Asr-ı Saadette, Medine’nin başkent olduğu İslam devletinde yaşayan Münafıklar, küfürlerini korkudan gizleyip; Müslüman görünmeye çalışmakla, akıllarınca güya başta Efendimizi (s.a.v) ve Sahabe-i Kiramı aldatmaya çalışıyorlardı… Hâlbuki iç âlemleriyle ilgili, Efendimize (s.a.v) müteaddit ayetlerin nazil olmasıyla onların gerçek niyet ve gayeleri,en ince noktasına kadar açıklanmış ve bildirilmişti.

                                 Ne ki, azınlık ve korkak olduklarından dolayı; zahiren Müslümanlara şirin görünmeye çalışıp, Şeytan ve endadlarıyla baş başa kaldıkları zaman da, Müslümanlar için kuyu kazmanın planlarını yapmaktan geri durmuyorlardı… Medine’de Münafıkların lideri konumunda olan Abdullah İbn-i Selül,Ebu Cehilgibi kibrinekapılıp sırf nefsine yediremediğinden; sadece görünürde Müslüman olduğunu ilan etmiş ama asla Allaha ve onun Resulüne iman etmemişti! Genişlikte Müslümanların yanında durur, yaldızlı sözler serdeder, sırıtarak gününü kurtarmayı marifet sayardı(!). Ve tabi ki, Felaketlerin en büyüğü; “Müslümanların çoğunlukta olduğu toplumlarda; Tağut’ un hükmüne rıza gösterenlerin de gün geçtikçe çoğalmasıydı.” Bu felaketler zinciri dünden bu güne kadar hiç bitmediği gibi, yarında bitmeyecek ve kıyamete kadar da devam edecektir…

                                 Zor zamanve anlar gördüklerinde ise, kaşlarını çatar; hakaretamiz sözler söyler, İslami hükümler ile Tağut önünde muhakeme konusunda tercih yapmaları istendiğinde de Tağut ’un önünde muhakeme olmayı İslam’ınhükümlerine tercih edip küfürlerini kusmaktan da geri durmazlardı. “Sana indirilen (Kur’an)’a ve senden önce indirilen Kitaplara gerçekten iman ettiklerini iddia eden kimseleri görmedin mi? Tağut ’un önünde muhakeme olmak istiyorlar. Oysa onu inkâr etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan ise onları uzak/derin bir sapıklıkla saptırmak istiyor.” (Nisa/60)

                                 Evet, Tefsir usulünde; hükmün hususi olması umumi olmasına mani değildir kaidesince, söz konusu kategoriye giren herkesbu kapsamın dâhilinde yer almaktadır. Nifak (gizli küfür), Şirk ve aleni inkâr; karakteristik olarak, dün nasıl idiyse bu günde aynıdır. Sadece modern çağda Modernist,batıcı, Müsteşrik bir kısım kalın kafalıların; bu gibi zihniyetsahiplerini ve modern deyimle ideolojilerini temize çıkarmak için kaide ve ilkeleri zorlamakla, değişik sahte kılıflar giydirmelerinden başka değişen hiçbir şey olmamıştır…

                                 Günümüzün modern ve Seküler dünyasında, Nüfusu 1,8 Milyar olup ve dünya nüfusunun neredeyse üçte birini teşkil eden Müslümanlar; İslam’ın hükümlerini sosyal, siyasal, askeri, ekonomik, ticari hukuki ve muamelat alanlarında, yaşamlarında olmadığıve beşeri kanunlara rıza gösterdikleri (istisnalar hariç) günden bu ana kadar, asla iflaholmadılar, felahın yüzünü görmediler! Ve bu eksen kayması hadisesinden sonra da, kocaman bir coğrafyanın geldiğibu günkü acı dolu tabloyu oluşturdu. Her ne kadar bu gün, Tağut’ un önünde muhakemeye razı olmadıklarını söyleyenler olsa da; gerçek şu ki, çoğunluk olarak yaşayış ve davranışta İslam âlemibu gün;Tağutların hükmettikleri bir dünyada yaşadıklarıdır.

                                 Bu gün, adı acılarla, savaşlarla, katliam ve işgallerle anılmakta olan İslam coğrafyasının başına gelen bela ve musibetlerin temel sebebi; Allah ve Resulü’nün emirlerini bir kenara bırakıp, ecnebileri taklide yeltenmeleri, birde İslam hukukunu bırakıp Tağut’ un (Tağutların) hükmüne müracaat etmekten beis görmeme gafletleri,rıza göstermeleri yatmaktadır. İran ve Suudi Arabistan gibi bazı ülkelerin, deryadan katre misali uyguladıkları İslam hukuku; onların da paçasını Tağut’ un pençesinden kurtarmaya yetmediği gün gibi aşikârdır…

                                 Çünkü Allah’a, O’nun Resulü’ ne, ahiret gününe iman edipve hesap günü şuurunu taşıyan her Müslümanı; Allah ve Resulü’nün hüküm ve emirlerinden başka her hangi hükümler, emirler bağlamaz, bağlayamaz! Ancak, müstevli güçlerin istilası ve esaret gibi insan hürriyetini elinden alan etkenlerinsöz konusu olduğu durumlar istisna. Bunun dışında, Müslümanların başka hükümlere, (ikrah ve cebir gibi durumlar hariç) rıza gösterip ve Tağut’ un muhakemesine müracaat etmeleri durumunda onları; yukarıdaki ayetine uyarı ve ikazına muhatap kılacaktır, kılmaktadır ve işi itikadı zedeleyecek duruma kadar götürmektedir!

                Tağut: “Allah’a rağmen, kanun ve yasa ihdas edip ve onları insanların hayatına tatbik etmek için; tedavüle koyan,koymaya çalışan herkesin, her nesnenin ve her oluşumun adıdır… Bunun canlı veya cansız bir şey olmasının pek fazla bir önemi yoktur. Zaten Cahiliyye dönemindeyaşayan insanların çoğunu, mazi de veya mevcut hayatta olan ekâbirlerinin hükümleri bağlamıyor muydu? Onun için, Tağut; Toplumsal olarak insanları, yönetme, yönlendirme, idare etme ve indi hükümler koyma yetkisini kendisinde gören herkesin, her şeyin ve nesnenin genel adıdır. Bunun azgın bir insan (insanlar) veya Şeytan olması, sonucu değiştirmiyor! Ve bu hükümlere rıza gösteren herkes, doğruyu bulup hakikate teslim olana kadar; (İnadi, cehli ve nifaki durumlarına göre), yanlış yolda olup her hangi bir Tağut’ un (canlı veya ölmüş fark etmez) yolundadırlar... Allah cümle Müslümanları, Tağut ve onun hükmüne severek rıza gösterenlerin şer ve fitnesinden muhafaza eylesin! Kalın sağlıcakla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.