İnsanlığın sonu ya da kıyamete dair alametleri dinden sonra en çok sinema gündeme getirmiştir dersek abartmış sayılmayız. Dinlerin ve din adamların kıyamete dair söylemlerin gerekçesi ve söylemlerini teoloji uzmanlarına bırakalım. Biz sinemadaki insanlığın sonuna dair alametlere ve buradaki algı çalışmalarına değinmeye çalışalım.

Sinema insanlığın sonuna dair verilerinin çoğunu bilim ve teknolojideki gelişmeler üzerine kurmaktadır. Bazen de edebiyattan esinlemektedir. Bu esinlemelerde bilimi etkilendiğine veya bilime yön verdiğine dair elimizde bir done yok. Sinemanın amaçlarından birinin etkileme ve yönlendirme olduğundan toplumlara yönelik teoriler ortaya çıkmaktadır. Teorilerin temel yönergesi de gündem oluşturmaktır. Tabii sinema kısa vadeli gündemlerden çok orta vadeli gündemler üzerine göndermeler yapmaktadır. Etkilerin kalıcılığı böyle sağlanmaktadır. Bunu da ara ara benzer çalışmalarla pekiştirmektedir. Kalıcılık etkisinin yer etmesinde periyodik olarak benzerlik taşıyan filmlerin çekilmesidir. Yoksa bir filmle gündem oluşturulamayacağı gibi etki alanı da oluşturulamaz. Benzer filmlerin varlığı salt konu sıkıntısı ya da taklit olarak düşünülmemelidir. Senaryodaki farklılıktan çok alt metinlerin benzerliğine bakıldığında algının varlığı ortaya çıkacaktır.

Sinema bugüne dek insanlığın sonuna dair dört teoriyi gündeme taşımıştır.

  1. Dünya dışı nesne ve varlıklar
  2. Nükleer veya kimyasal bombalar
  3. Genetiği ile oynanmış virüsler
  4. Gelişmiş yapay zekâlı programlar

Tabi yukarıdaki dört maddeyi farklı isimlerle de dile getirebiliriz. Önemli olan ortak noktalarda birleşmek ve algının sonuçlarındaki benzerliktir.

Dünya dışı nesne ve varlıklar, meteorların dünya çarpmasıyla dünyada insanların yaşamların son bulması ile uzaylıların dünyayı işgal etmesi ya da insanları farklı yöntemlerle ortadan kaldırmasına dair komplo teorilerini içermektedir. Uzaylıların dünyayı işgal etmesi ya da bir göktaşının dünyaya çarpması olasılıkları ve inandırıcılığı zayıf olsa da karşımıza üç önemli yargı çıkmaktadır. Birincisi geçmişe dair teorileri desteklemek yani dinozorların yok olması, dünyanın yaratılışı ve evrim sürecini dolaylı olarak haklı çıkarmaktır. Bilimin net bilgi veremediği bu konulara, olasılı görüşleri toplumlara kabul ettirme ve dinlerin yaratılışa dair söylemleri dışarıda bırakma çabası. İkincisi geçmişe dair insanın ürettiklerinin insana ait olamayacağı düşüncesi vurgulamaktır. Çünkü geçmiş insanın hayvan, aptal oluşuna dair teorilerin zemin bulması için daha gelişmiş bir medeniyetin eliyle yapıldığına dair görüşleri uzaylılara mal ederek, eski insanların işe yaramadığına dair görüşleri ispatlama çabasını görüyoruz. Yoksa evrimle ilgili ve yaratılış ve eski insanlarında zeki olduğuna dair görüşleri çürütemiyorlar. Eski insanlar hayvansa günümüze kalan eserleri de uzaylılar yapmış olmalıdır görüşüyle insanlığı karalama propagandasının izleridir. Son dönemde uzaylıların yerini gelecekten geçmişe gelen insanlar almıştır. Gelişmiş gelecek insanları geçmişe gelerek, geçmişin gelişimine ön ayak olmaktadır. Her iki durumda geçmiş insanı hayvanlıktan kurtulamıyor. Çünkü var olan kurumların alt üst olmaması için toplumlara nedenler sunmaları gerekiyor. Dün uzaylılar geliyordu, şimdi geçmişten insanlar bugüne geliyor. İlerleyen zamanda geçmişten bugüne de gelinmeyeceği netleştirilirse, başka neler üretilecektir göreceğiz. Üçüncü yargı veya proje ise dünyanın merkezine Amerika’nın alınmasıdır. Uzaylılar Amerika’yı işgal eder, çünkü dünyanın merkezidir. Orası ele geçirilirse bütün dünya ele geçirilmiş sayılacaktır. Uzaylılarla savaşta ön safta Amerika vardır, ardında bazen Rus bazen de Çin gelir. Bir cismin dünyaya çarpma olasılığında da Amerikalılar ön plandadır. Amerikan teknolojisi ve bilimi ile cisim ortadan kaldırıldığı gibi, yine fedakâr ve cesur Amerikalılar sahneye çıkar. Sevdikleri eşlerini, çocuklarını, anne babalarını, sevgililerini gözlerini kırpmadan Amerika, pardon dünya için geride bırakırlar, ölüme giderler. Ve bütün dünya bu cesur Amerikalılar için ağlar. Dünyanın farklı bölgelerindeki insanların duygu dolu görüntüleri ekranlara verilir. Amerikalıların cesur davranışlarına saygı duyulur, ne kadar üstün insan oldukları ve insanları ne kadar sevdikleri vurgulanır. Böylece Amerikalıların ne kadar insan sever, merhamet dolu, cesur ve vatansever olduklarına imreniriz. Bu imrenme ile Amerikalıların dünyaya özgürlük ve demokrasi dağıtarak yaptığı işgalleri ve katliamları unutuveririz. Görüleceği gibi en önemli amaç Amerikan imajını yapılan yatırımdır. Bir taşla onlarca kuş vurma kurnazlığıdır.  

Nükleer ve kimyasal bomba ise, yine Amerika, Rus ve Çin eksenli bir savaş olasılığında dünyanın yok olacağı komplosudur. Burada da Amerika genelde kurtarıcı roldedir. Birileri bombaları çalar ve patlatarak Amerika’yı yok etme girişimidir. Tabii bombayı çalanların çoğu doğu kökenli teröristlerdir. Ortadoğululardan dünyayı koruma ve kurtarma görevi Amerikalılara düşer. Amerika dünyanın savaşa girmemesi, insanları ölmemesi için elinden gelenin fazlasını yaparak, üstüne düşen insanlığı kurtarma rolünü gerçekleştirir. Amerikalılar dünyaya şirin gösterilir, Ortadoğulular cani ve insanlığın düşmanıdır. Öldürülmeyi fazlasıyla hak ederler.

Genetiği ile oynanmış virüsler, bilim adamların sözde iyi niyetle insanlığı kurtarmaya yönelik çalışmaların kötü niyetli şahıs, grup ve devletler tarafından silah olarak kullanılmasıdır. Filmler virüslerin özelliklerinden öngörülerle hazırlanan senaryolarda virüsün insan bedeni üzerindeki değişimlerle hızla yayılması ve ölüm oranlarının önüne geçilememesi ve aşı, ilacın geç bulunması nedeniyle dünyayı tehdit etmesidir. Virüslerin ölümcül yapısı gözetilerek genetikleriyle oynanmaları, biyolojik silaha dönüştürülmesi sinema için önemli bir senaryodur. Çünkü insanlar hastalanmakta ve acı çekerek ölmesi ve bunun sokaklara taşması ürkütücü bir etki yaratmaktadır. Sokak ortasında insanların düşüp, ölmesi ve insanların çaresiz kalması zihinlerde ciddi bir şekilde yer etmektedir.

Güncel olan virüsün dünyayı etkisi altına aldığında insanlar hemen filmleri, dizileri örnek vererek bunun bir komplo olduğu düşüncesini pekiştirdi. Düşünün virüsün laboratuarlarda üretildiği düşüncesine delil olarak beş, on belki on beş önceki filmler örnek verilerek, devletlerin önceden bunu hesapladıklarını düşüncesini ileri sürdüler. Bu da sinemanın etkisini göstermek konusunda çok önemli ve ciddi örnektir. Sinemanın masumiyetinin yitirildiği andır. İnsanların sinemayı bir bilgi kaynağı görmekle yetinmediği, öğrendiklerine de körü körüne inandığını göstermektedir. Bu da devletlerin neden sinemaya bu kadar yatırım yaptığını açıklamaktadır. Temel amacın sağlıkla ve gelecekle insanları korkutmak ve bunu bilinçaltına yerleştirmektir. Virüsün filmlere konu olması devletlerin ne kadar yüce ve yenilmez olduğunun vurgusu tekrar gündeme geldi. Böylece insan her şeyin belirleyicisi olduğu ortaya çıktı. Ölüme ve yaşama karar veren devletlerin varlığı, insanların farkında olmadan gönüllü köleliği kabullenmesi manasına gelmektedir.

Gelişmiş yapay zekâlı programlar ise bilimin ve teknolojinin geldiği uç nokta. Gelişmiş bilgisayar ve bunların bağlı olduğu çok mu çok zeki ve donanımlı yapay zekâlı programların insanlığı iyiliği için ya da dünyanın geleceği için insan türüne savaş açması, yönetimi ele geçirmesidir. Son dönem gelişen bilim ve teknolojinin insana meydan okumasından yola çıkarılmış teorilerdir. Güncel zaman diliminde birçok film ve diziye ilham olan bir konu. İnsanlaştırılan teknolojinin bir uzantısı olarak görmek gerekiyor. Tek eksik kalan taraf duygudur. Hatta bilim kurgucular birçok filmde robotlara duygu kazandırma yani insanlaştırmaya yönelik kurgular oluşturuyor. Robotların insanlaştırılmasıyla insanın tanrılığı ortaya çıkacak anlayışı. Aslında birçok dizi ve filmde gelecekten gelen insanların tanrı olarak adlandırıldığı alt metinlerde vurgulanıyor. Yani aslında tanrı olan teknoloji ve bilimdir. Bunların yaptığına insanlar tanrı diye adlandırmaktadır. Örneğin, gelecekte insanlar gelişmiş teknoloji ile uzaya yerleşecek, geçmişe insanlar gönderilecek ve gelecek dizayn edilecektir. Peki, bunu kim yapıyor, yapay zekâyla donatılmış bilgisayarlar yapmaktadır. Son izlediğim bir dizi de yönetici olarak adlandırılan bir bilgisayar programı geçmişe insanları gönderiyor. Geçmişe gönderilen bir karakter, kontrolü ele geçirdiğinde söylediği şey, size tanrının olmadığını ve benim tanrı olduğumu göstereceğim sözleriydi.

Sinemanın üzerinde durduğu insanlığın sonuna dair komplolar genel olarak bu şekildedir. Önemli olan komploların gerçekte karşılığını bulduğu ve kitlelerin bunların etkisinde kalarak hareket ettiğidir. Sinema hem bilgi kaynağı hem de yönlendirme etkisiyle kitlelerin üzerinde ciddi bir otorite olduğunu görüyoruz. Duyguları ve aklı kontrol edebilen filmlerin hayatımızdaki yerini her zaman sorgulamak gerekmektedir. Sinema hiçbir zaman doğru bilginin kaynağı değildir, öyle bir ideası da yoktur. Sadece kitlelerin bilginin peşinde koşmamanın getirdiği eksikliğin sonucunda sinema hak etmediği bir konum kazanmıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.