Masumiyet ve Kader Filmlerinde Kadın Şiddeti ve Aşk

Sıradan, vasıfsız, yoksul ve gelecek kaygısı olmayan Bekir’in saplantılı ve çaresizliğin bütün acımasızlığıyla iliklerine işlemesini konu edinen filmler aşkın kişinin yok edişini merkeze alır.

Bekir, Uğur’un kendisine karşı vurdumduymazlığına istenmemesine, dışlanmasına, yüz vermemesine rağmen Uğur’dan umudunu kesmeden ailesini, evini, işini bırakarak peşinden şehir şehir dolaşmasına tanık oluruz ki Uğur başkasına Zagor’a âşıktır.

Bekir’in intihar etmesiyle yerini aynı özelliklere sahip Yusuf Uğur’a teslimiyetçi bir şekilde âşık olur. Yusuf ve Bekir erkek olmalarına rağmen Uğur’a karşı çaresiz ve pasif bir tutum sergilerler. Uğur daha baskın ve etkileyicidir. Erkeklerin isyanına rağmen Uğur alttan almaz, tavırlarından taviz vermez. Uğur ikisine de psikolojik/duygusal baskı kurar ve istediği gibi ikisini yönlendirir. Bekir’in sessizliği bazen öfkeye ve öldürme girişimlerine sebep olsa da her seferinde çaresizce köşesine çekilir, sessizliğe bürünür. Bu sessizlik kabulleniştir. Aynı tavrı Yusuf’ta gösterir. Hatta Yusuf’un sessizliği ve çaresizliği duruşuna fazlasıyla yansır. İkisinde de kadını her şeyiyle kabul etme ve itaat eylemi vardır. Kadın belirleyici olunca da kadına sözleri yani güçleri geçmez. Erkeklik otoritesi kayboluşunu görürüz.

Uğur hayat kadını olması ve başka bir erkeğe aşık olması iki erkeğin umurunda değildir. Kadın bunu açıkça dile getirse de iki erkek bunu itiraz etmezler, umutla Uğur’un kendilerini kabul etmesini beklerler. Öyle ki Uğur kendisine kayıtsız şartsız kabullenen bu erkeklerle cinsel beraberlik yaşamaz. Hayat kadını olmasına -sürekli başka erkeklerle beraber olup hapisteki sevgilisine para verir- rağmen Bekir ve Yusuf’a bedenini sunmaz, bunu onlardan esirger. Bekir’in onca tutku ve arzusuna cevap vermez. Uğur inadına Bekir’e kendisini vermez. Bekir Uğur’un bu tavrı yüzünden deliye döner, saplantısı derinleşir. Arzularını gerçekleştiremediği için de Uğur’a olan duyguları nedeniyle Uğur’un kölesine dönüşür. Uğur Bekir’i elinde tutmak için ve işlerini gördürmek adına Bekir’in arzularına bilinçli olarak karşılık vermez. Uğur bilir ki bedenini Bekir’e sunarsa Bekir’in kendisine karşı olan arzuları ve saplantısı azalır veya kaybolur. Uğur böylece Bekir’i yanında tutmak için uzak durur. Ama diğer erkeklerle de rahatlıkla beraber olur. Öyle ki Bekir bu gidiş gelişlerde kendisine eşlik eder. Gönüllü pezevenklik eder. Bu durumun Yusuf içinde geçerli olduğunu da hatırlatalım.

Bekir’in intiharı bir kadına karşı yenilgisi olduğu kadar aşka duyulan umudun da yitirilmesidir. Aşk acısı dayanılmaz olmuş, erkek kaldıramamış aşkın altında ezilmiştir. Aşk burada bir yıkım, bir yok ediştir. Aşkın tüketici ve saplantılı hali sadece Bekir ve Yusuf’ta görülmez. Bu iki erkek kadar Uğur da saplantılı bir aşkın peşinde tükenişin içindedir. O da Zagor’a tutkundur. Zagor işlediği cinayetler nedeniyle hapishane hapishane dolaşır. Dolaysıyla Uğur’la bir birlikteliği yoktur. Adeta Bekir’in Uğur’a olan tutkusu ve aşkı, Uğur’un Zagor’a karşı duyduğu tutku ve aşkla aynıdır.

İki filmde Uğur’un baskın ve ayakları üzerinde durabilmesi, erkeklere kendini ezdirmemesi, muhtaç olmaması kadının güçlülüğüne işaret etse de diğer kadın karakterler tam tersidir. Yusuf’un ablası, Bekir’in karısı gibi kadınlar pasif, çekingen ve kendilerine yaşatılanlara karşı kabulleniş içindedirler. Yusuf’un ablası kocasına gördüğü şiddette karşı sessizdir. Konuşmaz. Tepkisini ya da çaresizliğini konuşmayarak gösterir. Böylece erkeğe meydan okur. Erkeğin varlığını ve otoritesini hiçe sayar. Bu erkeği daha da çileden çıkarır. Çünkü erkek görülmezlikten gelinmeyi hesaba alınmamakla eş değer görür. Bu onu daha da öfkeye boğar. Fiziki şiddete dönüşür. Birebir olmasa da Bekir’in karısı da isyan etmez. Sesi cılızdır. Uğur’un kızı Çilem konuşmaz. O da Uğur’un kocasından gördüğü şiddet nedeniyle özürlü kalmıştır. Uğur onca kabadayılığına rağmen kadın olmanın getirdiği şiddeti fazlasıyla yaşamıştır.

Kadınların sessiz direnişi yukarda değindiğimiz Barda ve Gemide filmlerin kadın karakterlerinde de vardır. Gemide filminde taciz ve tecavüzlere uğrayan yabancı uyruklu kadın kendisine yapılanları sessizce izler, sessini çıkarmaz. Barda filminde taciz ve tecavüze uğrayan kadınlar filmin sonunda sessizdirler. Bakışları konuşur.

Masum ve Kader filmleri kadına yönelik şiddeti bütün çıplağıyla gözler önüne serer ve insanın kötü yönünü dışa vurarak insanın karanlık yüzünü sorgular. Ancak bu sorgulamayı Serdar Akar gibi tutunamayanlar üzerinden yapar. Şiddetin kaynağını, nedenleri bunun üzerine yığar, sorgular ve yargıda bulur. Bu ötekileştirmenin başka adıdır. Toplumun bir kesimini suçlamaktır. Kötülüğü eğitimsiz, yoksul ve işsizler üzeriden çözümlemek ve tam tersi durumunda insanlarda bunu aramamak anlam daralmasına neden olmaktadır. Şiddetin sınıfsal eğitimsel ve ekonomiksel ayrımları yoktur. Şiddet her sınıfın sorunudur. Kötülük her insanın bir parçasıdır. İnsanın karanlığı, caniliği da sadece erkeğe de mahsus değildir…

Örnek filmlerden görüleceği üzere sinemada kadın şiddeti bütün yönleriyle senaryolara yansımış ve şiddet ve aşk iç içe olduğu anlaşılmaktadır. Gerek saplantılı kişilik ve aşkları olsun gerek düşük gelirlerin şiddette daha fazla eğilimleri olsun bu aşkın şiddeti aşamadığını göstermektedir. Burada alıntılamayan ancak üst gelirli ve eğitimlilerin de şiddette fazlasıyla bulaştığını, onlarında saplantılı aşklara sürüklendiğini konu edinen onlarca filmde mevcuttur. Burada önemli olan sinemanın toplumdaki şiddetten ve saplantılı aşklardan yola çıkarak durum tespiti yapmasıdır. Kısa alt metinlerle nedenler açıkça dillendirilmediği gibi yapıcı çözümlerde görülmemektedir. Var olanı dile getirmek ve hatta olanı acımasızca eleştirmekten öte bir sinemanın bir işlevi görülmemektedir.

Sinema aşk filmlerle seyirciyi aşık edemediği gibi şiddetle şiddeti var edemez ancak seyirci kendine göre gerekçeler üretmesine ve bu gerekçelerle kendini haklı çıkarma pozisyona taşıdığı unutulmamalıdır. Sinema bu algı görevini fazlasıyla farkındadır ve adımlarını ona göre atmaktadır. Dolaysıyla sinema masum değildir ki Barda filmin son sahnesinde suçlulara cezalandıranlar yönetmenler olması, yönetmenlerin taraflarını belirlediğini göstermektedir. Barda filmdeki yönetmenlerden biri de Masumiyet, Kader filmlerin yönetmeni Zeki Demirkubuz’dur. Yönetmenleri tavrı, yönetmenlerin söz sahibi olduklarını ve düşüncelerini dillendirdiğini göstermektedir.

Filmlerin yönetmenin penceresinde yansıyanlardır, yönetmenin gördükleri filmlerle yönetmenle sınırlı kalmamaktadır. Kitleleri etkilemektedir. Bu dört filmde de hedef tahtasına oturtulan dar gelirlilerin şiddette daha fazla eğilimli olduklarının ileri sürülmesidir. İki yönetmenin üçüncü sayfa haberlerinden yola çıkması ve bunu gerekçelendirmeleri tek neden bu olsa gerek.

Aşk, kadın ve şiddettin iç içe oluşu her yönetmenin kendi yorumu bize bazı gerçekleri yansıtsa da ekrana yansıyan her şeyin birer bir doğruluğu kabullenemez ve tartışmaya açıktır

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.