Korona salgını dolayısıyla zor günler geçiriyoruz. Zira mümkün olduğu kadar dışarı çıkmamaya gayret ediyorum. Mecbur kalınca da maske, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına “harfiyen” uymaya gayret ederek işlerimi halletmeye çalışıyorum.

            Geçen gün bazı giysilerin tadilatı nedeniyle terziye uğramak zorunda kaldım. İçeride iki bayan vardı. Ben dışarıda bekledim ve bayanların işinin bitmesiyle içeriye girdim. Ne yapılacağını izah ettikten sonra ne zaman alabileceğimi sorunca Terzi ancak dört gün sonra verebileceğini söyleyince çaresiz kabul ettim. Terzi,ismimi bir etikete yazıp giysilerin üzerine iğnelemeye çalışırken genel olarak esnaf arkadaşlara uyguladığım bir sosyal deneyi burada da yapma ihtiyacı hissettim. Bunun üzerine terziye hitaben

            “-İşler nasıl ustam? İnşallah çark dönüyordur.” Diye sordum.Terzi giysilerimi poşete yerleştirip rafa koyarken rafta birçok poşet olduğu gözüme ilişti. İşini bitiren terzi:

            “-İş yok ki iyi olsun. Hiç iyi değil işler.Hele bir de bu korona geldi. İşimizi mahvetti. İş mi var ki?” Terzi bu minvalde epey söylendi. Bunun üzerine ben de :

            “- Allah Allah. Sen bana giysilerimi ancak dört gün sonra verebileceğini söyledin. İş yoksa neden bu kadar gün yapmayıp bekleteceksin. Hemen bu gün yapsan olmaz mı? Ya sen tembellik yapıp çalışmıyosun ya da doğru konuşmuyorsun” deyince; Terzi, beklemediği bu tavır karşısında biraz afalladı. Sonra da:

            “-Canım iş yok dediysek yani Allah’a şükür tenceremiz kaynıyor ama yetmiyor işte”

Ben de:

            “-O zaman şükret be adam. Kazancını elinden alan mı var ki iş yok diyorsun. Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz” deyip çıktım. Arkamdan her ne dediyse bilmiyorum ama iyi şeyler demediği kesin.

            Aynı gündü. Eve geldikten sonra Eşim bir mobilya mağazasına gidip çocukların eskiyen yataklarının yerine yeni yatak almamız gerekiyor deyince bu günden iyisi yokdiyerek eşimle beraber çıkıp bir mobilya mağazasına gittik. İstediğimiz evsaf ve özellikte üç tek kişilik yatak alacağımızı söyledik.  Kısa sayılacak bir bakma-beğenme işleminden sonra anlaştık ve satın aldık. Mağaza sorumlusu genç bayan bize ancak altı gün sonra teslim edilebileceğini, zira her gün çıkan sevkiyatın dolu olduğunu söyledi. Acelemiz olmadığı için de kabul ettik. Bunun üzerine de ödeme, yazma, çizme kayıt işlemleri için ofis dedikleri yere geçtik. Ofiste Mağaza müdürü olduğunu söyleyen Genç bir adam vardı. Son derece mütevazı ve güler yüzlü biriydi. Doğrusu çok sevdim. Genç adam işlemleri yaparken alışkanlık olduğu üzere sordum:

            “-İşler nasıl. İnşallah istediğiniz gibidir.” dedim

            Müdür bey değişen bir yüz ifadesiyle ve sanki kurulmuş bir zembereğin boşalmasını andıran bir tavırla:

            “-Hocam inanın işler hiç iyi değil. Siftahsız dükkân kapattığımız günler oluyor. Biz perişan bir haldeyiz. Bütün esnaf kan ağlıyor. Hele de mobilya sektörü tam bitmiş vs. vs.” şeklinde epey bir dil döktü

            Genç adam bunları söylerken benden de tasdik etmemi, ona hak vermemi ve belki de birlikte ekonomimizin ne kadar bozulduğunu konuşacağımızın beklentisi içine girdiğini de hissedebiliyordum.  Hiç kesmeden dinledikten sonra gayet sakin bir eda ile;

            “-İşlerinizin bu kadar durgun ve kötü olmasına çok üzüldüm. Keşke elimizden bir şeyler gelse. Yalnız merakımı mazur görün bizim şimdi satın aldığımız yatakları müşteri temsilcisi hanımefendi ancak beş gün sonra bizim eve teslim edebileceklerini, zira o güne kadar her gün nakliyat aracının dolu olduğunu söyledi. Acaba biz mi yanlış anladık. Altı gün boyunca evimiz size çok yakın olduğu halde araçlarınızın alınan malları sahiplerine teslim etmeleri dolayısıyla boş olmadığını anladık. Başka bir anlamı var mı acaba. Madem işler bu kadar kötü ve durgun ise neden aldığımız ürünleri bu gün veya yarın bize getiremiyorsunuz?” dedim. Genç müdür benim bu tavrımdan dolayı biraz sıkılmış hatta terleme ye başlamış ve kem küm etmeye başlamıştı. Ben devam ettim

            “-Başımıza ne geliyorsa şükürsüzlüğümüzden geliyor. Bakın siz gençsiniz. Oluk oluk para akmasını beklemek hakkınız olabilir lakin kazandığımız ile yetinip şükredemezsek yani aza kanaat edemezsek çoğu da bulamayız.”

            Genç adam belki de müşteri olduğum için bana ve nasihatlerime tahammül edip “haklısınız” dedi. Mahcup bir eda ile de bizi kapıya kadar geçirdi.

            Arabamıza binip evimize doğru giderken evimize yakın bir yerde sadece şişe suyu satan bir su bayisinden içme suyu satın almak üzere durdum.  İçeri girdim Karşılıklı olarak gönül selamı ile selamlaştıktan sonra ben de işlerinin nasıl olduğunu sordum. İlginçtir ama aldığım cevap terzi ve mobilyacının cevabından farklı değidi. Sadece sucu, işlerinin iyi olmadığını söylemeye “çok şükür ama…” diyerek başlamış ve “ama”dan sonra öyle bir tablo çizmişti ki neredeyse ağlamıştı adeta. Biraz daha kalsam ters bir şeyler söylerim diye hemen “abone numaramı” söyleyip bir damacana su getirmelerini rica ettim. Vedalaşıp ayrıldım ve eve gittim.

            Gerçi Sucu her su istediğimizde “Hemen gönderiyorum” der ve geç gönderirdi ama bu sefer bizzat dükkânına gidip sipariş verdim diye belki erken getirir ümidiyle beklemeye başladım. Lakin bu sefer daha farklı oldu. Tam üç buçuk saate yakın bir zaman geçti ve hala suyumuz gelmeyince telefon açıp vaziyeti öğrenmek istedim. Aldığım cevap gerçekten ilginç idi. Sipariş verdiğimde işlerin çok durgun olduğundan dert yanan adam şimdi bana çok yoğun olduğundan dolayı dağıtım aracının ancak gelebildiğini, kusura bakmamamı söylüyordu. Dayanamayıp hani işler durgundu ve sen “nerdeyse siftahsız dükkân kapatıyoruz” diye dert yanmıştın dedim. Sucu beklemediği bu tavır ve cevap karşısında kem küm etmeye başlamış ve suyunuz birazdan kapıda olur diyerek telefonu kapatmıştı. Buna rağmen su telefondan bir saat sonra geldi.

            Allah tarafından bizlere ihsan edilen rızıkta esas ölçümüzü Bediüzzaman hazretleri şu şekilde dile getirmektedir.

“Bahtiyar odur ki; medar-ı saadet(mutluluk sebebi) ve lezzet olan iktisad ve kanaatlasa'y-i helâli(helal çalışma), bir nevi ibadet ve rızk için bir fiilî dua bilerek müteşekkirane(şükredercesine) ve minnettarane(minnettar olarak) o ihsanı kabul edip hayatını saadetkârane(mutluluk içinde) geçirir. Ve bedbaht odur ki; medar-ı şekavet(sıkıntı ve kötülüklerin sebebi) ve hasaret(ziyan, zarar) ve elem(acı) olan israf ve hırs ile sa'y-i helâli(helal çalışmayı) bırakarak, her kapıya başvurup, tenbelkârane ve zalimane ve müştekiyane(şikayet ederek) hayatını geçirir, belki öldürür.”

Afiyette kalın

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.