UA-89691712-1

                             Unutulmayanlar, tutunamayanlar ve şimdi de; Tarihe not düşenlerle ilgili birkaç kelam edelim… Tarihe not düşenler; fikir ve zikir işçiliğini yaparak, beşerin hafızasını, kirli ve şerli şeylerden temizlemek uğruna; gecesini gündüzüne katıp, rahatlarından feragat eden isimsiz Kahramanlardır… Evet, Söz konusu Kahramanlar içinde, bizimde birçok kahramanımız vardır. Çünkü onlar, tarihe not düştükleri gibi; aynı zamanda nice taze ve temiz beyinler için de kullanmışlardı dertli ve kederli kalemlerini.

                             Kur’an Şairi Akif’ den, Kaldırımlar Şairi Necip Fazıl’a; Sezai Karakoç’tan Erdem Beyazıt’a varıncaya dek; ve nice dertli yürekler, şu gök kubbemizin altında birer hoş sada bırakmakla tarihe not düşmediler mi?… İnsanlık tarihiyle yaşıttır aslında, tarihe not düşenler!... Zira onlar, hakkın davasının yükünü omuzlarında taşıyan; her devrin ve zamanın, vefakâr ve cefakâr şahsiyetleridir. Onlar, hiçbir zaman kulların önünde iki büklüm olmadılar, rızık endişesi taşımadılar, yalakalık etmediler, yaranmak adına ona buna kapı kulluğu yapmadılar; çünkü onlar, sadece ve sadece “LA” ile inkâr etmişlerdi hakka başkaldıran tüm oluşum ve varlıkları; “İLLALLAH” ile ikrar edip teslim olmuşlardı yüceler yücesi olan her şeyin gerçek sahibine…

                             Öyle değil mi? Mesela, Hz. Bilal’i Kâ’be’nin üst duvarına çıkaran ruh ile; İmam Ahmed İbn-i Hanbel’e Kur’an mahlûk değil, o Allah kelamıdır dedirten de, aynı kaynaktan beslenen ruh ve iman değil miydi? Âdem babamızın ilk oğlu Habil’de, hakka isyan etmeyi değil teslim olmayı şeref addettiği için; insanlık tarihine unutulmaz bir not düşmüş ve Kabil’in soyundan gelenlere kıyamete kadar bir ders vermişti… Şu gök kubbemizin altında, nice isimsiz kahramanlar; insanlık namı hesabına yani yararına, ne kadar notlar düştüklerini ancak bir olan Allah bilir…

                             Tarihe not düşenler, olumsuzluğun değil olumlunun; savaşın değil barış ve sulhun; kinin ve nefretin değil sevgi ve merhametin; ayrıştırmanın ve bölmenin değil, birleştirmenin ve toplamanın; husumet ve düşmanlığın değil, dostluk ve muhabbetin yanında daima yer almışlardır. Zaten onları ayrıcalıklı yapan da, onların o yüce, ulvi, duygu, düşünce ve meziyetleridir… Tarihe not düşenler, başkası ağlarken gülmeyip ağlayan; başkası aç ve perişanken rahat uyumayanlardır. Tarihe not düşenler; isimlerini kin ve nefret kalemiyle kara sayfalara yazdıranlar değildir. Öyle olanlar, insanlığın vicdan mahkemesinde ebedi olarak yargılanıp mahkûm olan zalim ve gaddarlardır.

                             Tarihe not düşenler; yeri geldiğinde kalemlerini, hakkın davası uğrunda kılıç yapıp her şeylerini feda edenlerdir. İmam İbn-i Teymiyye, Şehid Hasan Elbenna, Seyyid Kutub ve daha niceleri gibi… Mustafa Sabri Efendi, Zahidül Kevseri, Atıf hoca, Malcolm X ve Şehid Metin Yüksel gibi… Her birinin hayatından, alacağımız binlerce not ve derslerin olduğu; nadide dava erleri, insanlık tarihi devam ettikçe, onlar da var olacak ve güzellik adına durmadan tarihe not düşeceklerdir.

                             Evet, tarihe not düşenlerin; dünyadan göç edenlerine rahmet temenni ederken; hayatta olanlara da, daha nice güzel notlar düşmeleri için sıhhat ve afiyetler dileriz. Kalın sağlıcakla. 14 Mart 2019.        

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.