Modernizmin getirisi olan teknoloji ve dijitalizm bizi kendisine esir edince, kendimize ait olan değerleri sorgulayacak zaman bırakmadı. Hızlı tüketim anlayışının gelişmesiyle, beklemeyi/sabır etmeyi ve anlayışı da yitirdik. Böylece kendimizi tüketirken, sevdiklerimizi de farkında olmadan tüketmeye başladık.

Kendimize tahammülümüz kalmadı; çünkü kendimizle savaşır olduk. Hayattan ne istediğimizi bilememin bir uzantısı olarak, kendimizle sürekli sorunlarımız var. Sorunlarımızı çözmek adına, sorunun kökenlerine inmeye bile aldırış etmiyoruz. Çünkü devamındaki kendimizle yüzleşme cesaretine sahip miyiz, bu da ayrı konu.

Gerçeği fark edenlerin çoğu da kolayı seçerek, kaçışlar sergilemektedir.

Kendimizi tüketim anlayışının içinde terk ettiğimiz gibi, sevdiklerimizi de yavaş yavaş terk ediyoruz. Hem de bunu umursamaz bir tavırla yapıyoruz. Kendimizi tanrı ilan ettiğimizden bu yana kimseye karşı kendimizi sorumlu hissetmiyoruz. Sonuçta Kendine karşı sorumluluğu olmayanın, başkasına karşı sorumluluk hissetmesi beklenilmez bir gerçektir.

Teknoloji ve dijitalizm yalnızlığımızı bize örtbas ettiği gibi, sevgiye olan ihtiyacımızı da bize hissettirmiyor. Sevgi açlığımızı sanal da doyurma çabasına girince, etrafımızdaki sevgi ortamını heba etmeyi çoktan göze aldık. Sevdiklerimizi tek tek yitirirken, ardına bakmaya bile ihtiyaç duymaz olduk. Dijitalizm, açlığımızı bize doyurduğunu sandığımızdan, umursamaz havalara girdik. Ta ki dijitalizmin doyumsuz aldatıcılığından başımızı kaldırdığımızda ve sanallığın sevginin yerini tutmadığını anlayana kadar.

Modern hayat, bize özentinin kapılarını sonuna kadar açınca, elimizdekiyle yetinmemeye ve beğenmemeye başladık. Hayatımızdaki her şeye burun kıvırdıkça, bize dayatılan yapay hayatlara salyalar akıttık.

Böylece bize özel olan yalnızlığımız ve sevgimiz darbeler aldı, kaybettik. Bize dayatılan yapay sözlerin ve görüntülerin tesirine girdik. Böylece gerçeklik algımız kayboldu. Gerçeklik algımızın kaybolmasıyla sevgiyi, sevgiliyi yitirdiğimizi anlayamadık.

Dijitalizmin içinde sevgiyi, sevgiliyi, aşkı arayınca yanı başımızda gözlerimize bakanı fark edemedik, ettiğimiz kadarıyla da hesaba almadık. Beğenmişliğimiz kalbimizi çoktan körelttiğinden, kendimize karşı merhametimizi de yitirdiğimizi bilemedik.

Bu durumda kendine merhamet etmesini bilmeyene, sevgi de merhamet etmedi ve ardına bile bakmaz oldu. Kendine merhamet etmesini bilmeyen, sevmesini bilemezdi. Sevmesini bilmeyen de sevilmezdi. 

Sanalda bize el sallayanı, dürteni, selam çakanı sevgili adayı belledik. Kalp atışları ritmini arttırdı, bir heyecan bastı. Bizi seven birini bulduk paniğine girdik. Bilemedik ki bize el sallayanın yüzlercesine de el salladığını.

Gerçek hayatta sevmesini, sevilmesini bilmeyenin, sanalda sevebileceğinin aldatmacasına kapılmasının cezasını, benliğin bizi terk etmesiyle ödedik. Çünkü şahsiyetimizi yitirdik. Şahsiyetimizi şehvetçilere kurban ettiğimizi bilemedik. Kim bilir, belki de kendi şehvetimize kurban olduk.

Sevgi dijitalizmi ekranlarında bize göz kırpmaz, göz kırpan hayal kırıklıkların sahte gülücükleridir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.