Türkiye sineması 1922 yılından bugüne iki konuyu ötekileştirdi: tarih ve din. Tarih ve din konularını dışlamakla beraber aradaki değinileri de manipüle etme üzerine kurgular oluşturuldu. Gerek cumhuriyet öncesi tarihimizde gerekse kurtuluş savaşı ve sonrasında sinema için bol konu varken sinemamızda bu derinlik görülmedi. Kurtuluş savaşı dönemini de Kemalist bir anlayış ve dar bir bakış açısıyla işledi. Değinilerde Kemalist anlayışın oturtulması ve yeni devletin gerekliliğinin etrafında dönüldü.

Kurtuluş savaşı arifesinde bile Türkiye sineması kurtuluş savaşına yönelik filmler yerine aile ve cinselliği konu edinen filmleri tercih etmiştir. Ki savaştan yeni çıkmış bir milletin hafızası, kurtuluş savaşında mücadele eden asker ve komutanlar hatta Atatürk hayatta olmasına rağmen sinema kurtuluş savaşına ilgi duymamıştır. Sinema dönemin gerçekliğine, şartlarına uygun film üretememiştir. Bunun yerine dediğimiz gibi ailenin gereksizliğini konu edinen, cinselliği vurgulayan ve din adamlarını karalayan konuları tercih etmişlerdir. 1922 -1939 yılları arasında Muhsin Ertuğrul’un tekelindeki sinema döneminde Ateşten Gömlek(1923) ve Bir Millet Uyanıyor(1932) iki film kurtuluş savaşına değinmiştir ki Ateşten Gömlek Halide Edip Adıvar’ın romanından uyarlamadır. Yönetmenlerin özgün senaryoları bile ortada yoktur. Savaşa tanıklık eden yüzlerce, binlerce insan varken özgün hikâyelerin oluşturulamaması tuhaftır. Muhsin Ertuğrul filmlerle bir döneme ışık tutmamış, milli bir şuur oluşturmamıştır.

İlerleyen yıllarda da Türkiye sinemasında kurtuluş savaşına yönelik ciddi filmler görülmez. Tek tük filmler dışında ciddi bir eğilim yoktur. Sadece 1958-1961 yıllarında Kurtuluş Savaşına yönelik film sayısında bir artış olmuş. 1970’lerden sonra ise Kara Murat, Tarkan, Battal Gazi gibi tarih filmleri popülerlilik kazanmıştır. Bu filmlerde de Türk milletinin büyüklüğü, kahramanlıkları, savaşçılığı ve düşmana karşı üstünlükleri işlenerek bir milliyetçilik propagandası yapılır. Bu filmler ilerde yapılacak tarih filmlerine Kurtuluş Savaşı konu edinen filmlerin kurgularının alt yapısını da oluşturacaktır. Bunlar Türklerin yenilmezliği, Türklerin dünyanın en güçlü milleti olduğu, Türklerin adalet dağıttığı, Türklerin ne kadar merhametli olduğu gibi milliyetçi duyguların sloganlarla diri tutma çabası görülür.

En çok işlenen başka bir konu ise filmdeki kahramanın düşmanın kadınlarıyla aşk yaşamalarıdır. Türk Müslüman kimliğine rağmen kahramanlar çapkındır, güzel gördükleri kadınlarla tereddüt etmeden beraber olurlar. Kendilerine âşık ederler. Kadınların ağzından Türklerin ne kadar yüce bir millet olduğu anlatılır. Kadınlar Müslüman olur ve Türklerin davalarındaki haklılığı gördükleri için kendi ülkelerine ihanet ederler. Düşman kadınları bakımlı ve güzeldirler. Bunun tersi Türk kadınlar da bu bakım ve güzellik çok ön plana çıkmaz. Ayrıca Türk kahramanlar düşman kadınlarına karşı gösterdikleri çapkınca davranış ve sözleri Türk kadınlarına karşı görülmez. Aksine daha namuslu bir tavır takınırlar. Bacı, kardeş nitelemesi görülür. Yine Türk kadını bu filmlerde namusuna düşkün ve bedeni ile görülmez. Kahramanlarımız bunun anlayışın sonucu gereği Türk kadınından uzak durur, arzularını düşman kadınlarla tatmin etmeyi tercih eder.

Kurtuluş Savaşı konu edinen filmlerin ana teması İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve lojistik malzemelerin gizlice gönderilmesi, padişah yanlılarla mücadele ve işgalci güçlerin kendilerine çıkardığı engellerdir. Düşman üzerine çok bir yoğunlaşma görülmez. Daha çok padişah yanlıları ve Kurtuluş Savaşına karşı çıkan din adamları konu edinilir. Derinliği olmayan söylemler dillendirilir. Osmanlı Devleti’nin yine getirilecek sistem ya da Osmanlı sonrasına dair bir söylem görülmez. Öncelikli hedef ülkenin işgalden kurtarılmasıdır.

Azınlıkların Kurtuluş Savaşı’na bakışı da ikiye ayrılır: Osmanlı’yı yıkmak isteyen, Kurtuluş Savaşı’na karşı olanlar ve Osmanlı’nın yanında yer alan, Kurtuluş Savaş’ına destek verenler. Azınlıkların çoğu düşman olarak görülür ve çeteleşmelere değinilir. Bazı yerlerde azınlık çetelerle çatışmalar görülür…

Kurtuluş Savaşı Türkiye sinemasında yeterince yer bulamamış, çekilen filmlerde Kurtuluş Savaşı ruhunu yansıtmakta yetersiz kalmıştır. Çekilen filmlerin kurguları birbirine benzerlik göstermekte, özgün senaryolar yazılmamıştır. Ki filmlerin bazıları edebiyat romanlarından uyarlamadır. Uyarlamalar da romanların etkisi görülmektedir. Romanlarda daha çok cumhuriyet sonrası yazıldığı için Kemalist perspektifle kalem alınmıştır. Osmanlı yok sayılmıştır. Hatta Osmanlı yönetimine yönelik eleştiriler fazladır. Bu eleştiriler de daha çok Osmanlı Devleti’nin yıkılması gerektiğine dairdir.

Kurtuluş Savaşı’na dair örnek filmler:

Ateşten Gömlek(1923), Bir Millet Uyanıyor(1932), İstiklal Madalyası(1948), Vurun Kahpeye(1949), Ateşten Gömlek(1950), Düşman Yolları Kesti(1959), Bu Vatanın Çocukları(1959), Ateşten Damla(1960)…

II.

Son Osmanlı Yandım Ali İngiliz gemilerin İstanbul’a demir atmasıyla İngiliz askerlerin İstanbul’da kontrolü ele almasından Mustafa Kemal’in kurtuluş direnişini Samsun’a gidip başlatmasının arasındaki zaman sürecini konu edinmektedir. Bu süreçte sıradan bir yaşamı ve tek derdi sevdiği kadına kavuşmak olan külhanbeyli Yandım Ali’nin milli şuur bilincini kazanmasının sürecini görüyoruz.

Yandım Ali sıradan ve iyi dövüşçü olmasının dışında bir özelliği olmadığı görülse de gizli örgüt Karakol kadar geçmişi karanlık ve karışıktır. Film Yandım Ali’nin kimliği ve kişiliği konusunda net bir şey ortaya koymamaktadır. Geçmişinde Osmanlı’nın birçok cephesinde savaşmış bir asker, gemide komutanını kollayan yurtsever, yabancılardan dövüş eğitimi almış bir dövüş ustası, neden/nasıl külhanbeyli olduğu belli olmayan bir geçmiş, Defne ile ilişkisine dair bilgi ve kurtuluş savaşına karşı neden umutsuz olduğunu bilmediğimiz birçok konuda film bize bilgi vermiyor. Ortada etrafı kırıp döken, bağıran, önüne gelen kadınla beraber olan, iyi yürekli bir adam vardır.

Son Mohikan filmin ismini çağrıştırması kadar Osmanlı döneminin bittiğini yeni bir devletin/dönemin başladığını filmin isminden anlıyoruz. Yandım Ali kişiliği üzerinde bir Osmanlı devletin manzarası çizilmiştir. Yandım Ali yersiz yurtsuzdur. Tutunacağı bir mesleği, ailesi, arkadaşı ve evi yoktur. Adeta Osmanlı gibi kimsesiz, sahipsizdir. Ortalıkta kafası karışık bir şekilde dolaşmaktadır. Eğlence âlemlerinde ve kadınlarda teselliyi aramaktadır. Osmanlı’yı biraz dağıtan sorumsuz ve eğlenceye düşkün yöneticileri temsil eder ve dönemin yöneticileri ve aydınları kadar memleket meselelerine karşı biraz duyarsız biraz umutsuz ve de ne istediğini bilememektedir. Devletin geleceğine dair umutları yoktur. Ancak bu düşüncenin oluşum izlenimleri yoktur. Görünen tek neden Osmanlı’nın yenilmesi ve İstanbul’un işgal edilmesidir. Siyasetten ve memleket sorunların uzak bir kişiliğin vurdumduymaz tavırlarından kendini vatan için mücadele içinde bulunması ölmemiş mertliğe ve üstlendiği sorumluluğa bağlanır. Tabii külhanbeyli de olsa konu vatan olunca akan sular durur ve gereken yapılır. Nitekim kumar masasında silah zoruyla kazandığı paraları bitkin, yorgun düşmüş ve çaresiz kalmış Osmanlı askerine memleketlerine/köylerine dönmeleri için düşünmeden verir. İngilizlerin Türk bayrağına laf atmaları karşısında şahlanması gibi örnekler her Türkün içinde vatan, bayrak sevdası olduğu, gerektiğinde kendisine düşeni kimse söylemeden yerine getirir anlayışı Yandım Ali’nin ilerde vatan için mücadele edeceğine işaret eder.

Yandım Ali klasik Battal Gazi, Tarkan, Kara Murat filmlerdeki gibi düşman ya da azınlık gibi milletlerin kadınlarıyla beraber olur ve kendine âşık eder. Nadya ve Collette güzel kadınlar Yandım Ali’ye aşık olur ve beraber olurlar. Burada klasik Türk erkeğin cazibesi, yakışıklılığı, cesareti ve çapkınlığı öne çıkar. Türk erkeği istediği yabancı kadını baştan çıkarır ama kendini onlara kaptırmaz. Düşman milletlerin kadınlarıyla aşk yaşasa da ve onlar için ideal erkek olsa da kadınlar vatanın önüne geçmez. Bu kadınlar Türk erkeğin vatan sevgisini elinden alamaz. Aksine bu kadınlar Türk erkeğin cesareti, vatan sevgisi, fedakârlığı ve haklılığı karşısında etkilenir ve Türklerin mücadelesine hak verir, kendi soydaşlarına/ülkelerine sırt çevirirler. Nadya da Yandım Ali’ye aşık olur ve yardım eder. Kadınların Türk erkeğini baştan çıkaramamanın ve saf değiştirmemenin yanında yabancıların gözünde Türk erkeğin vatan sevgisini görürüz. Ayrıca bu kadınlar Türk erkeği üzerinden Türk milletine övgüler yağdırır. Böylece düşman milletlerin kadınlarından Türklerin haklı mücadelesi dillendirilir. Nadya öldürülmeseydi büyük ihtimalle Anadolu’ya geçip kurtuluş savaşına katılacaktı.

Üzerinde durulması gereken Türkiye sinemasındaki tarih filmlerinde düşman milletlerin kadınlarının Türk erkeğine âşık olmasıdır, neden Türk erkeği düşman milletlerin kadınlarıyla beraber olmaktan zevk alır? Nitekim kendi milletlerindeki kadınlarla evlilik dışında beraber olmazlar. Defne’nin yabancı uyruklu kocasına ben başkasına âşık olsam da seninle evliyim, başkasıyla beraber olmam sözleri manidardır. Türk kadını namusunu korur ve namusuna leke düşürmez başkasına âşık olsa da. Kocasını sevmese de aldatmaz. Türk kadının onuru, gururu, namusu ve kişiliği yüceltilir. Erkek ise namus konusunda Türk kadının sergilediği erdemi göstermez. Müslüman olmasına rağmen önüne gelen kadınla birlikte olur. Öyle ki başka kadına âşık olmasına rağmen bunu yapar. Yandım Ali Defne’ye âşıktır ama sadakatsizdir. Defne’nin gösterdiği sadakati gösteremez. Yandım Ali beraber olduğu kadınlarla zevk için beraber olur. Kadınların bedenlerinden faydalanır ve bu ekrana belirgin olarak yansır. Yüzündeki sırıtışlar eksik olmaz. Türk erkeği düşman milletin kadınlarını istediği gibi elde eder algısı oluşturulurken farkında olmadan Türk erkeğin kadının bedenini kendi şehvi duyguları için kullandığı ve kadına bakış açısının cinsellikten ibaret olduğu imajı verildiği fark edilmemiş olsa gerek. Önüne gelen kadınla beraber olmak Türk erkeğin adeta düşmandan kadın üzerinden intikam alışıdır. İşin kötü tarafı da bu ahlaksızca yaklaşımın övgü ve marifetmiş gibi yansıtılmasıdır. Diğer taraftan ise İngiliz komutanın Defne’ye olan ilgisi ise iğrenç bir tutum olarak gösterilir.

Tarih filmlerinde olduğu gibi kurtuluş savaşını konu edinen filmlerde ki Son Osmanlı Yandım Ali’de de üç düşman vardır: işgalci güçler, iktidardaki yöneticiler ve düşmanla işbirliği yapan hainler. Yandım Ali filminde de Osmanlı yönetimi, İngilizler ve İngilizlerle işbirliği yapanlara karşı bir mücadele vardır. Yandım Ali filminde Osmanlı yönetimi ve padişaha karşı doğrudan bir eleştiri görülmez ancak Osmanlı yönetimin çaresizliği ve teslimiyetçi anlayışı alt metinlerde vurgulanır. Doğrudan düşman İngilizler görülür. Bir de İngilizlere iş bilirliği yapan Kara Necati ve Çukurçeşmeli Osman’ın üzerinden film daha çok ilerler. Kara Necati’inin casusluğu ve hainliğine dair nedenlerden bahsedilmez ama Çukurçeşmeli Osman’ın ihanetine dair nedenler filmin sonunda değinilir ancak yine de ne kadar vatansever olduğu, pişmanlığı vurgulanır. Çukurçeşmeli’nin gerekçeleri de çok inandırıcı değildir. Film İngilizlerle doğrudan mücadele etme yerine klasik ve kolay yoldan içerdeki hainleri konu edinmiştir.

Çukurçeşmeli Osman sıradan biri değildir. Dönemin aktif ve gizliliği ile ün salmış Karakol örgütün ileri gelenlerindendir. Kurtuluş savaşı için mücadele eden örgütün üst düzeyinde birinin deşifre edilmesi ve bunun bilinmemesi ötesinde vatanseverlerin ailelerini gözünü kırpmadan feda ettiği ve ailece savaştığı bir dönemde Çukurçeşmeli’nin ailesini bahane etmesi ve üstelik ailesinin yurt dışında olması demesi pek tutarlı bir gerekçe değildir. Bu vatanseverlerin şartlar tersine döndüğünde kolayca hain olabileceğini göstermektedir. Bu hainler o dönem kurtuluş savaşını başlatacak komutan kadrosunu koruma görevi almışlardır. Bu kurgu 1970’lerin tarih filmlerinin izinden giden bir anlayışın ürünüdür. Kara Murat, Battal Gazi, Tarkan filmlerindeki örneklere bakılabilir.

Yandım Ali ile Çukurçeşmeli arasındaki temel farkta burada görülür. Yandım Ali uğruna hayatını defa etmeyi göze aldığı Defne’den vatanı için vazgeçer. Bu da dramatik bir sahne ile süslenir. Çukurçeşmeli ise ailesi için vatanına ihanet etmiştir. Tabii Yandım Ali’nin göstermelik ve süslü dramatik sahnede gözden kaçan, samimiyetten uzak anlayış kendini gösterir. Son sahnede Yandım Ali vatanın kendisine ihtiyacı olduğunu vurgular ve yaşlı erkek kadınların, zayıf güçsüz düşmüşlerin gemiden silah taşımasına yardım eder. Yardımseverliği ön plana çıkarılır, ancak çok geçmeden bir iki yardımdan sonra Yandım Ali yaşlı kadın ve erkeklerin ortasından atına atlar ve Defne’de arkasına biner ve at şahlanır. Şimdi o kadar yürümekten zorlanan yaşlı kadın ve erkek silah sadıklarını taşımakta zorlanırken, hasta ve güçsüz görünen insanlar varken genç, güçlü, dinamik Yandım Ali neden ata biner ve diğerleri yaya devam eder. Madem Yandım Ali o kadar yardımseverdir neden yaşlı birilerini ata bindirmez ve kendisi yaya yola devam etmez? İşte filmin en zayıf ve samimi olmadığını gösteren bu şovmen görüntüdür.

Son Osmanlı Yandım Ali popüler sinemanın bir ürünü olması nedeniyle kurtuluş savaşının ruhunu vermekte uzaktır. Kurtuluş savaşında yaşananları yansıtmadığı gibi aşklarla, çapkınlıklarla kurtuluş savaşı sulandırılarak ciddiyetten uzak bir anlayış ortaya koymuştur. Kurtuluş savaşı gibi destansı motifler varken Yandım Ali gibi gerçeklikten uzak karakterlerle kurtuluş savaşın önemi ortaya konulamaz.

Osman  Tatlı

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.