Salgının da etkisi, maddi sıkıntılar, ilgisizlik, gençlerde ise güvensizlik, işsizlik, umutsuzluk ve daha birçok nedenden kaynaklanan bir yalnızlık gözlemleniyor. Mutsuzluk, çaresizlik, nezaketsizlik ve gelecek kaygısı gibi etkenlerin de eşlik ettiği bir yalnızlık artmış durumda. Aslında daha önceden de var olan birtakım olgular artarak daha görünür oldu. Bunu, artan intihar vakalarından da anlamak mümkün.

Geçen yıl 18 yaşında intihar eden Furkan Celep, ardından bıraktığı mektupta: “Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğruna yıllarımı aylarımı harcamak istemiyorum.” Derken uzun mektubunun dikkatten kaçmayan bir bölümünde ise sarf ettiği; “Milyarlarca insan olmasına rağmen neden kendimi bu dünyada yalnız ve değersiz hissediyorum?” ifadesi yalnızlık hissi ve intihar arasındaki ilişki açısından kayda değerdir. https://www.gazeteipekyol.com/furkan-celep-neyin-resmi-makale,13744.html

Geçenlerde bir doktorun, kendisine mobing uygulandığını belirten bir mektup bırakarak intihar etmesi de bazı gerçekleri gündeme getirmişti. Bu ve daha buna benzer yığınla sıkıntı ve sorunla boğuşan kesimler var ve bir şeyler yapılması gereği orta yerde duruyor.

Tüm bunlarda, toplum olarak yapmadığımız görevlerimizden, birbirimize gereken nezaketi, merhameti, özeni ve sevgiyi göstermemekten dolayı bizim payımızın da olduğu söylenebilir.  

Yaşanan bu zorlu sürecin de etkisiyle ortaya çıkan sorun ve sıkıntıların öncelikli olarak ele alınması ve çözümler üretilmesi, toplum olarak da infakın ve yardımlaşmanın artarak devam etmesi önemini koruyor. Birbirimize mukayyet olmamız gereken bir süreçten geçtiğimiz kesin. 

***

Yalnızlık hakkında o kadar çok şey söylenebilir ki.

Tanımından kapsamına, türüne, korkulası mı ya da tercih edilebilen olmasından tutun da, yıpratıcı mı geliştirici ve güçlendirici mi oluşuna uzanan tonları var. Hatta değerli oluşuna değin birçok yoruma, tanıma mazhar olan yalnızlık kavramı elbette görecelidir ve hangi anlamıyla ele alınırsa alınsın; acı vericidir.

Yalnızlık; bir yoksunluğu, yoksulluğu, çaresizliği, kimsesizliği, umutsuzluğu, ilgisizliği, anlaşılmamayı da ifade ediyor.

Ancak belli dönemlerde, onu taşıyabilme, güç ve donanıma göre yalnızlık karşısında gösterilen tepki ve onunla mücadeleyi kazanma ya da kaybetme durumu değişebiliyor.  

Her toplumun ve ferdin yaşadığı yalnızlığın türü ve dozajı farklıdır. Yalnızlığa ya maruz kalırız ya da tercih ederiz. Tüm durumlarda da yalnızlık, yaşadığımız ve üstesinden gelmemiz gereken zorlu bir duygu/hal.

***

Modern yaşamın bireyleştirdiği toplumda yalnızlık kalıcılaşmış, insan ve toplum fıtrattan uzaklaştırılmıştır. Bu tarz cümlelere ya da yalnızlıkla ilgili çeşitli yakınmalara çok rastlarız ama çoğumuz üzerinde durmayız. Bunun bir nedeni de yalnızlık/kendimize odaklanmak, başkasının derdiyle dertlenmek istememek/bireyleşmek/bencilleşmek veya daha farklı nedenler. Neticede modern toplum insanın, diğer insanla ilgilenmesine imkan ve zaman tanımaz, tanımak istemez. 

***

Yalnızlık karşısında güçlü bir konumlanma, ruhsal/manevi bir ruh/zihin gerektirir. Diğer bir husus ise bu zihne/ruha/zihniyete paralel bir sosyalite…

İslam, cemaatı önemseyen/sosyal bir yaşam biçimidir. Buradaki cemaat; birbirimizle iletişimde olan, sorunları paylaşan, dayanışan ve yardımlaşan bir toplumu ifade etmektedir.

İslam bu iletişime aileden başlar ve aileyi bir cemaat olarak görür. 

Komşuluğa büyük önem verir. Anne ve babaya, akrabaya karşı nasıl davranılması gerektiği ve ilişkiyi kesmemek gereğini belirtir.

***

Bir dostum, batıda yaşayan akrabalarından bir çocuğun, Türkiye’ deki tatilden dönüşlerinde Almanya’ da ki öğretmenine hediye olarak bir CD vermesinin, öğretmenini nasıl da memnun ettiğini ve bu memnuniyetin beklenmedik bir dozda oluşu karşısında yaşadığı şoku anlatmıştı. Maddi refahın ruhu tatmin etmediğinin açık bir göstergesiydi bu. 3-5 liralık bir film ya da müzik CD siydi bu ama öğretmeni, kendisine değer verilmesi karşısında -belki de bunun çok nadir yapılan, neredeyse unutulan bir davranış olduğu için olacak- tepkisi sarsıcı olmuştu çocuk için.

Gerçekten de batıda insan fıtratından uzaklaşılmıştır. Onlar da yalnızlıklarını hayvanlarla gidermeye yönelmişlerdir. Daha çok köpek beslerler. İnsanların kaybettiği özelliklerin birçoğunu hayvanlar taşımaktalar: Sadakat, sevgi, korumak, sahiplenmek, yardım etmek, özlemek…

Bazı ülkelerde yalnızlık bakanlıkları kuruluyor. İngiltere ve Japonya’ da kuruldu.

Aslolan, bir bakanlık değil. İnsanın sahici bir ilgiye, toplumsal ahlak, merhamet, adalet ve duyarlılığa, gerçek sevgiye ihtiyacı vardır. Yalnızlığın devlet tarafından çare bulunacağı bir sorun olmamasına rağmen, modern toplumlarda yaşlı, kimsesiz, çaresiz ve yalnız insanların devlet tarafından düşünülmesi de olumsuz değildir.

Biz de bu yolda ilerliyoruz. Birçoğumuz insanlığından uzaklaşmış, zayıflara karşı duyarsızlaşmış, adalet ve sevgi gibi hususlarda zayıflamışız. Bu durum, ilgisizliği, iletişimsizliği ve dolayısıyla yalnızlığı çoğaltmaktadır. Sosyal adaleti sağlayamıyoruz. Çekirdek aile olduk, aile kurumu çatırdıyor ve yaşlılara saygımız kalmadı, huzurevlerine bırakıyoruz onları, çocukları da kreşlere…

***

Sonuçta insan sevgiye, ilgiye, anlaşılmaya, merhamete, derdini anlatmaya, paylaşmaya ihtiyaç duyar. Yalnızlık, normal insanın kolayca kaldırabileceği bir yük değildir. Birbirimizi habersiz ve yalnız bırakma hakkımız yoktur.  

Yunus ne güzel söylemiş:

 “Yaradılanı severim, yaradandan ötürü”

Bu felsefeyi/ilkeyi taviz vermeden ve/yani ‘yaradandan ötürü’ uygulayan bir toplumun kendisini yalnız hissetmesi, mutsuz olması, sırtının yere gelmesi mümkün mü? Özellikle bu günlerde buna daha da ihtiyaç duymaktayız.

Başta gençlerimiz olmak üzere, dar gelirlilerimizle, yaşlılarımızla, kimsesizlerimizle, borçlularımızla, işsizlerimizle, emeklilerimizle, köleleşmiş öğrencilerimizle, acımasız Kapitalist sistemin her türlü düzenek ve zorbalıklarına maruz kalan geniş kesimlerle, mağdur insanımızla ilgilenelim. Çünkü bunların hepsi yalnızdır.

Toplumla ilgilenen, onları gözlemleyen, gözeten, hallerini kontrol eden ve onlara fark ettirmeden müdahale eden, halden anlayan; arkadaş, ebeveyn, otorite, cami cemaati, büyüklerimiz ve bu ilişkileri önceleyen toplumsal yapımızı yeniden tesis etmek zorundayız.

***

Bir şarkıda ‘ihanet bir bilmecedir’ ifadesi geçer. Belki de yalnızlık için de bu geçerli.

Birçok yalnızdan ve yalnızlıktan bahsedilebilir. Gerek tarihte gerekse günümüzde çok örneğe rastlanabilir. Mesela Nietzsche’ nin yalnızlığı.

Sezai karakoç’ un, Cahit zarifoğlu’ nun…

Küresel Emperyalist baskılar ve müstekbirlerin işbirlikçileri karşısında bölge ülkeleri ve halkları yalnızdır.

Ülkelerin/toplumların yalnızlığıdır bu.

Filistin/Gazze, Suriye, Yemen, Lübnan, İran, Afganistan, Irak, Doğu Akdeniz ve diğer birçok hususta Türkiye. Arakanlılar. Genel anlamda İslam ülkeleri. Anti Emperyalist toplumlar ve devletler.

Fikirlerin ve siyasilerin yalnızlığı. Örneğin; Necmettin Erbakan’ ın yalnızlığı. 

Hüseyin’ in yalnızlığı ve onun babası Ali’ nin yalnızlığı.

Şeriati, Ali adlı kitapta bu yalnızlığı ifade eder:

” Bir yazarın deyimiyle: "Aslan gündüz inlemez." O, tilkilerin gözü önünde,

kurtların gözü önünde ve canavarların gözü önünde inlemez. En acı verici dertler karşısında bile sükûtunu, vakarını ve büyüklüğünü kaybetmez. Aslan sadece geceleri inler. O, gece yarısı hurmalıklara doğru gidiyor, orada hiç kimse yoktur, halk istirahate çekilmiştir ve onları gece yarısı uykusuz bırakacak dertleri yoktur. Bu yalnız adam, kendisini bu dünyada yalnız bulan bu insan, bu yere ve bu göğe yabancıdır, onu bu topluma ve bu şehre sadece misyonu ve vazifesi bağlamaktadır. Ancak kendisine geldiğinde yalnız olduğunu görüyor. Hurmalığa gidiyor, birilerinin kendisini bu halde görmesinden korkuyor; aslanı gece yalnız ağlar halde görmelerinden korkuyor.”

***

Elbette her yalnız ve yalnızlık için söylenebilecek çok şey vardır. Kimi bize düşmez doğrusu. Kimisinin kıyısına bile yanaşamayız.

Ve peygamber/ler/in yalnızlığı. Yusuf’ un mu desek, Yakub’ un mu? İsa’ nın mı, Musa’ nın mı?

***

Neticede yalnızlık fıtrattan/Allah’ tan uzaklık oranındadır. Ama bazen de insanın sabırsızlığıyla beliriyor. Sezai Karakoç’ un; 

“Uzatma dünya sürgünümü benim” 

mısralarında dile getirdiği gibi.

Yalnızlığı, yalnız olmadığını bilerek yaşayanlar, yalnızlığının bilincinde olanlar, gidecek bir yeri olanlar, her şeyi görenden umudunu kesmemiş olanlar, onu tanıyanlar ve ona tevekkül edenler, ona arzı hal edenler ve ondan yardım bekleyenlere selam olsun.

***

Ve güçlü yalnızlar, büyük yalnızlar, vakti beklemek zorundalar. Kavuşma umutları vardır. Süre uzadıkça yanarlar ve bu ateş, bu acı pişirdikçe ruhları; bundan hoşnut olurlar. Evet, beklerler. İlla ki çağrılmayı, vuslat zamanının beklerler ya da bir haber gelir. Bir teselli.

Böyle bir zamanda iner bir haber öteler ötesinden ve ellerinden ve yüreğinden tutar dertliyi, yananı, yalnızı. Ve şöyle der:

“Rabbin seni terk etmedi, darılmadı da.” 93/3

Rabbi terk etmeyenlerden ve Rabbin terk etmediklerinden olmamız dileğiyle.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.