UA-89691712-1

Kendi işini yürütmek, ya da bir çıkar elde etmek için başkalarının gafletinden veya cahilliğinden faydalanmaya toplumumuzda “uyanıklık” denir. Oysa bu, gerçekte uyanıklık değil, haksızlıktır.Çünkü uyanıkların yaptığı aslında hileden ibarettir. Örneğin herkesin sıraya girdiği bir iş için, laf kalabalığı veya bir hile yaparak, ya da sırada bekleyenlerin tepkisizliğinden yararlanıp bir şekilde ön sırayı kapmak, uyanıklık olarak değerlendirilmektedir. Ne yazık ki toplumuzda bu tür haksızlıklar yapanlar için “işbitirici, uyanık, kurnaz, anasının gözü” gibi tabirler kullanılarak övülür, imrenilecek kimseler olarak kabul edilirler. Bu hileli tutum ve davranışlar bir marifet sayılır.

İnsanda kurnazlık içgüdüsü vardır. Marifet sayılmasının bir nedeni de budur. Bencillikten kaynaklanan bu içgüdü, sadece kendi çıkarlarını düşünmeye ve bunu elde etmek için planlar yapmaya yöneliktir. Ancak kimisi bunu çok işleterek bir yeteneğe dönüştürmüş ve bir meslek haline getirmiştir. Bu tür insanlar aslında sadece kendilerini düşünür, başkalarını düşünmezler. Bu yönüyle uyanıklık, İslam’ın “başkasını da kendi gibi düşünme”prensibine aykırıdır. Bu ise İslam’ın en önemli alamet-i farikasıdır. Peygamber (ASV) “Sizden biriniz, kendi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhari, İman, 7.) buyurmuştur. Demek ki uyanıklık ya da kurnazlık, sadece kendini düşünmeye dayalı başkasını düşünmemekten ibaret bir düşüncesizliktir.

İnsanlar kurnazlığı tilkiye yükleyerek bunda da bir kurnazlık yapmışlardır. Belki de tilki, insandaki kurnazlığın tecessüm etmiş şeklidir.

Uyanık geçinenlerin hileli tutumlarındaki başarıları ve toplumda yerilme yerine olumlu puan toplamaları, yaptıklarının doğru olduğuna kendilerini de inandırmıştır. Bu da, her işlerinde hileye başvurmalarına,haksızlıkları yetenek olarak görmelerineneden olmuştur. Bunların hile ve haksızlıklarında başarılı olmalarının temelinde, kuşkusuz başkalarının gaflet ve cehaletleri bulunmaktadır. Ancak, “uyanıklık başarısı” daha çok zamanın belalarından sakınmak düşüncesiyle tepkisini içine gömerek tepkisiz kalanların çokluğundan kaynaklanır. Zamanımızda hiç umulmadık yerden bir bela bulaşabilmektedir. Halisane bir niyetle yapılan yardımda bile pişmanlık verecek ölçüde çeşitli sıkıntılar yaşanabilmektedir. Nitekim mağdur ve muhtaç rolüne giren uyanıklar da vardır. Ziya Paşa bu belalı hayatı şöyle özetlemiştir:

Bir katre içen çeşme-i pür hun-ı fenadan

Başın alamaz bir dahi baran-ı beladan"

(Fenalığın kan dolu çeşmesinden bir damla içenartık bir daha bela yağmurundan başını kurtaramaz)

Uyanık geçinenlerin bir başarısı da gafillerden ve cahillerden kaynaklanmaktadır.Kurnaz kişi,hakkında pek bilgisi olmayan konuda muhatabını cerbezeli bir anlatımla ikna eder. Böylece yanlış olan anlatımı doğru zanneder.

Uyanıkların cahillerden nasıl istifade ettiğine dair ilginç bir örnek verelim.

Anlatılır ki: Bir camide Cuma hutbesini bekleyen cemaat içinde birisi yellenir, etrafındakiler sesi duyar ama kim olduğunu fark etmezler. Yellenen adam yanındakinin kulağına eğilir: “Sen sesi duydun mu?” der. Adam da “evet” deyince “O zaman git abdest al!” der. Cahil adam, sesi duymakla da abdest bozulduğunu zanneder. Abdest almak üzere kalkıp camiden çıkar, böylece camideki herkes onun yellendiğine hükmeder.

Başkasının hakkı üzerine kurulu olan uyanıklık,gerçekte kişinin kendini kandırmasıdır. Toplumda marifet sayılsa da er-geç pişmanlıkla sonuçlanır. Ancak bu, fayda vermediği gibi bir çözümü de olmaz. Bu konuda bilgiçlik taslayanlar bilmelidir ki, “Her bilenin üstünde her şeyi bilen vardır.” (Yusuf, 76.)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.