Genelde alışık olduğumuz kuraklık ve yağmur ihtiyacı bahar aylarında gerçekleşir. İnsanlar yağmur duası ve namazını gündeme getirir, Cuma hutbelerinde yağmur duası yapılır. Ancak bu yıl kış ortasında kuraklıkla karşı karşıyayız. Ocak ayına gireceğimiz bu günlerde kuraklıktan dolayı büyük bir sıkıntı ve tedirginlik yaşanıyor. Başka zaman akıllarına dua gelmeyenler bile “yağmur duası” yapılmasını istiyor.

Kur’an-ı Kerim yağmuru “rahmet” olarak nitelemiştir. “O Allah’tır ki, rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderdi. Ve gökten tertemiz bir su indirdik”(Furkan, 48) Hayatın olmazsa olmazı yağmurdur. İnsanların ve diğer bütün canlıların hayatı yağmura bağlıdır. Cenab-ı Hak, haddi aşan, asilik ve şımarıklıkta aşırı giden insanları uyarmak ve akıllarını başlarına getirmek amacıyla rahmeti gereği bir süre rahmetini keserek terbiye ediyor. Yani rahmetini kesmesi de yine rahmetinden dolayıdır.

Şafii mezhebine göre yağmura ihtiyaç duyulduğu zaman, yerleşim yeri dışında bir alana çıkılır, önce iki rekât yağmur namazı kılınır, ardından yağmur dualarından oluşan hutbesi okunur. Ancak bu namaz ve duanın gerçekleştirilebilmesi için,bir takım ön şartlar gerekmektedir. Üç gün önceden herkesin oruç tutması ve oruçlu olarak namaz ve duanın eda edilmesi, herkesin birbirleriyle helalleşmesi, dargınların barışması, sadakalar verilmesi, kadın, erkek, yaşlı, çocuk, herkesin katılması, hatta koyun-keçi gibi ehlî hayvanların da yavrularıyla birlikte o alana getirilmesi, yavruların annelerinden ayrı bir tarafa konulması,çocukların annelerinden ayrı tutulması gibi hazin ve ağlamaklı bir atmosferin oluşturulması sağlanır.

Geçen hafta bütün ülkede olduğu gibi Şanlıurfa’da bütün camilerde Cuma hutbesinde yağmur duası yapıldı. Affedersiniz, tabirimi bağışlayın, yağmur yağarken rahatsız olup göğe doğru uluyan köpekler gibi, bazı din düşmanları da bu duadan rahatsız oldular. Sözde Müslüman olduklarını söyleyen bu münafıklar, İslam’ın bütün ibadetlerine karşı çıkmaktan geri durmuyorlar. Duadan rahatsızlık tweetleri atan bu zavallılar, namaza da, ezana da, salaya da hülasa bütün dini değerlere karşı çıkıyorlar. İt ürür, kervan yürür, tarzında biz bunları dikkate almamalıyız.

Şafii mezhebinin yağmur namazı için tespit ettiği şartlar ağır olunca, Hanefi mezhebinin “sadece dua etmek de mümkündür” görüşüne bağlanarak Cuma hutbelerinde dua etmekle yetiniliyor. Elbette yukarıda belirttiğimiz şartların hepsinin yerine getirilmesi günümüzde imkânsız denecek kadar zordur. Dua ile yetinmek de uygun olabilir ancak, bazı camilerde duaların yapılış şekli ve cemaatin yağmur duasına diğerlerinden farklı biçimde ortalığı inletircesine “âmin!” deyişleri dua adabına uygun düşmemektedir. Allah’a karşı utandırıcı bir duruma düşürdüğü kanaatindeyim. Oysa dua, mağrurane bir ses tonuyla değil, Allah’a karşı boynu bükük, zelilane bir yalvarış tarzında ve ses tonu da bununla uyumlu olarak yapılmalıdır. Ayrıca Yağmur namazı ve duasının amacı yağmurun getirmek değil, kuraklık vaktinde Allah’ın emri olan bu ibadeti eda etmekten ibarettir. Bununla ilgili olarak bir çocuğun sorusuna cevap veren Bediüzzamanın açıklamalarına iyi kulak vermek lazımdır:

Yağmursuzluk, bu çeşit dua ve namazın vaktidir, illeti ve hikmeti değil. Nasıl ki güneş ve ayın tutulması zamanında küsuf ve husuf namazı kılınır ve güneşin gurubuyla akşam namazı kılınır; öyle de, yağmursuzluk, kuraklık, yağmur namazının ve duasının vaktidir. İbadet ve duanın sebebi ve neticesi emir ve rıza-i ilahidir, faydası uhrevidir. Eğer namazdan, ibadetten dünyevi maksatlar niyet edilse, yalnız onlar için yapılsa, o namaz battal olur. Mesela, akşam namazı güneşin batmaması için ve husuf namazı ayın açılması için kılınmaz. Öyle de, bu nevi ibadet, yağmuru getirmek için kılınsa yanlış olur. Yağmuru vermek Cenab-ı Hakkın vazifesidir. Biz vazifemizi yaptık; Onun vazifesine karışmayız.

Gerçi yağmur namazının zahir neticesi yağmurun gelmesidir; fakat asıl hakiki, en menfaatli neticesi ve en güzel ve tatlı meyvesi şudur ki: Herkes o vaziyetle anlar ki, onun tayınını veren babası, hanesi, dükkânı değil; belki onun tayınını ve yemeğini veren, koca bulutları sünger gibi ve zemin yüzünü bir tarla gibi tasarrufunda bulunduran bir Zat, onu besliyor, rızkını veriyor. Hatta en küçücük bir çocuk da, daima aç olduğu vakit validesine yalvarmaya alışmışken, o yağmur duasında, küçücük fikrinde büyük ve geniş bu manayı anlar ki: Bu dünyayı bir hane gibi idare eden bir Zat, hem beni, hem bu çocukları, hem validelerimizi besliyor, rızıklarını veriyor. O vermese, başkalarının faydası olmaz. Öyleyse Ona yalvarmalıyız der, tam imanlı bir çocuk olur…”

Bediüzzaman, duanın nasıl olması gerektiğine ilişkin de şöyle demiştir:

“Yağmursuzluk bir musibettir ve ceza-yı amel bir azaptır. Buna karşı, ağlamakla ve hüzün ve kederle, niyaz ve hazinane yalvarmakla ve pek ciddi nedamet ve tevbe ve istiğfar ile karşılamak ve sünnet-i seniye dairesinde, bid’alar karışmadan, şeriatin tayin ettiği tarzda dergâh-ı İlahiyeye iltica etmek ve dua ve o hale mahsus ubudiyetle mukabele etmektir. Hem böyle umumi musibetler, ekser nasın hatasından geldiği cihetle, o insanların ekseri (kısm-ı azamı) tevbe ve nedamet ve istiğfar etmekle def olur.”(Emirdağ Lahikası, 31)

Dua bir ibadettir, her ibadetin vakti olduğu gibi duaların vakitleri de ihtiyaçlardır. Demek ki ihtiyaç, duanın sebebi değil, vaktidir. Buna göre kuraklık ve yağmur ihtiyacı da yağmur duasının sebebi değil, vaktidir. Biz Allah’a itaat ederek şeytanların rahatsız olmasına aldırmadan adabına ve kurallarına uygun olarak duamızı yapar, vazifemizi eda etmenin huzurunu yaşarız. Yağmuru vermek Allah’ın rahmetidir, O’nun işidir, ona karışamayız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.