu anladım. Sonra tekrar dalmışım.

Nihayet hastanede olduğumu anladım. Ben bağırmaya yaklaşan inleme sesleri çıkarmaya başlamıştım. Bir doktor bana “Kalp Krizi” geçirdiğimi söylüyordu. Belki tuhaf gelebilir, ama o doktorun bana “Miyokart Enfarktüs diyoruz…  Yani kalp Krizi geçiriyorsun” dediğinde rahatlamıştım birazcık. Ne de olsa göğsümdeki ağrı belirsiz bir ağrı olmaktan çıkmış ve teşhis edilmişti.

Belki de o an yapılabilecek en doğru “işi” yaptım. Her an her şey olabilir düşüncesi içinde “hazırlık” yapmalıydım. Şahadet kelimesini içimden defalarca tekrarlamaya başladım ve biraz rahatladığımı hissettim. Hastaneye kaldırıldığımı duyan ailem ve arkadaşlarım hastaneye koşmuştu.

Bir sedye üzerinde hareket ettiğimi görünce “nereye” diye sordum. Kimse cevap vermedi. Bu arada doktor ile aramda geçen konuşmaları hatırlamıyorum. Sadece birkaç “yeşil” elbiseli doktorun bana bir şeyler anlattığını hayal meyal hatırlıyorum. Net hatırladığım tek şey  “göğsüm ağrıyor” dediğimdi.

Doktorlar müdahaleye başlamış olacak ki uzun sayılacak bir süreden sonra göğsümdeki o “ağır” ağrı tamamen geçmişti. “Yağdan kıl çeker gibi” deyimi o an, o ağrının göğsümü terk etmesi için çok uygun olur sanırım…

Yoğun Bakım ünitesine girerken tüm ailemizin ve dostlarımın orda olduğunu görünce duygulandım. Demek ki herkesi ciddi anlamda korkutmuştum. Yoğun bakıma alındıktan sonra doktor geldi ve :

"-Hocam artık sigara içmemelisin. Bugün yaşadığın sıkıntının tek sebebi sigaradır" dedi. Bunun üzerine ben de:

"-Sigara mı? O nasıl bir şey hocam? Tanımıyorum bile" dedim. Doktor tebessüm ederek:

"-Hah işte bu! Tebrik ederim." dedi

Bir iki gün sonra yoğun bakımdan normal servise aldılar. “Bir musibet bin nasihatten evladır” sözünden yola çıkarak, o günden beri sigarayı bıraktım. Bırakmakla kalmayıp nefret ettim. Doktorların ilaç kullanma, beslenme ve spor konularındaki tüm tavsiyelerine harfiyen uydum. Bunun sonucunda Otuz beş kilo verdim. Sigara yüzünden hem kendim hem de aileme büyük bir sıkıntı yaşatmıştım. Sigaranın haram olması gereken bir illet olduğunu bizzat yaşamış ve haram olması gerektiğine kesinlikle kani olmuştum.

Şimdilerde bazılarının sigara haramdır fetvasına kızmalarına şöyle katılıyorum. Sigara haram olmakla kalmayıp, haram ötesi bir durumda olmalıdır...

Kasım ayı benim yeniden hayata döndüğüm, sigara gibi bir illetten kurtulduğum ay olmuştu.

Kasım Ayını bu yönüyle sevmeye başlamışım…

Şimdi ne zaman burnuma sigara kokusu gelse o gün yaşadığım sıkıntıları hatırlıyorum. Tüm içenlerin bir an önce bırakmaları yönünde bir çaba içine girmelerini tavsiye ile dua ediyorum…

Afiyette kalın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.