“Öldüğüm gün, taşınırken tabutum,

Acı duyacağımı sanma bu dünyanın ardından,
Ağlayarak; yazık oldu, diye konuşma,
Yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay?
Ölüm sandığın şey, aslında doğuştur.
Zindan gibi görünüyor mezar, oysa ruh
Özgürlüğe kavuşur.
Hangi tohum büyümez ekilince toprağa?
İnsan tohumundan şüphen mi var yoksa?”

MeşaSelimoviç ( Derviş veÖlüm)

Modernzamanların en belirgin özeliklerinden birisi hiç kuşkusuz ölümden kaçışıdır.Hızın, hazın ve konforun esiri olan modern insan için ölüm,hayatın dışınaatılması gereken, düşünülmemesi gereken bir gerçektir. Bu anlamda; ölüm hayatıniçinde, hayat ölümün içinde anlayışını barındıran kadim geleneğimizin zıddı biranlayışı ortaya koymaktadır modernizm. Evet, ölüm ve ötesini birlikte yaşamak,yabancılaşmamak için ölümle birlikte yaşamak. Ölümün hayatın yanı başındaolduğu hayatlar yaşamak. Ölümün hayata dokunması, hayatları ölümün nefesiylediriltmek…

Ölüme bakışımız esasenhayata bakışımızdır. “Benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben bu dünyada birağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden bir yolcu gibiyim,”diyen Resulün baktığı gibi bakmak ölüme… Ölüm, kendinden kurtulmak, kendindenkurtularak kendini bulmak belki, daha öteye geçebilmek için ten elbisesindenarınmak, ölümsüzlüğün ipine tutunmak, ölümle hayata tutunmak…Ölüm insanın yeniyaşamının başlangıcı, yeniden dirilişinin açılış sayfasıdır. O yüzden ölümsevgiliye kavuşma anı olarak görülmüştür, bir düğün gecesi olarak anılmıştır. Şeb-iArustur yani. Hayat ölümden kaçışta değildir, belki ölüme kaçıştadır, ölümlehayat bulmaktadır. “Düşünsek bize ölümden korkmamak lazım gelir, zira yerinaltında üstünden ziyade akrabalarımız var.”

Nedir ölüm? Yoklukmudur, hiçlik midir, Karanlıkmıdır, muamma mıdır ölüm. Asla. Dirilmektir ölüm.Dirilmek için ölmek gerekecektir. Ölmeden ölmek gerekecektir. Ölmeden ölenlerdirilmenin hazını yaşayacaklardır. Ölüm dirilmenin yolunu açacaktır. Ölmedenönce ölmeyi bilmeyenler gerçekten öleceklerdir. Ölmeden ölenler ölümün ol/durduklarındanolacaklardır. İşte onlar “Ölüm bize ne uzak/bize ne yakın ölüm/Ölümsüzlüğütattık/bize ne yapsın ölüm” diyebileceklerdir.

İyisi mi gelin sözünburasında Mevlana’yı dinleyelim. Ölüm gününde tabutum götürülürken, bende, budünyanın dert ve gamı var sanma! Dünyadan ayrıldığıma üzülüyorum zannetme!Sakın ola ki, öldüğüm için bana ağlama! Yazık oldu, yazık oldu, deme! Eğer benyaşarken nefse uyup şeytanın tuzağına düşersem, işte hayıflanmanın sırası ozamandır! Ben ruhumla büyük bir heyecan içerisinde vuslata doğru kanataçtığımda sakın ola ki cenazemi görüp de; ayrılık, ayrılık! Deme. Bilesin ki ovakit, benim ayrılık vaktim değil, Rabbimle buluşma, yani vuslat vaktimdir! Beni toprağın kucağına verdikleri zaman sakın; veda,veda! Deme! Çünkü mezar, öteki âlemin, cennetler mekânının perdesidir! Batmayı,gözden kaybolmayı gördün ya, bir de doğmayı gör! Düşün ki, Güneş’le Ay batıpgözden kayboldukları zaman onların nuruna bir ziyan gelir mi? Bu hâl, sana;batmak, kaybolmak gibi görünse de, aslında doğmaktır, yeniden hayatakavuşmaktır! Hangi tohum toprağa atıldı, ekildi de tekrar bitmedi; vaktigelince topraktan filizlenme­di? Niçin insan tohumu hakkında yanlış bir zannadüşersin? Hangi kova suya sarkıtıldı da dolu çıkmadı? Can Yusuf’u neden kuyudanzarar görsün, niçin feryad etsin?

“Onlar hayatta ölüm sükûneti,  ölümde hayat kaynağı bulmuş saadet sahipleri,onlar yaşayan ölüler. Aşkta ölmeyi bilenler ölmeden ölen ve öldükten sonrayaşayan kimselerdir. Onlar gezer ölülerdir. Benliğin varını, canını aşkla değiştirmiştir.İnsanı; insanlığından uzaklaştıran, beşeriyet kirlerinden, arızalarındankurtulmuştur uzaklaşmıştır… Ölmeden yaşamak ise can çekişmekten başka bir şeydeğildir.” Evet böyle diyordu; “Yaşayan Ölü” de Samiha Ayverdi. Ölmeyenleraslında ölmüşlerdir. Ölüm hayatlardan uzaklaşmışsa mezarlığı toprağın üstündearamak lazım gelir. “Toprağın üstü mezar zevke dalmış ölüler/ can sıkmayayetiyor canlı kalmış ölüler.”

Mezarlıkları şehrin orta yerine inşa ederek ölümühayatın tam orta yerine koyan anlayış; yaşamayı emaneti gezdirmek olarak gören,hayatı bir ağaç gölgeliği kadar kısa algılayan bir idrakin ürünü idi. Bugünmilyon yıl yaşayacakmış gibi davranan insanın algılayamayacağı bir durum bu. Biridrak meselesi yani. Evet, her nefis ölümü tadacaktır. Ve ölüm İlmelyakîn, aynelyakîn ve hakkelyakînşuurunda olunması gereken bir hakikattir. Şiirlebaşladığımız yazımızı şiirle,Erdem Bayazıt’ın“Ölüm Risalesi” ile sonlandıralım.

Toprak

Ölümeaç
Ölüme muhtaç

Hayat

Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6