UA-89691712-1

Yemek konusunda ifrat, olmaması gereken zararlı bir durumdur. İfrat bir şeyde aşırı gitmek haddi aşmaktır. Günlük hayatta insanların aşırı yemesi fazlasıyla karşılaşılan bir durum olmuştur. Özellikle sıra geceleri, arkadaş toplantıları gibi toplu yemeklerin yapıldığı durumlarda çok yiyip içmekle övünülür hale gelinmiştir. Mesela, on kişilik bir grup için 6–7 kilo et kebap yapılması, arkasından da kişi başına neredeyse yarım tepsi künefe yenildiği durumlar olmaktadır. Hatta öyle ki, yiyenlerin midesi dolduğundan dolayı daha fazla yemek için, uzanarak yemek ya da bir iki tur yürüdükten sonra yemeye devam etmek gibi fazla yiyebilme tekniklerinin geliştirildiği söylenmektedir.  

Aşırı yemek ve içmek en başta kişinin sağlığını bozar. Hz. Muhammed (A.S)  bir hadis-i şeriflerinde “Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır.” Buyurmaktadır. (Dâre Kutni) Kur’an-ı Kerimde geçen “Yiyin, için, fakat israf etmeyinayeti, insanların ancak ihtiyacı kadar yemelerinin ve içmelerin uygun olduğunu, ihtiyacı aştığında israf olacağını beyanla insanların çok yememelerini emretmektedir. Bu ayet aynı zamanda insan sağlığı için gerekli tüm tıp ilmini özetleyici mahiyettedir.

Çok yemek zamanla alışkanlık haline gelir. Vazgeçilemeyen bir durum şeklini alır. Böyle bir durumun oluşması ile çok yemenin mümkün olamayacağı bir durumda büyük sıkıntılar meydana gelir. Bu konuda İbn-i Haldun şöyle bir tespitte bulunmuştur: “Kıtlık görülen yerlerde çok yemeye alışanlar, az yemeye alışanlardan çok fazla kayıp verirler. Onları öldüren, karşılaştıkları açlık değil, daha önce alışmış oldukları tokluktur." (İbrahim Canan Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye).

İnsan nefsi lezzetli yiyecekler karşısında hassastır. Lezzetli olan bir yiyeceği çokça yemek ister. Oysa bu durumda nefsin istemelerine karşı, vücudun geleceğini de düşünüp iradesini kullanmak gerekir. Ne kadar lezzetli olursa olsun, vücudun ihtiyacından fazla yenilmemesi gerekir. Açlık güdüsü bastırılırsa yeterlidir. Lezzetli olan bir yemeği çok yemek gerekmez. Bu konuda temel bazı hatalar vardır. Bir yiyecekte yaratılan lezzet, o yiyeceğin insanın sıhhatine hizmet edebilmesi için vücuduna girmesi karşılığında verilmiş bir ücret olarak düşünülmelidir.

Genel olarak aşırı yemek yiyen insanları iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup,“Dayanamıyorum” veya “kendimi yemekten alamıyorum” , “fazla yememek lazım ama…” diye düşünmekte ve fazla yemenin sakıncalarını hiç olmazsa kabullenmektedirler. İkinci grup ise, “Atın ölümü arpadan olsun” , “Can boğazdan gelir”  “ölmek yok mu, o halde yemek lazım”   gibi düşüncelerini yüksek sesle söylemekte herhangi bir sakınca görmeyip, aşırı yemek yemeyi bir maharet kabul etmektedirler. Oysa bu şekildeki yaklaşımlarda, unutulmamalıdır ki, “can boğazdan gelir”  atasözünün temel felsefesi, insanın ihtiyacı olan yiyecekleri vücuduna alması, canlı kalabilmesi için bir gereklilik olarak görmektedir. Aşırı yemek olarak algılanırsa bu atasözü, şu şekle girer. “Can boğazdan gelir, gene boğaz ile gider.” Atın ölümü arpadan olabilir. At arpayı görünce yemek ile güdülenmiş, programlanmıştır. Düşünebilen bir canlı değildir, şuuru ve aklı yoktur. Ama insan düşünebilir olma özelliği, akıllı ve şuurlu olması ile kendisinin sıhhatine  zarar verebilecek her türlü ifrattan, aşırılıktan uzak durmalıdır. Hülasa, attan farklı olmak zorundadır. İnsan eşref-i Mahlûkat olarak yaratılmış, at gibi hayvanlar ise, insana musahhar kılınmıştır. “insanın nefsi yemek, içmek hususunda keyfemâyeşâ(canının istediği gibi) hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, adeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir, serkeşâne (İsyan edercesine) dizginini eline alır. Daha insan ona binemez; o insana biner.(Said Nursi, Ramazan Risalesi)

Yeme ve içmede aşırılık sadece kişinin hayatına tıbben zarar vermekle kalmaz, canının istediği her şeyden yeme arzu ve isteği doğrultusunda sıkıntılar yaşamasına neden olur. Toplumun bir kısmı açlık çekerken, bir kısmının da her türlü yiyecekten aşırı derecede yemesi, sosyal olumsuzlukların oluşmasına yol açabilecektir. Hz. Muhammed (A.S)’ın “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” Hadisi şerifleri bu tür olumsuzlukların önüne geçmede bir düstur olmalıdır. “Yiyiniz içiniz, ama israf etmeyiniz” Ayetinin anlamı unutulmamalıdır.

Afiyette Kalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.