Yaralarını kamufle edenler bilmezler ki;

Yaralarıdır en kıymetli şeyleri.

Çünkü yaralar madalyalarıdır hayatın.

Herkes zafer kazananları alkışlar ve madalya takarken,

mağluplar, hayatın elinden gizlice alırlar madalyalarını.

Galiplerin madalyaları kısa bir süre sonra vitrinlere konulurken,

mağluplarınkiler tene kazınır ve bir ömür üzerlerinde kalır.
(A. Ali Ural; Bisiklet Dersleri)

Yaralarınızla aranız nasıl. Ya da yaranız, kederiniz, hüznünüzle barışık mısınız? Sahi var mı bir derdiniz, mesele ettiğiniz bir husus… Şöyle sizi “doyasıya”  ağlatan bir yaranız var mı? Görüyorsunuz ya; yazımıza “yara güzellemesi” ile başladık.

Ne demeye çalışıyoruz: Kederi tanımayanın, hüzne düşmeyenin, yarası olmayanın, efkârla fikretmeyenin, gamı bilmeyenin, hayata dair sorusu olmayanın, sorunu olmayanın insanlığı da tam olamayacak, eksik kalacaktır.

Yaramız; yarım kalan yanımızdır. O yüzden yaramız yoksa tam değilizdir. Yarayla tamamlanacaktır insan, yarayla dünyada eksikliğini giderecektir. Yârin kendisi mi, o da yaradır aslında. Yardan ayrı olan uçurumdadır, yardan ayrı olduğu için yarımdır. Şaire kulak verelim:“Yaramı sorarsanız yârimdir benim, yârimi sorarsanız yaramdır benim, yarasız olan yarımdır derim, yara da yaraya da eyvallah derim.”

İnsan yaralarıyla kemale erecektir. Noksandan tamam olana doğru bir yolculuğa ancak hüznünü azık edebilecekler, hüznünü aziz kılabilecekler, “ah”ını “Hu”ya dönüştürebilecekler çıkabilecektir. Hüzün, acı, dert, kederdir bizi insan kılacak olan. İnsan biraz da hüznü kadardır, üzüldüğü kadar, kederlendiği kadardır.Dertleri kadardır ve dertlendikleri kadar. Yaralarımız kadarızdır,yüreğimizin sızladığı kadar... “Hep kahır” elbetteböyle demiyoruz, hüznümüzü sevelim, hüznümüzle olalım,hüznümüzle var olalım. Asıl mesele hüzünden bir şeyler devşirebilmekte, hüznümüzün bizi götürdüğü yerde…

“ Dostum, pazara git kendine bir dert satın al. Bulamazsan gel benden ödünç al" Böyle nasihat ediyordu, Pendnamenin yazarı Attar. Derdi önemsiyordu, dertliyi önemsiyordu. Hem dert olmak, hüzünlü bir gönle dokunmak, umut olmak, diğerkâm olmak onun için önemlidir bizde. 

Modern hayat öyle mi oysa. “Ağrıdan Kaçış Toplumu.” Modern zamanlar bundan daha güzel tanımlanabilir mi? Acı çekmek, hüzünlenmek, dertlenmek, bir şeyi mesele etmek marazi bir hal olarak görülüyor. En çok kullanılan ilaçlar ağrı kesiciler ve anti depresanlar. Ağrıyı, derdi kederi hissetmeyeceksin, uyuşturacaksın. Oysa bir hüznün verdiğini, bir damla gözyaşının verdiğini, bin kahkahanın vermeyeceğini,veremeyeceğini, acıların bizi sağlam kıldığını bir anlayabilsek…

Ali Ural ile başlamıştık. Gökhan Özcan’ın son kitabı Açık Pencere” adlı kitabından yapacağımız alıntı ile yazımıza sonlandırırken, hüzünle kalın, hüzünle olun, hüzünle “ol”un diyelim…

“İyi insana meselesi olan insan derdik eskiden.

Meselesi olan insan ne ola?

Meselesi olan insan, gönlüne mukayyet olacak büyüklükte derdi olan insandır.

Dert nedir? Dert gönlü sızlatan şeydir.

Gönül sızlaması nedir? Her bir şeyin insan olmamaya kurgulandığı bir yer ve zamanda, insan kalmanın teminatı, sağlamasıdır.

Kim ki gönlünde sızı yok, onun derdi yok. Kim ki derdi yok onun meselesi yok

Kim ki meselesi yok, onun şu fani ve yanlış dünyadan bir şikâyeti yok.

Kim ki bu dünyadan bir şikâyeti yok, onun hakikatten bir nasibi yok...”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.