Odada bir süre dolaştı, zihni yorgun, kafasıkarışıktı. Geçen bunca yıla acıyor, yüreği burkuluyordu. Bu kadar olmamalıdiyordu. Odada yalnız bulunan Gülnaz etrafa şöyle bir göz attı. Acısıylatatlısıyla yirmi sene yaşamıştı bu evde. Güzel günleri de olmuştu, gözleribirden salonun karşı duvarında ki aynaya takıldı. Uzaktan kendisine baktı. Gençolmasına rağmen epeyce yaşlı görünüyordu. Elleri kırış kırış olmuş, vücuduhafif öne eğilmişti. Zayıf ve yorgun görünüyordu. Siyah ince kaşları elagözlerini çok güzel gösteriyordu. Aynadan uzaklaştı. Pencereye doğru yürüdü.Perdenin bir ucunu kaldırıp dışarıya uzun uzun baktı. Sıkıldı perdeyi sıkıcakapattı. Bir süre kanepede oturdu. Koca evde sinirlerini bozan duvardaki eskisaatin tik tak seslerinin dışında ses yoktu. Televizyonu açmak istedi vazgeçti.Oturduğu kanepenin dibindeki masanın üzerinde bulunan, kaynanasıylakayınbabasın henüz sağlıkları yerindeyken, mutlu bir günde çektirdikleri siyahbeyaz fotoğrafı eline aldı. Gözleri doldu. Gelin olarak geldiği günü hatırladı.Herkes dağılmış, kocası onu elini öpmesi için annesinin kaldığı odayagötürmüştü. Henüz gelinliği üzerindeydi. Kaynanasının elini öpüp alnına götürmüştü.Ama tuhafına giden şey kadının kuru bir odun gibi hiç hareket etmemesiydi. Konuşmak,bir şeyler anlatmak istiyordu, ama dili dönmüyordu. Yanaklarından süzülengözyaşları ne kadar da çok şey anlatmıştı. Yüksek tansiyon sonucu tüm bedenifelç olmuştu. Gülnaz yaşlı ve yatağa bağımlı kaynanasını, görmediği annesi gibisevmiş ve bağrına basmıştı. Ona bir annenin çocuğuna bakması gibi bakmış,banyosunu yapmış, tırnaklarını kesmiş, altını temizlemiş, yemeğini vermiş,suyunu içirmiş öf bile dememişti. Kocasının kendisini anne ve babasına bakmasıiçin getirdiğini ilk gün anlamıştı. Yatalak kaynanası altıncı ayda vefatetmişti.

  Kayınbabasıyla yirmi sene aynı evdeyaşamıştı. Öz babasını görmemişti ama kayınbabası ona babalık yapmıştı. Hiçbirşeyden mahrum etmemişti. Birkaç gün önce kayınbabasını da kaybetmişti. Afyon’unküçük bir köyünde yaşıyordu. Şimdi yapayalnız kalmıştı. Gidecek bir yeri,sığınacak kimsesi yoktu.  Annesi onudoğurduktan sonra ölmüş. Babası da işsizliğin verdiği sıkıntıyla Avrupa’yagitmiş, kızını amcasına bırakmıştı. İşlerini yoluna koyar koymaz onu yanınaalacaktı. Heyhat zaman su gibi akıp gitmiş, ne babası onu yanına almış, ne dehayat kendisine gülmüştü. On beşine basınca amcaoğluyla evlendirilmişti.İsteyip istemediği sorulmuş mu Allah bilir.

   Uzun süreli bir birliktelikten sonra çocuklarıolmuyor diye kocası onu boşamıştı. Gözünü açtığı büyüdüğü ekmek yediğibarındığı kapıydı. Yapılan tüm haksızlıkları sineye çekmişti,  çekmek zorunda olduğunu da biliyordu. Şikayetetmesi, içindekileri dilendirmesi gibi bir lüksü yoktu zaten. Tozpembe görünenama azgın, şımarık, gayesiz ve beyhude bir hayattı. Bu dünya zalim ve mazlumunberaber yaşadığı bir işkence yeriydi.

  Afyon’dan gelen görücüler için,adet yerini bulsun diye amcası dil ucuyla sormuştu. Ne fark ederdi ki? Öyle ya daböyle verilecekti.  İki günün geliniykenkocası, evli ve çocuklarının olduğunu söylediğinde, boğazı düğümlenmiş, yutkunamazhale gelmişti. Zalim, bencil kocası ‘baban yok, annen yok, bir evin barkın yok,yetimsin, sahipsizsin, ben sana iyilik yaptım, mutlu olacağın bir hayat bahşediyorum,sadece anneme babama bak, gözüm arkada kalmasın yeter, onların tek çocuğuyum,hakları var üstümde’ demişti.

   Kocası ailesi ile ilgili tüm sorumluluklardankaçmış, İstanbul’a yerleşmişti. Sene de bir ya da iki defa gelen kocasınındurumunu kabullenmişti. Kocası evliydi ve üç çocuğu vardı.  Kayınbabasının ölümünden sonra Ferit Bey’in evive koyunları satıp, Gülnaz’ı da hizmetçi olarak İstanbul’a götüreceğidedikodusu yayılmıştı. Gülnaz bunun dedikodu olmadığını, eşinin gerçekten böylebir şey yapacağını çok geçmeden anlamıştı.

  Titreyen ellerinden resim düşmesindiye büyük bir itinayla tekrar yerine koydu. Ayağa kalktı, derin bir nefes aldı,dizleri titrediğinden olsa gerek düzensiz adımlar atarak odanın içindedolaşmaya başladı.  Yüzü tıpkı bir ölününyüzü gibi soluk ve beyazdı. Gereksiz yere birkaç kere kapıyı açıp kapattı. Korkuyorduher şeyden, en ufak seslerden. Gideceği hiçbir yeri yoktu. Ne zaman geçmişedalsa çektiği tüm acılar yeniden canlanıyor, kabuk bağlamış yaraları yenidenkanıyordu. Birden ağılda koyunlarının sesini duymuştu. Koyunları son kezotlatmaya götürecekti. Omuzlarını kısarak istemeye istemeye çıktı evinavlusundan. Son bir kez dönüp bakmadı eve. Yöreye has elbisesiyle doğulu birhava yansıtıyordu. Öbek öbek yayılmış koyun sürüsü yolun kenarından yürüyordu.Gökyüzü bu günde mavi elbisesini giyinmişti, koyunlarla birlikte yol alan Gülnazsırtında soğuk ürpertilerin dolaştığını hissetti. Sabah aç karınla meyve suyunatuz ruhu koyup içmişti. Gözlerinin önü kararmaya başlamıştı. Başı dönüyor,midesi bulanıyordu. Ateşten olsa gerek yanakları al al olmuştu. Ellerinidizlerine dayayarak bir taşın üzerine attı kendini. Gözleri yerde bir şey arargibi bakıyordu. İçi dışına çıkacakmış gibi acı veriyordu. Hıçkırıklaraboğulmuştu. Toza toprağa bulaşmış kirli eteğinin ucuyla sık sık burnunusiliyordu. Yüzünden kanı çekilmiş, gözlerini korku bürümüştü. Gökyüzü kararmış,karanlığın içinde acı acı inleyen bir inilti duyuluyordu. İnsanı ürküten birsesti bu. Bir kadının ağıdına benziyordu. Son nefesini vermekte olan, mecalikalmamış kimsesiz bir kadının ağıdı. Bu acı acı inleyen sesten yer ürpermiş,yerde ve  gökte bir huzursuzluk başgöstermişti. Çömeldiği taşın üstünde son kez gözü uzaklara bakarak canveriyordu.                                        

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6