Yeter, yıkıkdökük, harabeyi andıran bir evde yaşıyordu. Evin bakımsız bir avlusu vardı.Avlu duvarları yıkılmaya yüz tutmuş, duvar çatlaklarında otlar yeşermeyebaşlamıştı. Bahçede, yaşlı bir dut ağacı, üzüm asması ve asmanın dibinde kendiektiği çok hoş kokulu güller vardı. Sabahın köründe işe giden işçiler güllerinyanından geçerken kokusunu derin derin ciğerlerine çeker, arkalarında bir duabırakarak öyle geçer giderlerdi. Fakat Yeter içinçoktan hazan gelmişti. Çok sevdiği asması kurumaya yüz tutmuş, güller açmazolmuştu. Ağaçların yaprakları dökülmüştü. Mevsim sanki ölümü çağırıyordu.

  Soğuk kışgünlerinin güneşli bir günüydü. Aile meclisi Yeter için tekrar toplanmıştı.Aile meclisi derken kayınbaba, kaynana, görümceler ve mecburen bulunması gerekendiğer gelinler…

  Suçlamalar,hakaretler, dövmeler hiç bitmemişti Yeter için. Yıllardır katlanmaktaydı bu makûstalihe. Fakat buna rağmen bir türlü yaranamamıştı. Bir türlüyakıştıramamışlardı Yeter’i oğullarına. Farklı bir kültürün içinde doğmuştu, giyim kuşamı, yemek kültürüfarklıydı. Fakat her haliyle uyum sağlamaya çalışmıştı bu yeni aileye. Ailefertleri toplanmıştı. Karşısında kaynanası oturuyordu. Üzerinde oturduğuiskemlede elleri kucağında hafifçe öne eğilmiş Yeter’i süzüyordu, yüzünde gizlibir kin vardı. Kaynananın biraz ötesinde kayınbabası yere bağdaş kurarak oturmuş, gri ceketi yere geliyordu. Çıkıkanlındaki damarlar öfkeyle kabarmıştı. Kendi elleri ile zeytin çekirdeğinden yaptığıtespihini düzensiz bir şekilde hızlı hızlı çekiyordu. Sağında ve solundaysa yüzlerikorku ve tedirginlik içerisinde olan eltisi ve görümceleri oturuyordu. Yeteryargılayan, inciten bakışlar altında adeta mahkemede sanık sandalyesinde hesapveren sanık gibi karşılarında oturdu. Ve oturduğu iskemlesinde biraz dahabüzüldü.

  Yeter’indudakları renksiz ve çatlamıştı. Gözlerinin altındaki halkalar derinleşmiş,mordan siyaha çalan renge bürünmüştü. Ellerini dizlerinin üzerinde kavuşturmuş bakışlarınıkurumaya yüz tutan çok sevdiği üzüm asmasına dikmişti. Yeter, dizlerininüzerinde kavuşturduğu ellerini birbirinden açarak sesini yükselterek: ‘’Bendennefret ediyorsunuz, biliyorum. Saçma sapan geleneklerinizin, kurallarınızıntutuculuğundan bıktım. Suçum ne, neden benden nefret ediyorsunuz, benim gitmeminiçin istiyorsunuz? Ben on sekiz yaşındayken siz gelip beni gördünüz,beğendiniz aldınız.  Bunun tersi mümkün mübiz kadınlar için? Çocukları kendi kanımla, canımla ben doğurdum, isimlerinisiz koydunuz. İki yavrumu toprağa verdim, zamanında müdahale edilseydi bekli deşimdi yaşıyor olacaklardı. Sürekli duygularımı bastırdım, öfkeme hakim olmayaçalıştım. Kendi dünyamda hep yalnızdım. Geldiğim günden beri kıyafetimden,oturup kalkmamdan, konuşmamdan tutun da, yemeklerinize kadar her şeyinizeuymaya çalıştım. Fakat yine de ne yapsam size yaranamadım. Eşim, çocuklarımınbabası canı neye sıkılırsa sıkılsın, bir bahane bulur bana çatar. Sonra mı,  siz çok iyi bilirsiniz. Eften püftensebeplerle beni ölümüne döven bu adamın elinden kaç defa kurtardınız. Böyledurumlarda insanın gideceği yeri yoksa insan çareyi ölümde görür, ama ben hepdirendim. İnsan onurunu inciten sözlerinize karşı sağır oldum. Yıldırım çarpmışbir çınar ağacı gibi yere yığılmamak için çırpındım. Suçum kendi onurumukurumak, çocuklarımı boynu bükük bırakmamak, yuvamı korumak. Suçum bu mu? Dizleriminbağını çözen, beni nefessiz, cansız bırakan, ölümü yakınlaştıran öyle acılarçektim ki. Acılar benden kaçar oldu.’’ Sinirli bir ses tonuyla bağırarak konuşmaktanboğazı kurumuştu. Gözyaşlarına hakim olamıyordu. Bir an gözleri kaynanasınınyanında oturan toprakla oynayan ve hayatın onlar için hazırladığı acıgerçeklerden habersiz çocuklarına takıldı. Sonra da eşikte içinde bir kaç parçaelbisesi bulunan valizini gördü. Soğuk bir rüzgâr esmeye başlamıştı. Tümhayallerini rüzgâra bırakıp yüzünü tiksintiyle buruşturdu. Valizini aldı.Arkasına hiç bakmadan,  vücudu kesensoğuğa aldırmadan, nereye gideceğini bilemeden avludan çıkıp gitti.

     Aysel ÖZDEMİR

                                                                                                                                                         

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.