Bugün, insani özellikler bakımından iki merhum şahsa -Allah rahmet etsin- yönelik yaklaşımlara değineceğim. Bunlardan biri; birkaç gün önce vefat eden ve HDP tarafından da başsağlığı dileklerinde bulunulan Mehmet Yavuz. Mehmet YAVUZ’ la ilgili olarak; adaşı Mehmet Yavuz AY’ ın yazısından kesitler sunacağım. Diğeri ise, trafik kazasında hayatını kaybeden bir akademisyen: Ahmet Haluk Dursun.

Ahmet Haluk Dursun

Irkçı hissiyatı, coğrafyamızda, insanımızın ekseriyetinden söküp atmak zor gibi veya o kokuyu üzerinden tamamen atmış olan birini bulmak zor. Onu geçelim. Yine de birçok olumluluğa ve çabaya imza atmış bir akademisyenden bahsedeceğim. Onun, gençlere yönelik öğütlerinin önemli olduğunu düşündüm ve Sevgili; Arif ÖZEL’in sosyal medya hesabından aktarıyorum:

“Trafik kazasında hayatını kaybeden Ahmet Haluk Dursun hocadan, gençlere 20 öğüt:

AMAN NE OLACAKSANIZ OLUN, SAKIN 'SIRADAN VE SÜRÜDEN' OLMAYIN!

"Sevgili Gençler, gözümüzün bebeği, geleceğimiz gençler! Ne olur:

1- Meraklı insan olun; duyarsız, ilgisiz, heyecansız insan olmayın. Merak etmeye kendinizi alıştırın. Öğrenmenin başı merak etmektir.

Üzerinize vazife olmayan şeyleri de merak edin. Başta, tabiatı merak edin. Mesela, barajlardaki su seviyesini, buğday rekoltesini, fındık taban fiyatlarını, bu sene gelen turist sayısını, en çok hangi filmin izlendiğini, en fazla hangi kitabın sattığını, hangi müzenin gezildiğini, arkeolojik kazılarda neler bulunduğunu, nerenin nesinin meşhur olduğunu merak edin.

2- Bir merakınız olsun. Güzel sanatlarla ilgili bir merakınız olsun. Şiir yazamasanız bile ezberleyin.

Koleksiyoner bir ruha sahip olun. Ayrıca gezmeye, görmeye, öğrenmeye meraklı olun.

3- Soru sorma alışkanlığı edinin. Doğru adama, doğru soruyu sorun! Bizim millet 'Bilmiyorum' demez...

Takipçi olun; konularınızı, işlerinizi takip edin

4- Öğrenmeye doymayın. İşi, konuyu sadece ehlinden dinleyin, uzman görüşüne önem verin. Kesin karar vermeden önce şüphe edin.

5- Takipçi olun. Konularınızı, işlerinizi takip edin; kendi haline bırakmayın. Hele, kendi işinizi başkasına hiç bırakmayın. Eloğlu, elâlemin eşeğini ıslık çalarak ararmış. Kurda 'Niçin ensen kalın?' demişler, 'Kendi işimi kendim görürüm.' demiş.

6- İşlerinizi önem sırasına göre sıralamayı bilin. En önemsiz işine en önemli iş gibi bakarak nice hayati gündemini atlayan insan gördüm. Başarılı insanlar, en önemli işi öne alan, önce onu bitirenler oldu hep. Çok iş yapar gibi gözüküp, devamlı bir faaliyet içinde olduğu görüntüsü verip hiçbir şey üretmeyen insanlardan olmayın.

Aman avare kasnak gibi boşa dönmeyin. Boşa koşturmayın, sonuç alıcı işler yapın. Üzerinize çok yük yükleyip de çok yıpranmayın, zorda kalıp kayış da attırmayın.

7- Danışın. Önce aklınıza; sonra gönlünüze; en sonunda da sizi hesapsız, kitapsız, menfaatsiz, gönülden seven büyüklerinize danışın. Sizden daha tecrübesiz, dünya görmemiş, bir iş bitirmemiş, bir başarı göstermemiş insanlara danışmayın. Ama mutlaka şuna da dikkat edin ki danışacağınız kişinin soracağınız işle ilgili doğrudan bir menfaati olmasın. Size göre değil, kendi çıkarına göre tavsiyede bulunmasın.

Verdiğiniz sözü yerine getirin

8- Zamanlama konusunda dikkatli olun. Planlı-programlı, zamanlı çalışmak kadar iyi zamanlama yapmak da çok önemlidir. Bir işe erken başlamak, sabah erken kalkmak, yola erken çıkmak mutlaka önemlidir; ama çok daha mühim olanı, neticeye ulaşmaktır. Erken kalkıp oyalanmak, erken başlayıp eğlenmek, ağırkanlı hareket etmek, sizi hep başarısızlığa götürür.

9- Dikkatli olun. Öncelikle ağzınızdan çıkan söze, lafa dikkat edin. Laf olsun diye düşünmeden konuşmayın. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.

10- Hafızanıza güvenmeyin. Devamlı not alın; kayıt tutun, arşiv yapın.

11- Randevulara vaktinde gidin. Verdiğiniz sözü yerine getirin. Bizim milletin bahane üretme kabiliyeti sınırsızdır. O yeteneğinizi fazla zorlamayın.

12- En büyük fazilet 'Bilmiyorum' diyebilmektir. Bilgi sahibi olmadan yorum yapmayın. Yine bizim millete Allah, yorum yapma kabiliyeti vermiştir. Hâlbuki en büyük fazilet 'Bilmiyorum' diyebilmektir. Öğrenme, bilmediğini bildiğin anda ve yerde başlar.

13- İleri görüşlü olun. Yapacağınız projenin, başlayacağınız bir işin birkaç hamle sonrasını da düşünün, hesaplayın. Alternatifli çalışın. İşin sonunu düşünmeden, yeterli analiz yapmadan ortaya atılmayın; yola çıkmayın. Sonra yolda kalmasanız bile yaya kalırsınız! Gerçi yine bizim millet 'Kervan yolda düzülür.' demiş; besmele çekip yola koyulmuş. Ama siz kervanı önceden düzün. En önemlisi, 'Çala çala bir havaya dönecek.' demeyin. Akıntıya kürek çekmeyin.

14- Gözlem ruhuna sahip olun. Bakan kör olmayın, can kulağıyla dinleyin, can gözüyle bakın.

15- Çözüm odaklı olun. Kafanızın yazılımını 'bir iş nasıl olmaz' diye uyarlamayın; nasıl olabileceğini düşünecek, arayıp bulabilecek bir kafa yapınız olsun.

İşin olumsuz yanlarına takılıp kalmayın. İntikam hırsıyla yanmayın. Hep ileriye, geleceğe bakın. Küçük şeylerden de zevk alın. Acı bir kahve, demli bir çay, güzel bir pasta, bir parça çikolata, bir külah dondurma sizi mutlu etmeye yetsin.

16- İnsan kıymeti bilin. Büyüklerinizin bir gün yanınızda olamayacağını, sevdiklerinize uzak düşebileceğinizi, onlardan ayrılabileceğinizi düşünerek elinizdekilerin kıymetini bilin.

Fakirlere, gariplere, muhtaçlara el uzatın. Veren el, alan elden hayırlıdır. Ne verirsen elinle, o da gider seninle.

İyi ve kötü günde sevdiklerinizin yanında olun. Gidemeseniz bile mutlaka telefonla arayın; mesajla, maille oyalanmayın.

Allah’a şükrü, insanlara teşekkürü unutmayın.

17- Günlük politikalar, kısır siyasal çekişmeler sizi esir almasın.

Başkalarının yapamadıklarını konuşmak yerine kiminle ne yapabileceğinizi araştırın.

18- Eleştiri ve tenkide açık olun. En önemlisi de bir büyüğünüz sizi yetersiz görebilir, eleştirebilir; hatta zaman zaman size sinirlenip kızabilir. Ama bu sizi sevmediği anlamına gelmez. Tam tersine o, sizi sevdiği, ilgilenmeye değer bulduğu için tepki gösteriyordur.

19- Şükrü ihmal etmeyin. Allah’a şükredin, insanlara teşekkür edin. Kalbinizi temiz tutun. Ameller niyetlere göredir. Aklınız, kalbiniz ve zevkiniz selim olsun.

20- En son olarak da öğrenmeye ve öğretmeye doymayın...

Aman ne olacaksanız olun sakın; 'sıradan ve sürüden' olmayın!..."

MEHMET YAVUZ

“Yerel değerler ve bakışaçılarının baskın olduğu parti tabanının içinden Başkente gelmiş genç bir siyasetçiydi Mehmet Yavuz. Ankara yıllarını boşa geçirmediğine şahitlik ettim. Sağduyulu misyon sahibi insanlarla bir araya gelme gayretlerini hep canlı tutuyordu.

Sade hayatı onurlu bir duruşu vardı. Okumayı ihmal etmiyordu. İstişareyi önemsiyor, çıkan sonuçların tavsiyelerin, düşünce ve eylemlerine yön vermesinden imtina etmiyordu.

“Coğrafyanın kader oluşu”ndan Osmanlı modernleşmesine, yeni Cumhuriyetin iki kurucu unsurundan biri olan Kürtlerin yok sayılmasına, Müslüman Kürt halkının PKK eliyle seküler ulusalcı bir dönüşüme tabi tutulmasına kadar çok şeyi konuştuk…

İçinden çıktığı Kürt toplumunun Müslüman kalmasını istediği kadar Türkiye’nin İslâmî köklerine dönmesini samimiyetle arzu ediyordu. 

Etnik ve mezhebî bölünmelerin Müslümanlara hiçbir fayda getirmeyeceğini görüyordu.

Türklerle Kürtlerin kaderinin birleşik ; aynı düşünce, inanç ve ülkü birliğinin hayati öneme sahip olduğunda hemfikirdik.

İlk defa bir partinin (Hüda-Par) olağan genel kuruluna misafir olarak  katılmıştım. Suriye’den Irak’tan Kürt parti ve STK temsilcileriyle yan yana oturmuştuk.

Bugün ulusalcı refleksle bölücülük paranoyasıyla düşmanlaştırılmış, yabancılaştırılmış aynı coğrafyanın çocuklarının aslında bizim tarihi derinliğimiz, köklerimiz, direnç noktalarımız olduğunu orada bir kez daha hissetmiştim.

Kurtuluş mücadelesi verdiğimiz söylenen Batının değer, inanç, kültür ve ideolojisinin ülkemize transferinin, kardeş unsurlar arasında nasıl dehşet bir yabancılaşmayı getirdiğini o tablo özetliyordu.

Genel Başkan Vekili sıfatıyla Mehmet Yavuz’un yaptığı konuşma bir manifesto niteliğindeydi.

Hapiste yatmasına, böbreğini kaybetmesine sebep olduğunu söylediği kötü muamelelere rağmen bu ülkeye aitti. Yüzünde gülümseme eksik olmazdı. Randevularına zamanında gelecek duyarlığa sahipti.

Acılı ülkemizin geleceğine umut harçları hazırlamakla meşguldü.

Kendisiyle ve Yüce Yaratıcıyla barışık ve tevekkül sahibiydi.

Yapıcı, ihya ve ıslah çalışmalarına destek veren güzel bir insandı.

İsimlerimizin aynılığının yanı sıra resimlerimizin de aynı kareye girmesi mukaddermiş. 

Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı Cennet olsun!” (İLKHA)/ http://hertaraf.com/

Urfa Yeşile Mecbur

Yeşil Kırmızı Çizgimiz Olmalı

Bölgedeki savaşlar, mülteciler, İdlib’ deki yeni gelişmeler ve ABD ile oluşturulması düşünülen güvenli bölge ile oluşabilecek yeni mülteciler, hukuk konusundaki sorunlar ve tartışmalar, ekonomik gidişat, zamlar ve memur maaşları, işsizlik, mevsimlik tarım işçiliği, çocuk işçiliği, ahlaki bozukluklar vb hayati konuların cereyan ettiği bir ortamda da olsa; ağaçlandırma konusu hem destek gördü; hem de fazla risk taşımayan bir konu. Bu niyetle bir de platform kurulmuş.

Sosyal medyada eski bir belediye başkanı; Urfa’nın tepelerinin ağaçlandırmasının iyi olacağı tarzında bir temennide bulunmuş. Olsa iyi olur tabi de; mevcut tepe (Atatürk Ormanı) gittikçe kenardan kıyıdan parselleniyor ve betonlaşıyor…

Bir okul müdürü; okulunu ağaçlandırarak destek vereceğini paylaştı. Bunlar güzel olmasına güzel. Bana kalsa, okulların ve diğer kamu kurum bahçelerinin/toprak alanlarının, ölçülerek ağaçlandırılması kurum amirlerinin rutin görevi olmalı, ağaçlar kayda alınmalı ve akıbetleri denetlenmeli…

Etiyopya gibi; bir günde, ülke olarak 353 milyon fidan dikemez miyiz? il olarak payımıza düşen kadarını yani? Bence hayır ama diyelim ki diktik. Sadece dikmek mi olmalı amacımız; yoksa yetiştirmek mi?

Şahsım olarak ağaçlandırmaların makro bir plan çerçevesinde yıllara dağıtılarak yapılmasından yanayım. İşin katılımcı kurumları, vatandaşın katılımı, projelendirilmesi, ekilen ağaçların takibi, şehrin, kurum bahçeleri ve parkların, çevre köy ve mahalleler ile kırsal bölgelerin ayrı ayrı ele alınması, hangi ağaçların nereye ekileceği, sıcak iklimimize etkisi, baraj suyu ile ilişkilendirilmesi, şehri güzelleştirmesi, tarımsal üretimi artırmaya yönelik türlerin belirlenmesi ve tabiî ki istihdam. Gençlerimize bu süreçte, güvenceli ve sürekli istihdam sağlama boyutu olmalı. Bir heves olarak gelip geçmemeli…

Kendim de öteden beri bu yönde teşviklerde bulunmuş, bu tarz proje ve konulara değinmişimdir. Bu vesileyle, olay kamuoyunun gündemindeyken; bu konuda önceki yazılarımdan kısa bazı kesitleri dikkatlere sunmak istiyorum:

“Yine, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi,kent merkezi ile 13 ilçede yapılan çevre düzenleme ve park çalışmalarıylailgili Cumhuriyet Parkı Sosyal Tesisleri'nde yaptığı bir basın toplantısındaşöyle konuşmuştu:

"GAP 1'inci etap çalışmaları devam ediyor. Burasıdevasa anlamda büyük bir park alanı olacaktır. Şehir ormanı ilebirleştirildiğinde buraları tamamen botanik park haline getireceğiz. 4 bindönümlük bir alan var. Şanlıurfa’da bulunan askeri alanda planlama çalışmalarıyapıyoruz. Hükümetimizin, Başbakan'ımızın ve Reis-i Cumhurumuzun bu konuda AkParti hükümetinin genel olarak bakışıdır. 20'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı'nınşehir dışına çıkmasıyla birlikte o alanda Şanlıurfa’ya nefes verebilecek bir botanikpark çalışması yapılacaktır. Artık tugayın şehir içerisinde kalmasının biranlamı yok ve bu yönde proje çalışmamız olacak. Bu çalışmaları kamuoyunaaçıklayacağız. Şanlıurfa’da yeşil ve yeşil alanlar önemlidir.” 20. ZIRHLI TUGAY KOMUTANLIĞININ TAŞINMAMASI HALKA EZİYETTİR /https://www.gazeteipekyol.com

“Zaman zaman belediyeler veya diğer bazı kurumların yaptığısınırlı ağaçlandırma kampanyaları ile Urfa'nın ağaçlandırma sorununu çözmeninmümkün olmadığı ve olmayacağı açıkça ortadadır.

Urfa gibi illerde, bunun merkezi bir politikayadönüştürülmesi için en az 20 yıllık bir planın gerekli olduğunu belirtmekteyarar vardır.

İlk on yılı ağaçlandırılacak bölgeleri tespiti, yoğun birağaçlandırma yapılması ve ağaçlandırılan bölgelerin korunarak, ekilen ağaçlarınkayıt altına alınıp takibinin yapılması ve onların yetişmesini büyümesinisağlamak şeklinde planlanmalıdır. Yani ağacı ekip oradan uzaklaştırıldığı vekontrolü yapılmadığı zaman; ağaçların birçoğu sonradan kurumaya terk ediliyorve emekler boşa gitmiş oluyor. O yüzden bu makro planda ağaçların takibininyapılması, ağaçlandırma bölgelere resmi hüviyet kazandırılması, orada sulama vebakımla ilgili gerekli zimmetleme ve istihdamların yapılması kaçınılmaz olarakgereklidir.

Orman Müdürlüğü’ne ek bir bütçe getirebilir. Ancak bu konudaaskerler öğrenciler veya ceza evinde yatan insanlarımızın isteyerek kalktısunabilecekleri birçok süreç var. Bu kesimler projede yer alabilirler. Şu anUrfa’da mevcut olan Atatürk Ormanı, gerçekten Urfa gibi sıcak bir şehir içinoldukça yetersizdir. Kaldı ki bu ormanda da kenardan kıyıdan verilen imarizinleri ile yapılaşmaya gidilmektedir.

Urfa’nın sadece çevresinde, Atatürk Ormanı genişliğinde, enaz 4 veya 5 orman daha oluşturabiliriz. Bu, mümkün ve gereklidir.

Yine şehir içinde kent ormanları tarzında küçük küçükağaçlandırma bölgeleri oluşturmalıyız. Tugayın kaldırılması yönünde kamuoyubaskısını arttırarak, orada da bir kısmının kent ormanı olabileceği bir projeyestart verebiliriz.

Kanal sularının belli bölgelerden geçirilmesi noktasında,maliyetin az olabileceği noktada bir projelendirme veya Arge çalışmasıyapılmalıdır. Örneğin; Harran Üniversitesi’ndeki alana benzer, suyun uğrayarakgeçeceği yerler düşünülebilir. Kanal çevresinde, henüz yapılaşmaya hızverilmemişken; bazı alanlar, özellikle kanalın üst taraflarında biraz dahadağlık olan bölgelerde tarım arazilerine zarar vermeden, tarım arazilerinin yoketmeden, aynı tarzda bazı küçük göletler oluşturulabilir.

Şanlıurfa’dan Gap Havaalanı’na kadar yol boyunca 3 tarafta ağaçlandırma çalışmaları yapılmış, düzenli sulama ile ağaçlar yetiştirilmiştir.

Park ve bahçelerimizde de ağaçlandırma, bakım çalışmalarıyapılmaktadır. Bu tür alanlarda, gerçekten bakımının zor olmayacağı meyve ağaçlarına daha fazla alan ayrılmalıdır. Narıyla ünlenen Karaköprü'nün parklarında, daha fazla oranda nar ağacı dikilebilir, yine yeni açılacakparklarda da; fazla bakım gerektirmeyen bazı meyve ağaçları ekilebilir. Nar,zeytin, portakal, limon gibi.

Sonuç olarak, Urfa, sonuçlanabilir vekazanılmış/kalıcılaşmış yeşil alan edinme noktasında oldukça geri sıradadır vebu durumun giderilmesi acildir.”YEŞİL, KIRMIZI ÇİZGİMİZ Mİ?/https://www.gazeteipekyol.com

Umarım, önümüzdeki süreçte Yeşil Urfa mümkün olur ve yeşil, taviz vermediğimiz, kırmızı çizgimiz olur.

Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6