İnsan, yalnızca bir Allah’a itaat duygusuyla donatılmıştır. Mahlûkata karşı itirazcı ve itaatsiz bir fıtrata sahip kılınmıştır. Bu nedenle diğer canlılardan farklı olarak doğası gereği tahakkümü, emirber olmayı kabullenmiyor. Karşı koymaya gücünün yetmeyeceğine inandığı durumlarda itaat görüntüsü veriyor ancak içinde isyan vardır. Bunun amacı da insanın şirkten uzak durmasını sağlamaktır. Ancak Rabbini gereği gibi tanımadığı durumda şirk içine düşebilmektedir. Rabbine karşı nankörlük ve dik başlılık eden insanın, kendi gibi bir insana itaat etmesi düşünülemez.

Nefsin en önemli özelliği, rahatlık, keyif ve zevk düşkünlüğüdür. Bu nedenle kendisine ağır gelen hiçbir şeyi sevmez ve ondan hoşlanmaz. İnsan nefsine en ağır gelen de “emir almak ve sorumlu olmak”tır. Bundan dolayıdır ki insan, Rabbini tanıdığı ve O’nun emirlerine itaat etmesi gerektiğini bildiği halde ihmalkârlık ve itaatsizlik yapmaktadır.

Kur’an-ı Kerim, “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve korktular; onu insan yüklendi, çünkü o çok zalim ve çok cahildir” (Ahzab, 72) buyurmuştur. Ayette sözü edilen “emanet”in “sorumluluk” olduğu Hadis-i şeriflerden anlaşılmaktadır. Buna göre ayet, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten kaçındıkları ölçüde sorumluluk yükünün ağırlığına dikkat çekmektedir.

Hem kendi şahsımızda hem çevremizde bu hakikati görebiliriz. En kolay ve basit bir iş eğer emirle yapılıyorsa insana ağır gelir. Emirsiz, yalnızca gönüllü olarak yapılan en zor işler ise insana rahat gelmektedir.

Kahve köşelerinde gün boyu sıkılmadan, usanmadan, hatta açlığını unutarak oyun oynayanlar, ciddi işlerden sıkılırlar. Basit ama sorumluluk gerektiren bir iş kendilerine verilse ondan sıkıntı duyarlar. Oysa gönüllü olarak o sıkıntı dolu kumar işine düşkün olurlar.

Saatlerce top oynayan bir kimse, kan ter içinde kalıp yorgun ve bitap düştüğü halde sıkılıp usanç göstermiyor ama en hafif ve rahat olan iki rekât namazı zor görüyor, tembellik edip kılmıyor. Birçok öğrenci, öğretmeninin verdiği basit ödev kendisine ağır geliyor ama sorumlu olmadığı ya da dersiyle ilgili olmayan daha zor konuları okuyup yazmaktan, usanmıyor.

Bir memur, sorumlu tutulduğu basit işi yapmakta tembellik gösterirken, amirinin emri olmayan ve sorumlu olmadığı birçok daha zor işleri gönüllü olarak yapabiliyor.

Bir yerde beklemesi istenen bir görevlinin, beklemekten başka hiç bir iş yapmadığı halde bundan dert yandığı çok görülmüştür.

Kendisine emir verilerek sorumlu tutulan hiç kimsenin yaptığı işten hoşnut olmadığı, herkesin kendi sorumluluk alanındaki işinden dert yandığı açık bir gerçektir. Hangi iş mensubuna işini sorarsanız, çok zor olduğunu, mecburen bu işi yaptığını söyler. Yaptığı işi severek yapanların sayısı pek azdır.

Her gün gönüllü olarak kendi isteğiyle camiye gidip cemaatle namaza katılan birine camiyle ilgili küçük bir sorumluluk verilse, artık gitmek istemez; bu iş bile ona zor gelir.

Bütün bunlar, sorumluluğun ağırlığından kaynaklanır. İşte bu ağırlıktan dolayıdır ki Cenab-ı Hak, insandan istediği az bir amele karşılık büyük mükâfat vaat etmiştir. Zahiren basit görünse de sorumluluğu ağırdır. Sorumluluğunu yerine getirmeyenleri de “çok zalim ve çok cahil” olarak nitelemiştir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.