Yazmıyordum…

Suriye göçmenleri nedeniyle, birikimimin toplumsal olaylara dönüştükten sonra, gazetemden tarihe yazılı bir not düşmek istedim….

Hatırlayın…

Vali Nuri Okutan dönemiydi; motosiklet gösterileri yapılıyor, valinin dediğine göre, Urfa’ya 100 bin turist gelmesi hesaplanıyordu.

Fakıbaba belediye başkanıydı; Suriye ile olan dostluk ilişkilerimizi pekiştirmek adına Rakka şehri kardeş şehir ilan edilmiş, Rakka’da bir cadde asfaltlanarak Urfa caddesi adı verilecekti.

O yıllarda ABD, demokrasi getirecek(!) bir Ortadoğu Müslüman ülkesi daha bulmuştu.

Bu gelişme üzerine Suriye’de Türk bayraklı gösteriler başladı. Diktatör Esad gösterileri kanlı baskınlarla önlemeye çalışırken, iç savaş patlayıverdi…

İlk göç o sıralarda başladı…

Sonra Aynalarap, yani Kobani olaylarıyla Urfa’ya adeta tsunami biçiminde bir insan seli aktı.

Göçle gelen Suriyeliler aç ve açıktaydılar; pek çoğunun bir şişe suyun ne kadar değeri olduğunu o gün orada gözlerimle görmüştüm

Tüm şehir, hepimiz, yardım için seferber olduk.

Gelenler sadece yoksulluklarını taşımıyordu. Traktörüyle, bilcümle okumuş yazmış insanıyla, valisiyle, doktoruyla, şeyhiyle, müridiyle, sürüyle koyunlarıyla geliyordu. Ve tabii ki hırsızı, ipsizi, sapsızı, fahişesiyle; hatta teröristiyle geldiler.

Zamanla, parası, diploması, mesleği, meziyet ve yeteneği olanlar AB ülkelerine ve büyük şehirlere göçtü.

Bu kadar yüksek sayıda bir göçmen dalgasına karşı stratejiler geliştirecek kurumlarımız yoktu. Biz böylesi bir göçe hazırlıksız, bilgisiz, altyapısız yakalanmış olduk ve tabii ki süreci stratejik olarak yönetemedik!

Gelenlerin üst-kaymak-tabakası kapağı büyük şehirlere, Avrupa’ya atınca geriye alt gelir grubu ve çok az sermaye ile iş kurabilecek bir kesim kaldı.

Kısaca Ülkenin en yoksul ve işsiz sayısı en yüksek, sağlık ve yerel altyapısı yetersiz Urfa’ya; dünyanın en yoksul göçmen kitlesi yerleşti…

Öfke nerede büyüdü?

Suriye’den gelenlere yaşamlarını idame ettirecek çeşitli olanaklar verildi. Suriyelinin sağlık giderlerinin tamamı devlet tarafından karşılanırken; devlet desteği olduğu halde sigorta pirimin yatırmayan Mehmet efendi hastanede sıra beklerken, Suriyeliye ilacın ve muayenenin tamamen ücretsiz verildiğini gördü….

Kalfa Ahmet, sabah işe gittiğinde kendisinin yerine bir Suriyelinin işe başladığını gördü…

Oturma ve çalışma izni olmadığı için sigorta da yapıl(a)mayan Suriyeli savaş mağduru, yarı fiyatına çalıştıkça yerleşik olanlar işsiz kalıyordu.

Suriyelinin gelirken getirdiği lüks aracının ÖTV’si, egzoz vergisi, trafik cezası bile yoktu.

Çocuğunu üniversiteye yerleştiremeyenler, Suriyeli gençlerin sözlü sınavla burslu üniversitelere yerleştirildiğini gördü.

Zamanla şehrin en işlek yerlerine lokanta, kuyumcu dükkanı gibi işletmeler açıldı…

Eğlenceyi, gece hayatını çok seven Suriyeliler; kentin ana arterlerinde düğün salonu, türkü Cafe, Türkler adına ruhsat aldıkları işyerlerinde; pavyon, bar gibi yüksek gürültülü, içkili işyerleri işletmeye başladılar.

Oysa Urfa’da içkili yer açmak imkansızdı.

Gazeteler, Emniyet birimlerinin yaptığı bir denetimde 50’ye yakın konsomatris yakaladığını yazıyordu…

Kent merkezindeki Topçumeydanı her gece Nargile içen Suriyeli gençler kendi aralarındaki kavgalarla haber oluyordu.

Savaş mağduru Suriyeli genç kadınlar yasadışı evlilikler yapıyor, ikinci eş olmayı kabul ediyordu…

Mutsuzluk aile hayatlarını derinden etkilemeye başladı….

Urfa’da hemen her trafik ışığının altında, kucağında çocukla çocukların Suriyeli dilenci görmek sıradan bir olaydı.

Çocuğu bir merhamet aracı olarak kullanan dilenciler, “keyifleri yerinde çocuk yapıyorlar” imaj bıraktıklarını beklide hiç bilmiyorlardı.

Zaman zaman gazetelerden şöyle haberler geçiyordu; Gaziantep ve İstanbul da yakalanan Suriyeli dilenciler Urfa’ya gönderildi…

Veya şöyle bir haber geçiyordu “Gaziantep de kapatılan kamptaki Suriyeliler Urfa’daki kamplarına gönderiliyor. “

Urfa’da yıllarca aşı kampanyalarıyla yok olan hastalıklar; sıtma, verem, deri ve şark çıbanı daha fazla görülür oldu.

İki ülkenin vatandaşları arasında etik ve etik olmayan ilişkiler her gün biraz daha derinleşiyor.

Kadim halk, Suriyelileri ayrıcalıklı vatandaş olarak görmeye başladı…

Kendini 2. Sınıf vatandaş gözüyle görmeye başlayan, lümpen kesimde bir enerji birikiyordu.

Bu enerji zaman zaman Gaziantep ve Maraş’ta toplumsal olaylara, infiallere dönüşüyordu.

Ama Urfa’da kayda değer bir olay olmuyordu…

Bazen ergenlerin kurduğu, on binlerce takipçisi olan Face hesaplarından yapılan toplantı çağırıları küçük lokal olaylara neden olsa da ciddi boyutlara ulaşmıyordu…

Bu gidişat bugüne kadar Urfa için bu büyük bir onur vesilesi sayılıyordu.

Suriyelilere karşı Sıkışan enerji patlaması;

Urfa’da bilinen, tanınan bir aşiretin kollarından olan Dağ ailesi ile Suriyeliler arasında, çocuk servisinden başlayan olayın, Dağ ailesinden iki kişi pompalı tüfekle öldürülmesi sonucu; sosyal medyadan örgütlenen lümpen bir kesimin de katılımıyla büyüdü, toplumsal bir infiale dönüştü, ardından, Suriyelilerin yoğun yaşadığı bölgelerde, Suriyelilere ait işyerleri tahrip edildi.

Her toplumsal infialde olduğu gibi, Urfa’daki olaylarda da rahatsızlık duyulan, gayrimeşru hayat yaşayan Suriyeliler değil de; yerleşmiş, küçük dükkanlar açmış, düzenli hayatı olan, masum Suriyeliler zarar gördü.

Bu satırları yazdığım gün, olayların 6. Günü olmasına rağmen bu işyerleri hala kapalı. Bu insanlar evlerine artık ekmek götüremiyorlar!

Sokaklarda gece yarılarına kadar görülen Suriyeliler, yok!

Vali Erin’in üstün gayretleriyle olaylar bastırıldı, bastırılmasına ama biriken enerji orada bir yerde duruyor.

Ülkelerine gidip Savaşsınlar!

4 yıl önce Yönettiğim bir Tv programında bu soruyu canlı yayında bir Suriyeliye sordum?

-Kiminle savaşacağız düşmanımız kim? Kimin kimi vurduğu belli değil, dünyadaki egemen güçlerin uzantıları olan örgütler savaşıyor. Vatanın, başka bir ülke tarafından işgal edilir savaşırsın! Yönetime karşı savaşırsın? Ama Suriye’deki Savaş öyle mi?

Peki ülkenize dönmeyi düşünüyor musun? Diye sorduğumda ise

-Bu gece savaş bitse, bu gece yola çıkarım, demişti.

Bayramda giden nasıl geri dönüyor?

Bu soruya bir Suriyeli gözüyle cevap vermek gerekirse…

Evinizin damına bir gece bomba düşüyor, yerle yeksan oluyor, enkazında çocuklarınızın eşinizin cesedini bırakıp göçmüş, bir başka ülkede küçük bir düzen kurmuşsunuz. Bu düzeni yeniden bırakıp savaşın kısmen devam ettiği, ekonomik çarkın dönmediği bir ülkeye dönüp ne yapabilirsiniz? Açlık, susuzluk, işsizlik!

Peki, ziyaret edilen akrabaları nasıl yaşıyor? Ülkesinde kalanlar, kendi düzenlerini kurmuşlar bir şekilde kıt kanaat yaşıyorlar.

 Kim ülkesini terk etmek ister ki?

"Suriyeli küçük Aylan Kurdi'nin ölümünün ardından geçen bir yılda 4 bin 176 sığınmacı boğularak hayatını kaybetti ve Akdeniz her gün ortalama 11 sığınmacıya mezar oldu.”

Bir insan, nasıl olur da ailesiyle birlikte, ölümü göze alarak denize açılır?

Ne yapmalı?

Efendim “Suriyelileri kamplara gönderelim?”

Her şeyini  kaybetmiş bu insanların, çoğu yetim kalmış çocukların, sahipsiz kadınların, çadır kentte veya konteynerde bir mahpus hayatına mecbur bırakıldıklarını düşünün… Bir ay değil, iki ay değil; yıllarca bir kamp mahkumiyeti! Ayrıca o kampların içerisinde insanlık dışı muameleye maruz kalan, savaş mağdurları, savunmasız kadınları ve çocukları düşünün…

Kamplarda oluşan sektör, ele geçiren rantçılardan söz etmeye gerek var mı?

KAMP!  insani bir öneri değil!

Efendim “Suriyelileri tampon bölgelere yerleştirelim”

Bu öneri akılcı gibi görülse de çok da kolay değil, binlerce kişiyi taşımanın mali külfeti bir yana,altyapı hazırlığı bir yana halen Esad yönetimi Suriye’de varil bombaları yağdırırken, bu insanları canlı hedefe dönüştürmüş olabiliriz…

Mümkünse yarısını diğer illere dağıtılmalı…

Bugüne kadar Urfa, kent olarak gerçekten büyük bir insanlık sınavı verdi, vermeye de devam ediyor.

Urfa, tarih boyunca içeriden ve dışarıdan hep göç almış, bu göçerle gelen farklı kültürleri sindirmiş, harmanlamış, ortak kültürler oluşturmuş kadim bir şehir.

Ancak, savaş ve işgaller dışında, kentin demografik yapısını değiştirecek düzeyde göç almamıştır.

Suriyeli savaş mağdurlarının göçü bu kadim kültürü kısa sürede değiştirecek büyüklükte…

Yukarıda belirtilen örnekler dışında bir örnek vermek gerekirse;

Şehir planları gelişen nüfus ölçeklerine hazırlanır. Şanlıurfa ülkenin en doğurgan ve nüfusu en fazla artan illerinden biri, sayıları 500 bini bulan göçmenlerle birlikte şehir, bu ağırlığı taşıyamaz hale geldi. Çarpık olan kent planı, daha da çarpıklaştı. Ekonomik Krizle birlikte travmaya maruz kaldı.

Şehrin kokusu, dokusu, kültürü, her şeyi değişti…

Savaşmadığı savaşın, yenilen tarafına dönüştü.

Artık bu sorun, öyle hamasetle, ensar-muhacir muhabbetleriyle veya 5 yıldızlı otellerdeki “Göçmen entegrasyonu” adı altında, değişmeyen, ilgisiz insanların katıldığı, konferans ve sempozyumların eyleme, pratiğe dönüşmediği söylemlere düzelecek gibi görünmüyor.

Ciddi çözüm planlarının üretilip, yıldırım hızıyla hayata geçirilmesi gereken bir sorundur!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
urfalı 2 ay önce

savaş mağduru kadınlara çocuklara yardımcı olan el uzatan sivil toplum kuruluşlarına hayır sahiplerine teşekkürler