“İslam bizim için hasbelkader benimsediğimiz

ve terk etmemiz durumunda yerine başka
bir şey koyabileceğimiz bir unsur değildir.

Bizi "biz" yapan varoluşsal vatanımızdır..."

(Varoluşsal Tehcir; Ömer Kemal Buhari)

Huntington; küreselleşme sürecinde, batı ve diğerleri arasındaki çatışmaların medeniyetler arasında gerçekleşeceği tezini savunmuştu. Batı ve diğerleri denilirken esasen; batı ve İslam çatışması denilmektedir. Bu tez batının asimile edemediği bölgelerde eliminasyon yöntemiyle işgal ederek, yok etme gayretleri olarak kendini göstermiştir. Esas mesele İslam’ın ötekileştirilmesi… Ötekileştirmeyi meşru kılabilmek için sihirli kelime “islamofobi”; “İslami terör” kavramını sürekli gündemde tutarak amaçlanan “anti İslam” algısını zihinlere yerleştirmek… Anti İslam algısı esasen çift yönlü bir işlev görüyor; bir yanıyla İslam dışı unsurlara İslam’ı kötüleme amacı güderken diğer tarafta Müslümanların da kendi inançlarından tabir yerindeyse utanacak bir duruma düşürmek.  Yeni Batı artık Müslümanlara karşı savaşını “daha az maliyetli” olan; İslam’ı Müslümanların gözünden ve gönlünden düşürme yöntemi ile yani “Varoluşsal Tehcir” ile yapıyor.

Yazımıza konu ve başlık olan; “Varoluşsal Tehcir” kitabı ile Ömer Kemal Buhari dünden bugüne batı karşısında Müslümanların durumunu bu kavram ile açıklıyor. “Varoluşsal tehcir kavramı; "şiddet yoluyla bir kişinin kendi varoluşunu terk edip başka bir varoluş şekline gitmesine neden olmak" olarak tanımlanabilir. Burada kastedilen coğrafi-mekansal bir yer değiştirme operasyonu değil, kişinin bedenini, zihnini, duygularını, nefsini kimliğini ve varlığını hedef alan varoluşsal bir yer değiştirme operasyonudur..."

Bu bağlamda “Yeni Batı’nın” Müslümanlar karşısındaki tavrını ontolojik bir savaş olarak görebiliriz. Önce varoluşsal olarak Müslümanı yok sayma var ve bununla birlikte bu ontolojik olarak yok saymayı kendi mensuplarına kabul ettirme gayreti var.  “Onların her şeylerini tahrip ettik. Felsefeleri ve dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler, anarşi ve terör için uygun bir hale geldiler.”  Bu sözler ünlü oryantalist Louis Massignon’a ait. Dinimizden umudu keselim istiyorlar, inancımızdan umudumuzu keselim istiyorlar, “biz Müslümanlardan hiçbir şey olmaz” dememizi bekliyorlar, yaşadıklarımızın sorumlusu olarak inancımızı sorgulamamızı istiyorlar daha ötesi Müslüman olmaklığımızdan utanmamızı istiyorlar. O yüzden her şeyimiz tartışma konusu olsun istiyorlar…

Bugün hali hazırda yaşadığımız durum çeşitli şiddet türleriyle yeni batının ontolojik yok etme gayretidir. “Şiddet türleri yolu ile dindar birey çoğunlukla görünmeyen bir sopa ile disipline edilmekte, şiddetin alıcı tarafında olmak istemiyorsa dindarlığından vazgeçmesi, bunu yapmıyorsa da en azından toplumsal görünürlüğünü yok etmesi gerektiği tehdit-mesajı kendisine örtük ama oldukça güçlü bir şekilde verilmektedir. Daha da vahimi, bu şiddetin failleri tarafından meşrulaştırılmış, kurbanları tarafından ise belirli bir noktaya kadar kabullenilmiş, normalleştirilmiş ve içselleştirilmiş olmasıdır...”

Ortada bir şiddet var ama bir yerden sonra şiddette uğrayanın şiddete karşısında “gönüllülüğü” var. Varoluşsal tehcir her şeyden önce Müslüman zihinde gerçekleşiyor. Varoluşsal tehcirin küresel faili Batının yanında yerel Anti İslamist batıcılar var. “Varlığı yeni batının istediği şekilde algılamaya ve hayatını da bu algı dâhilinde şekillendirmeye başlayan bir bireye İslam'dan söz etmek ile mesela Şintoizm'den bahsetmek arasında büyük bir fark kalmamaktadır...”

Müslümanları “varoluşsal tehcir” ile karşı karşıya bırakan ne, ya da kim? Yeni Dünya Düzeni; belki artık belirli ülkeler ya da belirli bir coğrafya bile diyemeyeceğimiz mekândan ve  ülkelerden daha kapsamlı bir zihinsel yapı olarak “Yeni batı” dır. Kitaptan devam edelim. “Her ne kadar eski Batı ve modern Batı da anti-İslami şiddet türlerini uygulasa da varoluşsal tehcirin günümüz dünyasındaki asıl faili, yani Müslümanların dünya görüşünü ve varoluş tarzını çeşitli şiddet yöntemleriyle dönüştürmek isteyen özne, ütopyası tek bir devlet tarafından yönetilen yeni dünya düzenini inşa etmek olan yeni Batı'dır. Bu tarih boyunca karşılaştığımız en büyük tehdittir ve artık varoluşsal boyutlardadır… Karşı karşıya olduğumuz husus varoluşsal bir tehcirdir. Kanaatimizce tarih boyunca yüzleştiğimiz büyük tehditler olan Haçlı istilası, Moğol istilası ve sömürgeci emperyalizminden çok daha ciddi ve sinsi bir tehdittir ve gücünü içinde yaşadığımız ikircikli dönemin barış ve özgürlük illüzyonlarından almaktadır…”

Peki, bu kadar önem atfettiğimiz ve Müslümanlar için tehdit olarak gördüğümüz “Varoluşsal Tehcir” karşısında nasıl bir tavır ortaya koyacağız. Yazımızı, Ömer Kemal Buhari’nin bu konuda dikkate değer sözlerine bırakırken, ancak kısmen işaret edebildiğimiz “Varoluşsal Tehcir; Yeni Batı ve Düşündürücü Şiddet“ kitabını tavsiye ederek bitirelim.  "Yapılması gereken bizim diğerlerini kötücülleştirmemiz değil, kendi rolümüzün ne olduğunu hatırlamamız ve bu rolün ihtiva ettiği vazifelerimizi yerine getirmeye koyulmamızdır. Tâbi Müslümanlar olarak "biz" diyebilmemiz, yani varlık sahasında ve tarih sahnesinde bir yerimizin olduğunu iddia etmemiz caizse. Zira varoluşsal tehcirin birincil amacı ve işlevi bu "icazeti" vermemektir ve en asli dönüştürücülüğü de algı boyutundadır, yani bizim kendimizi "biz" olarak görmemizi daha algısal boyutta engellemeyi hedeflemektedir. Özetle mesele bizim için artık varoluşsaldır, olmak ya da olmamaktır..."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.