UA-89691712-1


Ümmet suskun mu, parçalanmış mı?

‘Ümmetin suskunluğunu sana şikayet ediyorum'

diyordu Şeyh Ahmet Yasin. Oysa ümmet sadece suskun değil; birbirine düşman ve parçalanmış bir vaziyette yazık ki. Bu defa ki suskunluk her zamanki suskunluğa benzemiyor gibi. Bu defa haydut, işgalci, rezil endişeli. Bu suskunluk ürpertici. Bunu not etmeliyim. Ürpertici bir suskunluk bu!...

Uzun zamandan beridir ki, kim kendi mahallesinde, kendi konumunu güçlendirmek istiyorsa; Müslümanlara zarar vererek yapıyor bunu.

ABD’nin başkanlık seçimlerini kazanmak için ölen milyonlar, işgal edilen ülkeler.

İsrail seçimlerini kazanmak için Lübnan’a, Gazze’ye saldırılar.

Bunlar yetmedi, şimdi de ABD ve İsrail’de seçim kazanmak için, Kudüs ve Golan’ın işgalinin tanınması.

AB de çok farklı değil. En kıytırık aşırı sağ bir parti, seçimde fazla oy mu almak istiyor; öyleyse saldır müslümana, saldır başörtülüye, saldır camiye…

Hatta “Müslüman” ülkeler, küresel egemenlerin gözüne mi girmek isterler; saldır Yemen’e, saldır Suriye’ye, ‘düşmanım İran’ de, ‘Golan’ı İran kurtarsın’ de, ‘Esat, şimdiye kadar kurtarsaydı’ de, ‘İsrail dostumuz’ de, “ABD’nin bölgedeki çıkarlarını en iyi biz temsil ederiz” de, ‘yüreğimiz soğumadı’ de, ‘Husiler terörist’ de, ‘Suriye politikamız doğruydu’ de…

“Şeytani ısrar: Golan’dan sonraki senaryo

Filistinlilerin nefes borularını kesen bu hamleler basitçe içeride zorda olan Netanyahu’nun paçasını kurtarmaya matuf adımlara indirgenemez. Hepsi uzun vadeli planların uzantıları…

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in bölünmez başkenti ilan etmesi ve Golan Tepeleri’ndeki ilhakı tanımasından sonra sırada ne var? BM Güvenlik Konseyi’nin 242 (1967) ve 338 (1973) nolu kararlarına rağmen Golan Tepeleri’ni İsrail’in toprağı sayan kararı, iki ülkenin iç siyasetteki şartlara bağlayan yorumlar stratejik ve tarihsel boyutlarını önemsizleştiriyor…

Golan üzerinden yürütülen şeytani mantığın boyutlarını görmek lazım. İsrail geçmişte 1979’da Mısır’la olduğu gibi barışı satın alacak bir anlaşmayla Golan’dan şöyle ya da böyle çekilme seçeneklerini Şam’la defalarca müzakere etmişti. 23 Mart tarihli yazımda belirttiğim üzere geçmişte çekilme ile ilgili esneklik gösterse de 2011’den sonra ‘Arap Çözülmesi’ ile oluşan elverişli koşullara bağlı olarak İsrail’in zikri de fikri de değişti. Golan’ı öyle bir bağlama oturttular ki işgalin kalıcılığı İsrail’in hayatta kalma meselesine dönüştürüldü. “İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki hakimiyeti olmaksızın Suriye ve Lübnan’dan gelecek saldırıları engellemesi mümkün değil” önermesi geçen aralıkta Amerikan Kongresi’ne sunulan bir karar tasarısına girdi. Küstahlıkta o kadar ileri gittiler ki tasarıda şu ifadeye de yer verdiler:

“Esad rejiminin Suriye’de yüz binlerce sivili öldürmesi ve Sünnilere yönelik etnik temizliğe girişmesinin cezasını çekmesi ABD’nin ulusal güvenliği açısından gereklidir.”

Mantık buysa Afganistan, Irak, Suriye ve Yemen gibi ülkeleri cehenneme çeviren ABD nasıl bir bedel ödemek ister acaba? Tabi cihatçı örgütleri Suriye’nin başına kendilerinin bela ettiklerini söyleyecek değiller. Ya da 40 yıl öncesinden ‘cihatçı kuluçkası’ Afganistan’ın kendi eserleri olduğunu! İsrail’in, BM Ateşkes Gözlem Misyonu’nun (UNDOF) BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporlara da girmiş olan IŞİD ve Nusra’ya desteği küçük bir parantezi bile hak etmez!

Golan’a çökmenin asıl gerekçelerine de kesinlikle değinemezler:

– İsrail içme suyu ihtiyacının üçte birini Ürdün Nehri ve Taberiye Gölü’nü (Celile Denizi) besleyen Golan’dan alıyor.

– Stratejik olarak Suriye’yi Taberiye’den uzak tutuyor.

– Şam’ı Golan’dan tehdit ediyor.

– Lübnan’ın güneyini yine buradan dikizliyor.

– Yıllardır Golan’ı Yahudi yerleşimcilerle kolonize ediyor. Bu konuda program açık: Şimdiye kadar inşa edilen 30 yerleşim merkezine 20 bin Yahudi yerleştirildi. Önümüzdeki 5 yıllık program 100 bin yeni yerleşimcinin getirilmesini öngörüyor.

– 2013’ten beri Golan’da petrol ve doğalgaz çıkarma çalışmaları sürüyor. Bu işe Amerikalılar ortak.

– Golan’da Suriyelilerin topraklarına elektrik üretimi için rüzgâr tribünleri ve güneş panelleri yerleştiriliyor. 2014’te hazırlanan plan Golan’a toplam 200 rüzgâr tribününün dikilmesini içeriyor. Ve plan genişlemeye açık. Yani İsrail Golan’ı en önemli enerji üssü olarak kurguluyor.

– Cebel el Şeyh’i (Hermon Dağı) kayak merkezine dönüştürüyor.

– Netanyahu’nun karara imza attığı sırada Trump’a hediye ettiği şaraplar da Golan’ın volkanik topraklarında serpilen üzüm bağlarından.

Golan Tepeleri ve Şebaa Çiftlikleri işgal altındayken Suriye ve Lübnan’ın topraklarını geri alma hakkını kim geçersiz kılabilir? Dürzilerin pasif direnişi en azından bu soruyu sorma cesareti veriyor. Nihayetinde Golan’ın statüsü BM’den tescilli olarak ‘işgal altındaki toprak’tır.

– Geçen sene ABD Dışişleri’nin yıllık İnsan Hakları Raporu’ndan ‘işgal altındaki topraklar’ tanımı siliniverdi. Bu ifade 2017’de raporun başlıklarından, 2018’de bütün metinden çıkartıldı. Bu yaklaşım sadece Golan’ı değil Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ni de kapsıyor. Bunu yaptıklarında Dışişleri “Politikamız değişmedi” demişti. Haliyle Golan’dan sonra sıranın Batı Şeria ve Gazze’de olduğunu görmek için kahin olmaya gerek yok. Biraz zaman meselesi. Filistin’e başkent olarak düşünülen Doğu Kudüs’ün üzerini zaten çizdiler. Arap siyasi atlasına ahtapot gibi sarılmış Amerikan yönetimi diğer alanlarda da altın vuruşlar için koşulların olgunlaşmasını bekleyecektir.

– Trump yasadışı yerleşimlerle ilgili ABD’nin göstermelik itirazlarına da son vermişti. Malum 23 Aralık 2016’da BM Güvenlik Konseyi’nden geçen 2334 nolu karar işgal altındaki yerleşimleri yasadışı ilan ediyor.

– Ayrıca 2016’da bir Filistinli tarafından öldürülen Amerikan vatandaşı Taylor Force’un adıyla çıkartılan ve 2018’de yürürlüğü giren yasayla tutuklu ya da katledilen Filistinlilerin ailelerine yardımları kesmediği sürece Filistin Yönetimi’ne bir cent bile verilmeyeceği kararlaştırıldı.

– Okuldan hastaneye birçok hayati kurumu ayakta tutan BM Filistin’e Yardım Ajansı’nın (UNRWA) ödeneği kesildi.

– Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Washington ofisi kapatıldı.

– Trump ayrıca Filistinli mültecilerle ilgili statünün değiştirilmesini istedi. Bu taleple dertleri Filistinlilerin geri dönüş hakkını ellerinden almaktı.

Filistin davasının bütün unsurları atomize edildiğinde ‘Yüzyılın Barış Anlaşması’ gökten zembille iner gibi inecek. Hesapları gayet açık; Kudüs, İsrail’in bölünmez ve ebedi başkenti olacak, İsrail’in işgali genişletmesinden başka bir şeye yaramayan Oslo Anlaşması’yla öngörülmüş iki devletli çözümün tabutuna son çiviler çakılacak, nihayetinde Filistin davası tarih olacak. Suriye ve Lübnan da kaybettiği toprakların yasını tutmakla yetinecek. Bu hesabın hesaba katmadığı şey kurumların çökertildiği, siyasi liderlerin itibarsızlaşıp otoritesini kaybettiği ve Arap devletlerinin ağırlığını yitirdiği bir süreçte alttan alta biriken dip dalgalardır. En azından Filistinli karakteri hâlâ direngen. Beyaz Saray ekibi Golan’ın şaraplarını yudumlarken Suriyeliler yine 5 Haziran Nekbe Günü’nde Golan’ın kaybını bir kez daha kahırla anacak. Filistinliler de 15 Mayıs Nekbe Günü’nde 1948’de çıkarıldıkları evlerin anahtarlarıyla yürümeye devam edecek./Fehim taştekin/www.gazeteduvar.com.tr

Peki, elimizden ne gelir?

ABD çok güçlü, deyip geçmek mi lazım?

Öncelikle, yaptığımız hataları görmeye başlamak mümkün. Komşularımız güçlü olmadan, bölgemiz, mahallemiz, dini ve tarihi bağlarla bağlı olduklarımız, dar zamanlarda imdadımıza koşanlar güçlü olmadığı zaman, bizim de güçlü olmayacağımız idrak ederek, bunun gerektirdiği yerde durmayı deneyebiliriz.

Bunu, konjonktürel olarak değil; batı için bizim de menüde olduğumuz bilinciyle yapmalı ve kalıcı politikalara dönüştürmeliyiz.

15 Temmuz’u tertip edenleri ve o gün bize destek olanları doğru belirlemeli ve önemsemeliyiz. Bizi Suriye’de tuzağa çekmek isteyenleri de. Bu doğrultuda politikalar belirlemeliyiz.

Kısacası, bazı itiraflarda bulunmalı, safımızı zalimlere karşı daha da netleştirmeliyiz. Zira, bu saatten sonra, dengeleme politikalarının fazla yararı olmayacağı belli olmuştur.

Şu bilinçte olalım ki; Golan da, Kudüs de vatanımızdır ve beka istiyorsak, bunun artık zalimlerin vereceği rollerle mümkün olmayacağını görmeliyiz. Bekamızın; Golan’ın, Yemen’in, Afganistan’ın, Suriye’nin, Venezuela’nın…velhasıl küresel egemenlerin işgal ettiği veya etmek istediği coğrafyaların bekasına bağlı olduğunu görelim.

Rabbim, tüm mazlumlara basiret ve mukavemet ihsan etsin.

Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.