Dua, insanı önemli kılan ibadetlerden biridir. İnsanda yakarış hissi vardır. Bu his, dua ile gerçek tatmine ulaşır, manevi bir huzur sağlar. Rabbine içtenlikle dua eden kul manevi ve ruhi baskılardan kurtulur. Düşünün, her an kendisini gören, duyan ve değer veren Rabbine halini ve isteklerini rahatlıkla aracısız arz edebilmek, aciz ve muhtaç kul için ne büyük bir bahtiyarlıktır!

Kur’an-ı Kerim, insanın en önemli kulluk görevlerinden birinin dua olduğuna dikkat çekerek, “De ki, eğer duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin!” (Furkan, 77.) buyurmuştur. Kur’an, bir kısım duaları müminlere öğretmektedir, ayrıca peygamberlerin ve bir kısım salih kulların yaptığı bazı dualara yer vermekle Müslümanların öğrenmesini ve bu duaları yapmasını istediğini anlıyoruz.

Namaz, oruç gibi ibadetlerin şartları, rükünleri, vakitleri ve adabı olduğu gibi, duanın da şartları, adabı ve vakitleri vardır. Sanıldığı gibi kuralsız, rastgele değildir. İhtiyaçlar duaların vakitleridir.

Bu dünya “daru’l-hikmet” olduğu için, Allah, hikmeti gereği sebepleri Kudretine perde kılmıştır, sebeplere gerçekleştikten sonra yaratmaktadır. Elde edilmek istenen şeyin sebepleri olan insana düşen görevlerin yerine getirilmesine “fiili dua” denir. Örneğin tarımla ürün elde etmek için toprak, hava, su, güneş, tohum, ürünün yaratılmasına sebeptirler. Hatta çift sürmek, çapalamak, yabancı otları ayıklamak, gübre, gibi insana düşen hizmetler de sebeplerin bir parçasıdır. Bütün bu sebeplere başvurmadan, yalnızca sözle Allah’tan bol ürün istemek yanlış bir duadır. Veyahut sınavlarda başarılı olmak isteyen öğrencinin sorumlu tutulduğu konuları çalışması, başarılı olmak için sebeptir. Dolayısıyla bu öğrencinin fiili duası çalışmasıdır. Söz konusu bu fiili duayı yapmadan Allah’tan başarı istemesi yanlış bir dua olmaktadır. Cenab-ı Hak’tan istenecek hususlarda, kul Allah’ın koyduğu sebepleri yerine getirdikten, yani kendi üzerine düşeni yaptıktan sonra talep etmelidir.

Yanlış dualardan biri de Cenab-ı Hak’tan olmayacak isteklerde bulunmaktır. Her yıl mutat olarak üniversiteye giriş sınavı öncesindeki Cuma hutbesinde ve yapılan vaaz sonunda hatip, bir kısım öğrencinin YGS sınavında başarılı olmak için dua talep ettiklerini belirttikten sonra, “Yarabbi, bütün öğrencilerimizi bu sınavda başarılı eyle!” diye dua eder. Bu duanın kabul olmayacağı başından bellidir. Çünkü üniversiteye giriş sınavı bir yarışma sınavı olduğu için belli kontenjanlara göre öğrenci alınmaktadır. Bu nedenle tüm öğrencilerin kazanması mümkün değildir. İmkânsız bir şeyi Allah’tan istemek de yanlış bir duadır.

Yine, çeşitli yarışmalarda yarışma öncesi söz alan konuşmacıların çoğunun “Bütün yarışmacılara Allah’tan muvaffakıyet dilerim” şeklinde dua ettiklerine şahit olmuşsunuzdur. Bütün yarışmacıların yarışmada muvaffak olması mümkün olmadığından bu duanın içten olmadığı, adet yerini bulsun çeşidinden olduğu apaçık ortadadır.

“Ya Rabbi, bütün kedilere fare, bütün farelere de can güvenliği nasip et!” şeklindeki bir istek ne kadar anlamsız ise, yarışma sınavlarında öğrenciler için yapılan bu tür dualar da anlamsızdır. Böyle olmayacak dualar etmenin Yüce Allah’a karşı bir saygısızlık olduğuna inanıyorum.

Yanlış dualardan biri de, adeta azarlar gibi yüksek sesle yapılan dualardır. Bu tarz bağırıp çağırma şeklinde yapılan duaların Allah’a değil, topluma yönelik olduğu kanaatini vermektedir. Oysa Allah’a yönelik dua, acz ve zelillik içinde yakarma tarzında olmalıdır. Duaların “tazarru” şeklinde, yani yalvararak, yakararak yapılması gerektiği ayetlerden anlaşılmaktadır.

Hayber seferine giderken yolda bazılarının yüksek sesle dua etmesi üzerine Peygamberimiz (ASV) “Nefislerinize karşı merhametli olun. Zira sizler, sağır veya gaip bi­risine hitap etmiyorsunuz, Sizler gören, işiten, (nerede olsanız) sizinle olan bir Zâta, Allah’a hitap ediyorsunuz. Dua ettiğiniz Zat, her birinize bineğinin boynundan daha yakındır.” Buyurarak uyarmıştır." (Buharî, Cihâd, 131.)

İslam âlimleri, ayetlerden ve hadis-i şeriflerden anladıkları dua adabını şöyle ifade etmişlerdir:

Dua kabul sebepleri derecesinde olmalı; kul üzerine düşen fiili duayı yaptıktan sonra sözlü dua yapmalı; duayı içtenlikle ve yalnız Allah için yapmalı; aczini hissedip yalvarmalı; Cenab-ı Hakk’ın işine karışmamalı, hikmetine güvenmeli, rahmetini itham etmemeli; zıt isteklerden oluşan yanlış dualardan kaçınmalı; dua edileceği vakit, istiğfar ile manen temizlenmeli sonra makbul bir dua olan salâvat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli, duadan sonra yine salâvat getirmelidir. Çünkü iki makbul dua arasındaki dua da makbul olur.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.