Adamın biri, dizlerindeki dayanılmaz ağrılardan muzdarip olarak doktora gider. Doktor, bazı tetkik, röntgen vb. araştırmalarından ve uzun muayenelerden sonra Obezite (aşırı kiloluluk)teşhisi koyar. Dizlerindeki ağrıların sebebinin bu kilolardan olduğunu, rahatlamak istediği takdirde mutlaka kilo vermesi gerektiğini kendisine anlatır. Tedavi aşamasında günlük diyet belirlemek için de kendisini diyetisyene gönderir. Diyetisyen de doktorun teşhisi ve tavsiyeleri doğrultusunda bir günde neler yemesi gerektiğini anlatmaya başlar.

            -“Kahvaltıda bir dilim kepekli ekmek, altı tane yağsız ve tuzsuz zeytin, bir kibrit kutusu kadar yağsız peynir ve bir küçük domates ile bir açık ve şekersiz çay “ der. Daha öğlen yemeğini anlatmaya başlamadan adam diyetisyene sorar :

             -“Affedersiniz ama ben anlayamadım. Bu dediklerinizi yemekten öncemi yiyeceğim yoksa yemekten sonra mı?..”

            İnsan, vücudu ile barışık yaşayabilmesini istekli olmak şartıyla ve biraz gayretle başarabilir bence. Yaşamını sağlıklı olarak sürdürebilmesinin en önemli yolu budur. Bunun için de vücuduna iyi davranmalıdır. Vücuda iyi davranmak vücudun ihtiyaçlarını temin noktasında isabetli karar vermek olarak da açıklanabilir. Vücudun ihtiyaçlarını iyi belirlemek ve tam anlamıyla ihtiyaç olarak belirlemek gerekir. Yeterli ve dengeli beslen(ebil)me vücudun ihtiyaçlarını belirlemek ve temin etmek noktasında ciddi olarak vücudunu tanımak ve çalışması hakkında bilgi edinerek vücudumuzun bizden isteklerini anlayabilmektir. Organlarımızdan gelen mesajları doğru algılamak ve doğru yorumlamak gerekir. Bu da Vücudumuza iyi davranmak tanımının açıklaması olur. Aksi ise vücuda eziyettir, cezalandırmaktır, iflasa teşvik etmektir. Vücudunu tanımak için bir çaba içinde olmak gerekir. Bu çaba vücudun temel ihtiyaçları olan yiyecek ve içecek temininde önemli rol oynar. Dengeli beslenebilmek kadar yeterli beslenmek de esastır. Yeterli beslenmekten kasıt vücudun ihtiyacı nispetinde besin öğelerinden almaktır. Bu durumda ideal bir beslenme sağlanmış olur ve vücut ideal kiloda olur. Fazla yemek fazla kilo almak ile eş anlamlıdır. Kilolu yaşamak ise büyük bir sıkıntıdır insan hayatında. On-On beş kiloluk hatta daha fazla bir ağırlığı sürekli sırtında taşımak yada kucağında taşımak ne kadar büyük bir külfet ve eziyet oluşturur. Sırıtanda ve kucağında bir ağırlık taşıyan biri oturduğunda veya dinlenme anında bu yükünü indirir ve ondan biraz olsun uzaklaşır. Kilolu veya “şişman” insanlar ise vücutlarına yükledikleri ağır ve fazla yükleri her zaman taşımak zorunda kalırlar. Uykuda bile kilolarca ağırlığın bazen dayanılmaz boyutlara ulaşan sıkıntılara maruz kalınması söz konusu olmaktadır. Aşırı horlama, sıkıntılı uyanmalarla son bulan aşırı terlemeler, kötü rüyalarla dinlenme anlarının perişan edilmesi gibi sorunlar kaçınılmaz olmaktadır.

            En leziz yiyeceğin ağızda bıraktığı maksimum yirmi saniyelik tat alma duyusu için kişi kendi hayatını kendi elleriyle sıkıntılı bir hale koymaktadır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri İktisat Risalesi adlı eserinde bu konu ile alakalı olarak şöyle der: "...şimdi iki lokma farz ediyoruz. Bir lokma, peynir ve yumurta gibi mugaddî(besleyici) maddeden hediye kırk para (yani bir kuruş); diğer lokma en âlâ baklavadan on kuruş olsa; bu iki lokma, ağza girmeden, beden itibarıyla farkları yoktur, müsavidirler (eşittirler). Boğazdan geçtikten sonra, ceset beslemesinde yine müsavidirler (eşittirler). Belki, bazan kırk paralık peynir daha iyi besler. Yalnız, ağızdaki kuvve-i zâikayı (tat alma duyusunu) okşamak noktasında yarım dakika bir fark var. Yarım dakika hatırı için kırk paradan on kuruşa çıkmak ne kadar mânâsız ve zararlı bir israf olduğu kıyas edilsin."

            Fazla yemek yeme dünyada biyolojik olarak bedenimizi sıkıntıya koyduğu gibi ahiret hayatı açısından da sıkıntı oluşturacağı Hz. Muhammed(A.S.) ‘ın şu hadis-i şeriflerinden anlaşılmaktadır: “dünyada insanların en çok doymuş olanları, Kıyamet günü en çok aç kalacak olanlardır.(Tirmizi)

            Sasani hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna, "Bir günde ne kadar yemek yemeli?" diye sorar. Doktoru:

            — Üçyüz gram kadar yeter, der. Babegân:

            — Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki? Diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verir:

            — Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa sen onu taşırsın.

Afiyette kalın…

            samburek47@gmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.