Yıllar önce toplumumuza ekonomik ve sosyal sıkıntılarına rağmen, şimdilerde hasret kaldığımız, değerler hâkimdi. İslam’ın emrettiği yardımlaşma, dayanışma komşuluk akrabalık ilişkileri sevgi, saygı, birbirlerinin dertleriyle dertlenmek toplumu şekillendirmişti.

İslam toplumunun en temel harcı olan sevgi ve saygı onu ayakta tutan kuvvetti. Çocuklar ve gençler, büyüklerin ve yaşlıların anlatımları, tecrübeleri ve örnek davranışlarıyla yetişiyordu. Çoğunluğun okul imkânı olmasa da ihtiyarların sohbet meclisleri birer okul gibi eğitim veriyordu. Bendeniz yazın ceviz gölgesinde kurulan, kışın evlerde toplanan sohbet meclislerinde büyüklerimizin anlattıklarıyla yetiştim. Okullarda gördüğüm eğitimden çok o meclislerde büyüklerin anlattıklarının bende daha fazla yer ettiğini belirtmeliyim.

Sadece sohbet meclisleri değil, kaynağı tamamen din olan geleneklerin, kültürün ve toplumsal değerlerin gereği olarak yapılan bütün, davranış, etkinlik ve uygulamaların da çocukların eğitiminde etkisi büyüktü. Bir köyde, bir mahallede bir cenaze çıktığı zaman herkes cenaze evinin yardımına koşar, teselli verir, acısını paylaşırdı. Cenaze nedeniyle düğünler ya uzun süre ertelenir, ya da düğün yapılmaz, bir gece vakti sessizce gelini getirirlerdi. En az iki aya kadar acılı aileye saygı için hiçbir evden müzik sesi duyulmaz, rayda-televizyon açılmazdı.

Ekonomik zarar ve sıkıntılarda da zararı telafi edecek veya en aza indirecek “zarara ortak olma yardımlaşması” yapılırdı. Çocukluğumda hatırlıyorum, dayımın buğday zahire ambarının kapısı açık kalmış, ağıldan bir şekilde çıkıp eve gelen 15 kadar koyunu, buğday çuvallarına dadanmış, sonra karınları şişerek nefessiz kalmaları sonucu, telef olmak üzere iken kesim yapıldı. Bütün köylüler, üçer, beşer kilo et alarak kendi aralarında bölüştüler ve zarara ortak oldular. Bütün bunlar, kardeşliği sağlayan dinin emri olan sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın örneklerdir.

Aradan yıllar geçti, toplumumuzu ve tüm İslam coğrafyasını gittikçe saran ve bir kabus gibi üzerine çöken Avrupa’nın çirkef mimsiz medeniyeti ne yazık ki değerlerimizi bir bir elimizden aldı, yeni nesil büyük ölçüde bu değerlerden mahrum kaldığı için, sevgi, saygı, merhamet, vicdan gibi insani özelliklerinden yoksun olarak yetişmeye başladı.

Bakın ne oldu.. Dini değerleri tanımayan, büyüklerini dikkate almayan, başına buyruk, tecrübelerden ve başka akıllardan istifade yeteneğinden yoksun, sadece kendi aklını beğenen, yeme-içme eğlence, keyif ve para düşkünü, telefondan koparılamayan, internet bağımlısı, alabildiğine şımarık bir nesil ortaya çıktı. Duyarlılık, sevgi ve saygı kavramlarına yer olmadığı için aynı zamanda vicdansızlık da had safhada bulunuyor.

İşin ilginç tarafı bu nesil, tüm toplumu da peşinden sürüklemeye başladı. Duyarlı, imanlı, kültürüne ve değerlerine bağlı gençlerimizi tenzih ederim, eleştirimiz onlara ilişkin değildir. İyiler çok olsa da az sayılır, kötüler ne kadar az da olsa çok görünür.  

Komşunun acısını paylaşan ve ona saygı adına bir yıl düğünü erteleyen toplumdan, komşusunun öldüğünü günler, haftalar sonra öğrenebilen bir topluma evrildik. Sevinci ve kederi paylaşmak da eskilerde kaldı. Artık bir-iki gün bile cenaze evine saygı gösterilmiyor, eğlence aralıksız sürdürülüyor. Bir evden yas sesi, yakınındaki diğer evden müzik ve eğlence sesi duymak mümkündür.

Karıncayı bile incitmeyen bir toplumdan çeşitli vesilelerle birbirini inciten topluma dönüştük. Sağ elin verdiği sadakayı sol el bilmez iken, sadakalar bile incitici bir çıkar amaçlı reklam aracı durumuna getirildi.

Bir yılı aşkın bir süredir dünyayı kasıp kavuran korona salgını nice sevdiklerimizi, topluma rehberlik eden bir çok büyüklerimizi hayattan koparıp aldı. Bu ölümcül musibete karşı mücadele işin ehli tarafından maske, mesafe ve temizlik kuralı şeklinde özetlendi, temizlik de kişinin kendi özeli olarak düşünülerek sadece maske ve mesafeye uyulması istendi. Başta tıp olmak üzere, din, hukuk, siyaset, bilim gibi her alanın uzman ve büyükleri, maske ve mesafe kuralına uyulmasının gerekliliğini ısrarla bildiriyorlar. Bu kurala uymayarak, başkasının hastalanmasına hatta ölümüne sebep olmanın ne büyük bir vebal olduğu din büyükleri tarafından dillendiriliyor. Buna rağmen bu iki kurala da uymayarak, bile bile başkalarının ölümüne sebep olmaktan çekinmemek, kimse kusura bakmasın büyük bir vicdansızlıktır. Ne yazık ki bu yeni neslin en büyük sorumsuzluk örneklerinden biri de kul hakkına girmekten vebal almaktan çekinmemektir. Bir insana yapılacak en büyük kötülük, onun ölümüne sebep olmak değil midir?

Vicdanlar kabuk bağlayınca artık yok hükmünde etkisiz bir duruma geldi. Vicdansızlık her konuda görünmeye başladı. Bu firavunane büyük bir zalimliktir. Unutmayın, kabuk bağlamış ve görev yapamaz duruma gelmiş vicdanları eritmek için Cehennem yaratılmıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.