Bu haftaki köşe yazımda yerelde yaşanan sorunlardan çok biraz genel bir bakış açısı kullanacağım. Öyle ki yerelde yaşanan sorunlar zaten bitmek tükenmek bilmiyor ve bilmeyecek gibi.

Şimdi gelelim asıl meselemize...

Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa'da yaşanan sorunları daha iyi değerlendirebilmek adına bir müsabakayı izledim. Türkiye Kupası maçında karşı karşıya gelen Hatayspor ve Galatasaray maçını...

İşte, burada kentte yaşanan sorunlar ve gelinebilinecek noktayı 'net' olarak gördüm diyebilirim. Hatay'daki o hareketlilik, otogarların doluluğu, esnafın ağzının kulaklarında olması, vatandaşların heyecanı, spora yönelik etkinlikler, turizm, ekonomi... diyerek bunu uzatır da uzatırız. 

Peki, eğer o müsabaka Şanlıurfa'da olsaydı neler olurdu?

Gelin, hep birlikte detaylara inerek tek tek inceleyelim.

Şanlıurfa'dan Hatay'a 7 saatlik bir otobüs yolculuğu sonucu stadın olduğu ilçeye yani Antakya'ya vardım. Tabi, ilk defa geliyorum. Nereye nasıl gideceğime dair hiçbir fikrim yok. Hemen otogarda bir firmaya doğru ilerleyip, belki de o yetkilinin o gün onlarca kez duyduğu o soruyu yönelttim: "Stada gitmek istiyorum, nasıl gidebilirim?" Soruyu duyan yetkilinin yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı ve "Sizde mi maç için geldiniz?" dedi.

Tabi sonra, aldığım yol tarifiyle ve hangi otobüse binmem gerektiğini söylemesiyle durakların olduğu bölüme yöneldim. Gelen 22 numaralı hata binerek eski stadın bulunduğu ve karşılaşmanın oynanacağı alanda indim.

1. BONUS: Ama otogar ile ilgili bir detayı atlamamak gerek. Buradaki asıl konu, 'Siz de mi?' sorusu olmalı. Bu sorudan yola çıkarak, karşılaşmayı izleyebilmek için çevre illerden kaç kişinin geldiğini bir de siz düşünün. Bunu düşünecek olursak da, günün bonuslarından ilkini otogar yetkilileri, firmalar kazandı diyebiliriz.

Stat alanına gelince karşımda gördüğüm manzara ise yolları kapatacak derecede heyecanlı bir kalabalık, satış yapmaya çalışan ve taraftarlara atkı, forma satan seyyar satıcılar ve güvenlik ekipleri...

Karşılaşmanın oynanacağı saat belirlendikten sonra satışa çıkan biletler sadece bir kaç saat içerisinde tükendi. E tabi, bunu stadın 6 bin 765 kişilik kapasitesinin olması da etkiledi. Peki, bilet bulamayan ve alamayan taraftar hiç maçtan vazgeçer mi? Tabi ki hayır! Ve onlar da vazgeçmedi... Ama seçtikleri yöntem doğru muydu? Ona da tabi ki hayır! Karşılaşma için bilet bulamayan taraftar, stadın şehir merkezinde olmasını fırsat bilerek çevre binaların çatısına tırmandı.

Hatay'da Urfa'dan farklı olarak dam değil de, çatı tipi evler olunca bu görüntüler olası kazaları akıllara getirdi. Şans eseri çatıya çıkan vatandaşlardan düşen veya darbe alan olmazken bu görüntüye izin verilmesi akıllarda soru işaretleri de bıraktı. Neden bu 'tehlike çanları'nı yetkililer duymadı?

2. BONUS: Bir diğer ele alınması gereken konu ise kesinlikle 'seyyar satıcılar'. O gün onlardan mutlusu yoktu desek yeridir. Maçtan iki saat önce dolu olan tezgahlar, karşılaşma sonrası adeta talan edilmişti. Günün karlılarından biri de Hatay'ın esnafı oldu...

Peki, esnafın yüzü gülünce, kentin de yüzü gülmedi mi dersiniz? Bir de onu ele alalım.

3. BONUS: Maç saat 14.00'da oynanınca, çevre illerden kente gelenlerin eline Hatay'ı bir gezip, görme fırsatı da geçti. Hatay'ın tarihi alanları, hanları, çarşısı müsabaka için gelen vatandaşlarla adeta dolup taştı. Sabahın erken saatlerinde tarihi yerde kahvaltı yapanından, Kurşunlu Han'da künefe keyfi yapanına kadar tutun... her yer tıklım tıklımdı!

Ve günün şanslılarından biri de tarihi çarşı esnafı ve yetkililer oldu.

Damakta kalan künefenin de tek bir seferlik olduğunu düşünmeyelim bence. Hatay, o gün bir kez daha 'künefe'sini tescilledi.

Peki, kentin turizmine ve ekonomisine 'tek' bir müsabaka ne kattı? Seyyar, vatandaş, gençler, kültür, turizm, ekonomi hepsi kazandı. Çünkü o gün Hatay kazandı!

Fakat Hatay kazanmışken, bir parantezde komşu kente, her fırsatta kıyaslandığımız Gaziantep'e açmak istiyorum.

Herkesin hatırladığı üzere geçtiğimiz yıllarda, tam olarak 28 Mayıs 2017 yılında Antep bir devrime imza atarak Şanlıurfa'yı kıskandırdı. Peki nasıl yaptı bunu?

27 Mayıs 2018... Spor Toto Süper Lig'in 33’üncü haftasında Gaziantepspor, şampiyonluğa oynayan Beşiktaş'ı ağırladı. Tabi, siyah beyaz takımın taraftarı şampiyonluk müsabakasını kaçırır mı?

30 bin Beşiktaş taraftarı o gün Gaziantep'e akın etti. Günlerden de Pazar, taraftarın Cumartesi'den Gaziantep'e gittiğini düşününün. Gaziantep o gün kazanmasa da kent,  1 gün öncesinden bayram havasına bürünmüştü.  Çünkü o günün kazananı skorda olmasa da Gaziantep olacaktı.

Evet, o gün 30 bin kişi komşu kentteydi.

Peki, Gaziantep Stadyumu’nda oynanan karşılaşmayı izlemenin yanı sıra; kentin tarihi ve turistik yerlerini gezip, mutfağından baklava ve fıstık gibi lezzetleri tadan taraftarlar kente ne kadar kazandırdı?

İşte o günün turizm ve ekonomiye kazancı:

Bu taraftarların yüzde 20’sinin birer kilo baklava aldığını düşünelim, toplam 6 ton baklava eder. E, birer kilo da fıstık alsa 6 ton fıstık eder. 30 bin kişi bu şehirde bir şekilde yemek yedi, su içti. Otelde kaldı, gezdi, tozdu, dolaştı... O gün oteller dolup taşarken, baklavacılar fazla mesai yaptı.

Yani biz ortalama 600 lirayı baza alsak; 30 bin çarpı 600 diye hesaplarsak 18 milyon TL gibi bir rakam ortaya çıkıyor. Bu rakamın kentte sadece gezen, yemek yiyen kesimin Antep'e kazandırdığı rakam olduğunu düşünelim.

Gaziantep'in ticaretine 'çok iyi' bir katkı... Çünkü bu sadece 2 günlük bir destek.

Bir de bunun yanına stadyum önünde kazanan esnafı, maç biletiyle gelen ekonomik desteği koyalım. İşte, Antep o gün bir devrime imza attı!

Her ne kadar 27 Mayıs günü Gaziantepspor  skorda 4-0'lık bir mağlubiyet alsa da, günün kazananı tartışmasız Gaziantep oldu.

Şimdi gelelim zurnanın 'zırt' dediği yere...

Neden kazanan Şanlıurfa olamıyor? Neden kazanan Şanlıurfa'nın esnafı, genci, çoluğu-çocuğu olamıyor? Neden biz kazanamıyoruz?

Tüm bunları kendi memleketimize kazandırabilmeliyiz! Kazanabilmek adına ise öncelikle yerel takımlarımız 'ulusal' düzeyde bir başarı yakalamalı. Şanlıurfa takımlarının üst liglere yükselmesi; bir çok yönden maddi kazanç, manevi moral ve motivasyon demek.

Şimdiki takımlarımız eleştiriye bu denli kapalıyken "Dost acı söyler!" diyoruz.

Artık  “parayı veren düdüğü çalar” ve “evet, efendimci” zihniyetten arınıp, yol kat etmenin tam da zamanı.

Kuşkusuz herkes Şanlıurfa'nın başarısını ister. Herkes memleketinin ve futbolunun gelişmesini ister.

Asıl mesele: Aynı pencereden bakabilmektir!

Çünkü yetkilisinden tutun vatandaşına kadar. Kimi yakın, kimi uzak gözlüğü kullanıyor, kimi de at gözlüğü... Tüm eleştirilere açık olunması gerektiği gibi, artık bu şehrin yöneticileri de küsmek yerine açılarını ve gözlüklerini kontrol etmeli!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.