Yıllar önce Tuhup kaynak suları bakımından zengin bir köydü. Yerden kaynayan ve her biri bir değirmeni döndürecek güçte yan yana soğuk iki pınarı vardı. Geniş ve uzun vadinin tüm bahçeleri bu sularla sulanıyordu. Ayıca vadiyi çevreleyen dağlarda da yer yer kaynak suları vardı. Bunlar da hem içme suyu olarak, hem de havuzlarda biriktirilerek oradaki bahçelerde sulama suyu olarak kullanılıyordu. Halkın çoğunluğu, geçimini sebze ve meyve yetiştirerek sağlıyordu. Şimdiki gibi seracılık, ilaçlama yahut hormon yoktu. Mevsimler birbirine karışmamıştı, her mevsimde en doğal şekilde ona uygun sebze ve meyveler yetiştirilirdi. Salatalık, biber, kabak ve soğan gibi sebzeler çuvallara, domates, üzüm gibi ezilmesi mümkün olan sebze ve meyveler ise önceleri zembillere, sonraki dönemlerde ise tahta sandık ve kasalara doldurulur, şehre götürülüp satılırdı.

Köy halkı dindardı. Helal ve harama karşı titizdi. Ancak buna rağmen sebze ve meyveler toplanıp doldurulurken en güzel ve gösterişli olanlar üste konulurdu. Gösterişsiz, ufak tefek, güneşin etkisiyle lekelenmiş olanlar ise en dip kısma yerleştirilirdi. Bu uygulama çok kişiyi de “acaba yaptığımız hile mi, bu haram olur mu?” şeklinde düşündürüp tedirgin ediyordu.

Gösterişli olan ürünleri üste, gösterişsiz olanları alta yerleştirme uygulamasından rahatsız olan köylüler, “bu hiledir ve haramdır” diyerek ürünlerini üstü ve altı aynı olacak şekilde doldururlardı. Bunların başını Rahmetli Hacı Baba (dedem) çekiyordu. Bu şekilde doldurulan çuval ve kasalar ne yazık ki şehirde alıcı bulamıyordu. Alıcılar baktıkları zaman “Bunun üstü böyleyse kim bilir altı nasıl?” diye düşünerek almaktan vazgeçiyorlardı. “Efendim bunun üstü ve altı aynıdır, gösterişli olanlar en dipte de var” sözüne de kimse inanmıyordu. Çünkü eskiden beri süregelen teamül böyleydi. En iyi ürünler üste yerleştirilirdi. En sonunda piyasanın çok altında bir fiyata satmak zorunda kalıyorlardı. Oysa üstü ve altı aynı şekilde doldurulmuş tamamen hilesiz olanlar, diğerlerinden daha iyiydi. Üstü gösterişli olanların dip kısmında lekeli, çatlak ve kusurlu ürünler bulunuyordu. Ama üstü-altı aynı olanlarda bu tür kusurlu ürün de bulunmuyordu. Buna rağmen alıcı pek çıkmıyordu. Tek kusuru vitrin kısmının güzelleştirilmesine önem verilmemesiydi. İnsanlar vitrin güzelliğine bakıyorlardı. Eğer gerçekten bu ürünlerin üstüyle altının aynı olduğuna inanılsaydı, bütün ürünlerden önce onlar satılırdı. “el-hükmu li’l-ekser: hüküm çoğunluğa göredir” prensibi her alanda geçerli olmaktadır. İnsanların çoğu ne yaparsa o geçerli oluyor, azınlığın yaptıkları dikkate alınmıyor. Birkaç kişinin hileden kaçınma çabası, diğer çoğunluğun hileli uygulamaları arasında ilgisiz kalıp yok oluyor.

Hacı Baba ve arkadaşlarının hileden kaçınma titizliği, ürünlerine alıcı çıkmamakla cezalandırılmış oluyordu. Bunun üzerine rahmetli babam Seyda Molla Ahmet, dünyanın “vitrin gerçeğine” dikkat çekerek onlara şöyle bir telkinde bulundu:

“İnsanın önemli özelliklerinden ve dünya hayatının gerçeklerinden biri vitrindir. Her şeyin dışarıya bakan bir vitrini vardır. Sadece dükkânların, mağazaların değil, evlerin, toplumların, hatta her şahsın kendisine ait vitrinleri vardır. Bu vitrinlerin de güzel olması gerekir. Toplumla ilişkilerde vitrinin, çekiliğin önemi büyüktür. Kılık kıyafet de bir vitrindir. Bir âlim ne kadar ilimde üstün olursa olsun kıyafeti uygunsuz ve çirkin olursa toplum içinde değeri olmaz, ilgi ve saygı görmez. Meyve ve sebzelere bakmıyor musunuz, ambalajı hükmündeki kabukları ne kadar cezp edici renklerle renklendirilmiş, özel kokularla kokulandırılmış. İşte bu da onun vitrinidir. Sizin de satışa sunduğunuz ürünlerinizde en gösterişli olanları üste yerleştirmeniz hile değil, ilgi çekmeye yönelik bir vitrindir. Yeter ki çürük, bozuk olanları içine koymayın. Çünkü hile, değersiz olanları değerli olanların arasına karıştırıp değerli gösterme çabasıdır. Ayrıca her alıcı, çuvalın ya da kasanın en alt kısmına kadar bakmakta serbesttir. Onu boşalttıktan sonra varsa çürükleri,  iade etme hakkına da sahiptir. Eğer vitrini güzel olmazsa, haklı olarak alıcısı çıkmaz. Aykırı birkaç kişi, toplumların süregelen teamüllerini değiştiremezler. Bir de, hile başkalarını yanıltmaktır. Üstte gösterişli ürünlerin bulunması, herkesçe malumdur ama bu uygulamaya uymamak yanıltıcıdır. Bu nedenle herkesin kabul ettiği ve içyüzünü bildiği toplumsal teamüllere uymak hile değildir.”

Gerçekten de vitrin güzelliği, insan psikolojisi üzerinde etkilidir. Güzel olmayan vitrin, arkasındaki güzellikler varsa da onları çirkin zannettirir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.