Önce kendimizden, kendi ailemizden ve yakınlarımızdan başlayalım isterseniz. Eleştiri yağmuruna tuttuğumuz ve yaptıklarını beğenmediğimiz insanları, kınarken; aynı olumsuz fiillerinve eylemleri işlemenin neresinde yer almakta olduğumuza bakabiliyor muyuz? Mesela, Müslüman bir baba (veya veli vasi) olarak, ailecek gönde beş vakit namaz kılıyor muyuz? Özellikle sabah namazına, tüm aile fertlerimizin kalkabilmeleri için; ne gibi çabalarımız vardır? Çocuklarımız arasında ayırım yapmadan, adil bir şekilde babalık görevimizi yapabiliyor muyuz?Varsa malımız, mesela; adil bir miras paylaşımı gibi… Veya toplum içinde, dürüst ve güvenilir bir insan olabilmek için, ne gibi gayretlerimiz vardır? Vs.

                            İslam kardeşliği, komşuluk, hakkaniyet, adalet, dürüstlük derken; kendimiz bu değerlerin neresinde yer almaktayız? Hepsine aşina olup, gereklerini mi yerine getiriyoruz; yoksa laf cambazlığından öte bir icraatımız yok da, sadece konuşmayı mı meslek edinmişiz? Sosyal medya ortamında allame kesilip, onu bunu karalamakla; kendi nefislerimizi unuttuğumuz bir zaman ve ortamda; Ümmet’in vahdetine nasıl faydalı olabiliriz ki? Aile ve çocuklarına laf geçirmekten aciz olan babaların, velilerin, başka insanların kusur ve noksanlıklarını eleştirme, kaşıma ve deşifre etme hakkını egolarından başka kimden alıyorlar ki?

                            “Ey İman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazap nedenidir.” (Saf/ 2,3) Ayetlerde ve daha nice ayetlerle, Rabbimizin; bizi uyardığımızdan haberimiz var mı? Varsa şayet, gereğini ne kadar yerine getirmekteyiz? “(Ey insanlar) İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyorsunuz.” (Bakara/ 44) Ayetinde, insanlara iyiliği emrettikleri halde kendi nefislerini unutanlardan haber verilmektedir… Evet, başkasının düzelmesini isteğimiz kadar; önce kendimizi düzeltmeli, toplum içerisinde emin bir insan haline gelmeli değil miyiz?.

                            Gerçek hakkaniyet şudur ki: “Toplumun tüm alanlarında olmak üzere, bulunduğumuz ortamlardaki insanlara; güven vermeli, ahlak ve davranışlarımızla, çevremizdeki insanlara örnek teşkil etmeliyiz… Nefislerimizi unutup ıslah etmedikten sonra, başka insanlara iyiliği emretme hakkımız olsa da (bazı şartları vardır); söylediklerimizin insanlar üzerinde ne kadar tesiri olacak ki? Günümüzde,modern dünyanınseyrine baktığımızda, ezenler ve ezilenlerolmak üzere iki kutuplu bir gerçekle karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım. Ezenler, Emperyalist güçler, kapitalist sistem ve düzenler, ezilenler ise Ümmet’in çocuklarıyla birlikte, insanlık ailesinin güçsüz ve mazlum ve müstazafları!...

                            Çok konuşmak, konuşanları yapmamak, yapamamak, söylemve eylemlerin çoğunun suyun üzerine yazılan yazılar kadar değerliolmadığı bir dönemde; mezhep meşrep,felsefe ve ihtilaf konularına odaklanıp birbirlerini kıyasıya yermeye ve yenmeye çalışanlar; Ümmetin vahdeti için hiçbir zaman somut bir adım atamayacaklardır… Zaman ve ömür israfında önü çekenler, başkalarının iktisatlı ve mutedil olmalarını istemeleri ne kadar doğru olabilir ki? Şimdi yaşadığımız toplumda, revaçta olan şu konuya biraz dikkatleri çekelim. Adam iki evli ve hanımları arasında adil davranmadığıhalde; birinci hanımını ve çocuklarını ötelemiş; ikincisini el üstünde tutmakta ve yeri gelince de adaletten konuşma konusunda,hiç kimseye sırayı vermemekte. Peki, bu tür zalimlerin bol olduğu ve söz konusu olan kimselerin, hala iltifat ve ikram gördüğü toplumlarda; bizim gibilerin sözleri bilmem ne kadar dinlenilir ve karşılık bulur?

                            Sosyal medyanındurumu, bir yönüyle de; iki evlilik yapmış, fakat adil davranmaktan uzak kocalar misali, durmadan laf üreten lakin, hakkaniyet konusunda bir adım öne geçemeyenlerle dolup taşmaktadır… Bre kardeşim, “Rabbimiz: “Siz insanlara iyiliği emrederken, kendinizi (nefislerinizi, ailenizi) neden unutuyorsunuz diye bizi uyarmakta ve ikaz etmektedir,ah bir bilebilseydik ne olurdu sanki? Eylemde sınıfta kalıp söylemde kimseye söz hakkı tanımama gayreti içinde olanlar; nefislerinin zafiyetlerini görmeyecek kadar gör, ama ellerindeki birkaç çakıl taşını dağ gibi göstermeye çalışan şımarıklardır… Kendi fani eserleriyle övünüp konuştukları kadar, Allah ve Resulün ’den konuşmayanlar, onları konuşturmayanlar; yapmadıkları şeyleri bol keseden konuşup atan savurgan şaşkınlardır. Hangi fikir ve inançtan olursa olsun; bir kere insanın savundukları konusunda samimi ve dürüst olması lazımdır… Dürüstlük, erdemlik, samimiyet ve emin insan modeli olma yolunda çaba sarf eden her kim olursa olsun; emek ve çabaları er ya da geç bir gün mutlaka karşılığını bulacaktır… Zıddı ile kaim olanlarda, zıddı ile! Rabbimiz, söylem ve eylemleri tezatlı olanlardan cümlemizi muhafaza buyursun. 03 Aralık 2018. 

                           

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.