“Söz özü dile getirmeli, öz sözle dile gelmeli, sözü g/öz/el kılmanın yolu özle ilişkilendirmekten geçer.” Der Vedat Akıllı! Evet, özü ifade edemeyen her söz; kısır ve nakıstır. Söz ola, özden bahş ede… Sözü, özüne ve hakikatine göre söylemek; kişiyi/kişileri irfan ve marifetin membaına götürür! Her hakikat aynı zamanda sözdür, lakin her söz hakikat olmayabilir. Onun için kişi/kişiler; sözü neden söylediklerini, neyi niçin söylediklerini, neyi neden söylemeleri gerektiğini iyi bir tefekkür süzgecinden geçirmeleri lazımdır.

                          Şanlıurfa’nın fikir ve edebiyat sahasının usta kalemlerinden, Vedat akıllı kardeşimin, Sözü yola koymak isimli eserinin 19’ncu sayfasının başına, Mahatma Gandi’den iktibasen aldığı şu cümleleri,önemine binaen siz değerli okur kardeşlerimle paylaşmakisterim: “Sözlerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür. Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin, kişiliğinize dönüşür. Kişiliğinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.”

                          Evet, söz ve öz; et tırnak gibi ayrılmaz/ayrılmaması gereken iki unsur. Söz ki, özü ifade edemiyorsa; o söz, söz değil sadece kuru bir laftır ve havada kalır. Söz özüne, marifet ve adabına göre söylemek; gediği kapatan taş misali, kapattığı boşluğa aynı zaman da bir düzen ve estetik verir. Söz söylemesini, bilmeden söylemek; çamura atılan taş misali etrafını batırdığı gibi, yakınında olan her şeyi de kirletir. Bundan dolayıdır ki, irfan ve marifet ehli: “Söz hem kurşun gibidir hedefe isabeti halinde karşısındakini öldürür; hem de tıbbi bir el gibi hasta olanların iyileşmesine vesile olur.”

                          Bu gün söz, sözden açılmışken; biraz maziye gidelim istedik. Yıl 1985’ler. Mevsimlerden kış. Kuran kursu hocamız Ömer Hoca sabah ezanını okumuş, bizlerde Caminin küçük hücresinde vaktin girmesi içi oturmuştuk. Tam o esnada, köyün yaşlılarından Ö….. diye biri içeri girdi ve Hocaya şu soruyu sordu: Hocam! İnsan sünnetleri evinde, farzları da camide kılsa daha makbul değil mi? Hoca: “Evet, ancak kişinin evi camiden uzak değilse, sünnetleri evinde kıldığı takdirde farzları kaçırma ihtimali yoksa doğrudur dedi! Bizim (!) yaşı ilerlemiş lakin hamlıktan kurtulamamış olan Ö…: “Ho ho, o da ne ben hocaların g…. Yırtarım diye çok çirkin ve laubali bir söz söylemez mi?

                          Tabi hepimiz, durduğumuz yerde donup kaldık, hem söylediği söz bir Müslümanın söyleyeceği bir söz değildi, hem de onun gibi yaşını başını almış birin şahsına yakışmıyordu. Ama ham olan, hamlıktan bir türlü çıkmayan/çıkamayanların; özsüz söz girdabında boğulanların bol olduğu bir toplumda/bir dünyada yaşıyorduk. Tabi Hoca onun söylediği o adaba mugayir sözüne çok sinirlendi ve kendini tutamadı yüzüne tükürmüştü!

                          Her neyse arada kocaman yıllar geçti/geçmesine rağmen; o yaşlı Ö….. hala hayatta ve hala ham! İşte değerli dostlar söz, özüne göre söylenmediği zaman; sahibini perişan ettiği gibi, etraftaki insanları da rahatsız eder haliyle! Sözün en güzeli Allah’ın sözü, yolun en güzeli Muhammed (s.a.v)’in yoludur! Her şeyin tek ve mutlak sahibi olan Allah’ın “söz” ünün dışına çıkan her söz merdut; O’nun kerim elçisinin yolunun dışına çıkan her yol da uçurum ve çıkmazdır! Bu gerçeğe vakıf ve vasıl olan/olanlar kurtuldu, basiretleri kör olan/olanlar ise yolunu/yollarını,kaybetti/kaybettiler…

                Yaşadığımız modern dünyada, ruhların hasta, mutsuz, huzursuz ve istikrarsız olmasının tek sebebi; “konuşan ağızların/dillerin, sözü/özüne göre söylemedikleri/söyleyemedikleri gafleti yatmaktadır… Bu gün, yaşlıların çoğu isimleri huzur evi olan, Hüzün evlerinde; gençlerin çoğu gayesiz ve idealsiz! Denizde yaşadığı halde susuz olan balık misali, her imkânın bol olduğu şu asırda; insanlık manevi olarak adeta yoksulluk ve miskinlik hayatı yaşamakta. Eşler birbirlerine saygı duymamakta, bir diğerinin hukukuna riayet etmemekte/kız anasını, oğlan babasını beğenmemekte… Ulusal/Uluslararası arenasına baktığımızda; sözü söyleyenlerin çoğunun, sözü hikmetine göre serdetmediklerini görmekteyiz. Politik demagojiler, siyasi laf ustalıkları, yaldızlı/kandırmacaya matuf olan mimikler/cümleler; “Sözü” özünün dışında kullandıklarından dolayı, insana/insanlığa müspet anlamda her hangi bir katkı sunmuyor/sunamıyorlar!... Günümüzde, gençliğin iyiye doğru yol almadığından yakınan (dünün gençleri) bu günün yaşlıları; dün gençlerine vermedikleri/veremedikleri özüne dönük sözün hesabını bu gün vermek zorundadırlar. Çünkü tohum ekmeyenin, mahsul beklemeye hakları yoktur. Söz, söz ola; sahibini hakka/hakikatin yoluna salık vere! Her sözünüz özünden gelsin. Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.