UA-89691712-1

Acılarlasüslü hayatın kaçış yeri, kitapların ve filmlerin mutlulukla son bulan hikâyelerinhaz dolu dünyasıdır. Mutlulukla biten her film ya da kitap ardında bıraktığısürekli devam eden bir mutluluğun havası vardır. Seyircinin iç çekip, sabunköpüğü gibi anlık mutluluk hevesin içine girmesi ya sonrasının düşünememesidir.Hayatın kendi içindeki labirenti hiçbir şeyin kalıcı olarak insanasunmamasıdır. Ne acının ne de mutluluk hissinin kalıcı olmayışı insanı sürekliikisi arasında bir arayışa sürükler ve acıdan mutluluğa kaçışı arzular amamutluluğun değerini fark edemediğinden de mutluluğu elinde tutmasını bilmeyenfarklı duyguların etkisiyle hemen yitirir.

Asılyanılgı seyirciye ya da okuyucuya sonlarda kalıcı bir mutluluk varmış algısınınverilmesidir. Sinemanın büyülü dünyası, gerçek hayatın acımasızlığı karşısınaadeta bir alternatif olarak durur. Sinema, insanların hayatın gerçekliğinden sinemanınaldatıcı büyüsüne kaçışı, insanların hayata karşı yenilgisini ve çaresizliğinigösterir. Sinema insana ait olan ama insanın elinde tutmasını bilmediğinihatırlatması ve hala insanın bir şansının olduğunu göstermesi seyirci içinönemli bir cazip mekâna dönüştürmektedir.

Mutluluklafilm noktayı koyup, ekranı karartır. Adeta insanın kararan dünyasına göndermeyaparcasına; ama insanlar için uyanan geçici hazların etkisi daha önemliolduğundan kararan ekranın mesajını algılayamazlar. Büyülü dünyanın karşıtıkabustur. Karartılmış salonda algıları ve duyguları esir alınan seyircinin,gözlerini kamaştırarak salondan dışarıya çıkması gibi, duyguların vedüşüncelerin alt olması da aynı etkidir.

İnsanlarsonraya dair ya çok umursamazdırlar ya da çok planlıdırlar. Çok azı kendinedair olmasının bilincindedir. İlişkilerde insanların çoğu umursamaz tavırlartakınırlar, o anki geçici duyguların etkisiyle karar verip, ileri de pişmanolmanın sebebidir. Planlı olanlar ise, riskleri göze alamadıklarından fazlamantıklı ve akılların verdiği öz güvenle ciddi hatalara imza atarlar. Çoğu azıilerde hatasını fark edip, radikal kararla hatalarından dönüş yapmaya cesaretedebilir. Çoğunluğu ise, hatalarının kurbanı olarak, acılarla ve içleri kanağlayarak kendini devam etme zorunda hisseder. Çünkü hayatlarını değiştirecekcesaretleri kalmamıştır. Korkuları ve edindikleri yanlış alışkanlıklar yenitercihler yapmalarına engel olur.

ÖzcanDeniz’in “Ya Sonra” filmi evlilik sonrası aşkı, ayrılığı, kadına bakışı,arkadaş ilişkilerini, gündelik ilişlere göndermeler yapan komedi, dram karışıkbir senaryoya sahip. Modern hayatın en önemli tarafı insanların kendilerine aitbir dünya görüşü oluşturamaması ve bunu yansıtacak bir düşünce alt yapısınınolmamasıdır. Böyle olunca ortaya çıkarılmaya çalışılan sanatsal çalışmalarınçoğu ayağı yere basmıyor. Bu arada kalmışlık sanatsal çalışmaların daldan dalaatlamasına ve sonuçta ne dediği belli olmayan bir alana insanı sürüklemektedir.Özcan Deniz’in de bu arada kalmışlığı kendi yazdığı ve yönettiği filmindeseyircisine net bir mesaj verememesine neden olmaktadır. Bir yandan modernliğidile getirip kadının özgürlüğünü ve iş hayatındaki kariyerine sıcak bakarkenbir yandan da erkek egosunun ve toplumsal anlayışın etkisiyle kadını baskılayanve sınırlamaya çalışan bir anlayışın izlerine rastlıyoruz. Hoş aynı tutumu Didemkarakterindeki tutarsızlığında da görüyoruz. Didem de Âdem gibi ne istediğinibilmez halde bir oradan bir buraya savrulan kullanılan bir kadınadönüşmektedir. Kadın kimliği yine burada da bulanık bir hal almaktadır.

Aşk,mesafeler içinde hoş görünen bir duygu yumağı. Aynı mekânın ve sürekliliğinpaylaşılması aşkın rengini daha doğrusu ilişkinin rengini değiştirmektedir. Aşkuzakta hoş gelen, yakında ise gerçekliğin pençesinde çaresizleşen bir duyguhaline dönüşmektedir. Belki bundandır evlilikten sonra aşk ölüyor yaygarasınınkoparılması. Aşk ya da kadın erkek birlikteliği sadece cinsellik ve bir aradasürekli oynaşmak olarak algılandığı zaman doğal olarak kadın ve erkeğingerçekliğinin ortaya çıkmasıyla anlam ve önemi yitirilmeye başlanıyor; ikitarafın asıl kimlikleri ve egoları ortaya çıkmaktadır. Âşık olanları göremediğive görmekte zorlandıkları da kendi gerçekliklerini aşklabütünleştirememeleridir.

Aşk,mesafeler içinde yaşandığında kadın ve erkek kimliği ortalarda görünmez. Herşey özlem ve bir arada olma arzusu üzerine kurulu olunca, insan gerçekliğigörünmemektedir. Birliktelikle iki farklı insanın gerçeği ortaya çıkmakta ve busonra kontrol altında tutan bir saygı olmayınca dengesiz bir ilişkiyedönüşmektedir.

Dengesizleşenilişki de basit davranışlar bile ciddi sorunlara neden olabiliyor. Filmde deevliliği ortak bir yaşama alanına dönüştüremeyen, kadın kadına ait dünyası,erkeğin erkekliğe ait yaşamı benimsenmemesi, kadının erkeğin benim sınırlarımatabi olacak anlayışı; erkeğin kadın benim istediğim gibi yaşayacak tutumu kadınerkek arasındaki savaşın fitilini ateşler. Didem, ilgisizlikten ve ihmaledilişinden yakınıp evliliğini bitirme kararını alabilecek kadar sığ düşünen vebencil tutumlar geliştiren bir kadın kimliği çizerken; Adem de kadınınvarlığını yok sayarcasına bir hayat benimsemesi erkeklerin kadını takmayan,değer vermeyen kimliğini sergilemektedir. Evliliğin bitiş nedeni iki farklıcinsiyetin zevk aldıkları işleri yapmaya çalışmasına dayanıyor.

Buabsürt anlayış insan değerinin ne kadar ayaklar altına alındığını veevliliklerin ne kadar kolay ve basit nedenlerle bitirildiğini göstermektedir.İlerde daha ciddi sorunlarla karşılaşan karı kocanın birbirinin boğazınısıkmaması için bir neden görünmemektedir. Kendini yaşa, karşıdaki kendi adınaez ve hiçe say anlayışının yaygınlaştırdığı günümüz dünyasında insanlarbirbirini önemsiz nedenlerle harcar duruma getirilmektedir. Kendini yaşa,diğerine yaşama hakkı tanıma, önemli olan sensi felsefesinin yaygınlaşmasıylaeşlerin birbirini dinlemeden, anlamadan hayatlarına kolayca çıkarmasının önünüaçmaktadır. Sonra birleştirici yol olarak aşk gösterilmektedir.

ÖzcanDeniz’e sormak lazım Didem’i düğünden alıp eve getirdin, sonrasında barınaktamutluluk öpüşmesiyle final yaptırdın peki sonrası ne olacak? İkisinin hayatındane değişti? Hatta daha kötüsü oldu, Âdem bir kadınla yakalandı; Didem başka birerkekle evlenecek noktaya geldi. Yarınlarda bu yaşananlar kavgalarda gün yüzüneçıkmayacak mı? Aşk, Didem’in kariyer arzunu, Âdem’in arkadaş ilişkilerini nasılşekillendirecek? Yani sorunun başladığı yerde, sorunlara nasıl bir çözümgetirildi. Yarınlarda o heyecan ve tutku kaybolup, hayat monoton bir rutinedönüştüğünde ne olacak? Yine mi başa saracak bir ilişki ile mi karşılaşacağız?

Sorunadeğinmek her zaman işin kolay tarafı olmuştu. Önemli olan soruna çözümüretebilmek ve bunu sanatla yoğurabilmektedir. Başta da dediğim gibi sanatçıkimliği taşımaya çalışanların kendine ait bir felsefesi ve dünya görüşüolmayınca ortaya oynayıp, prim yapmaya çalışmaları popüler kültürün ve modernanlayışın bir hastalığıdır. Salt sorunu ve duygulardaki zikzakları dilegetirmek sanatçı kimliğiyle bağdaşmayacak bir tutumdur. Sorunu sokaktakiinsanlar daha iyi ve detaylı bir şekilde dile getirir, çünkü yaşadığını anlatacaktır.

ÖzcanDeniz filmin girişinde belirttiği mutlu sonla biten masallara yaptığıgöndermelerin tuzağına kendisi de filmin sonunda düşmektedir. Filmin girişineacaba diye umutlandığımız bakış açısı maalesef yönetmenin yetersizliğiyle başadönmüş ve Özcan Deniz sen de bizi masallarınla kandırmaya çalıştın demekleyetiniyoruz.

FilminKünyesi

Yapımı:2011-Türkiye

Tür:DramKomediRomantik

Süre:105Dak.

Yönetmen:Özcan Deniz

Oyuncular:Ayşen GrudaDeniz ÇakırCezmi BaskınNaz ElmasBarış Falay

Senaryo: Özcan Deniz

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.