Zilan Hanım’ınbeti benzi solmuş, gözlerinde yaşama sevinci kalmamıştı. Yüzündekikırışıklıklar acı dolu geçmişinin derin izlerini taşıyordu. Zilan Hanımherkesten, her sözden bir umut devşirmiş, fakat uzandığı her umuttan bir kederdüşmüş yüreğine. Yalnızlığına ve kimsesizliğine güç yitirememiş, çoğu zamanhayal kırıklığına uğramış Zilan Hanım. Hayatın acımasızlığına ve insanların birdeğil, bin yüzüne şahit olmuş. Tükenmiş, bitap düşmüş bedeni acılar içindekıvranıp durmuş. Bakışlarında adeta hasta yatağında doktorun yolunu gözleyenbir hastanın ıstırap dolu yansımaları vardı.Yaşıyordu fakat yaşamıyor gibiydi.Yüzünde yaşam belirtisinden ziyade ölümün belirginliği vardı. Zilan Hanımkarşımda bir ölü gibi duruyordu.

  Bunca zaman en yakınları olan babası,abisi dayısı ve diğer akrabaları arasında bir gölge gibi yaşamıştı. Fakatcansız, hissiz, tüm duygulardan ve renklerden kopartılmış, sevmeye ve sevilmeyelayık olmadığının,  hatta bunu haketmediğinin vahametine kapılmış bir vaziyetteydi. Sadece nefes alıp veriyordu.Zilan Hanım’ın gözlerinde isyan vardı, kin ve öfke vardı. Doğrusunu söylemekgerekirse o an kendimden ve tüm insanlar adına insanlığımdan utanmıştım. Zulümadına bu hayatta her şey vardı. İnsanlar arasındayaşıyoruz, ama vicdan yok, hak yok, hukuk yok, adalet yok ve en önemlisi deAllah korkusu yok. Acıma, merhamet etme, utanma duygusunu kaybetmiştik. Bizutansaydık yanımızda bir kızı istemediği bir adama verdiklerinde,‘beniısırmayan yılan bir yaşasın’ misali,‘kader’ deyip geçmezdik.  İşin aslı kendimiz için kabullenmediğimizşeyleri başkaları söz konusu olunca vurdumduymazlığımızdan,nemelazımcılığımızdan, dini bir kisveye bürüyüp nasihatle geçiştirmezdik. Fakatacının rengi yok. Yanı başımızda acı çeken birileri varsa ve onun çektiği acıcanımızı acıtmıyorsa insanlıktan dem vurmanın ne âlemi var.

ZilanHanım’ı ve onun kötü kaderini dinleyince, ölü bir ruhu taşıyan bedenin yıllarcaaramızda yaşadığını gördüm. Zilan neredeyse en ayrıntısıyla anlattıyaşadıklarını. Adeta her şeyi yeniden yaşıyordu. İsterseniz onun ağzındandinleyin her şeyi: ‘’Abim Şevket Ağa’nın kızı Zehra’yı sevmişti. Ailem kaç kezistemeye gitmiş, fakatŞevket Ağa Zehra’yı abime vermeye yanaşmamıştı. BabamŞevket Ağa’ya hatırı sayılır kimi gönderdiyse de Şevket Ağabir türlü kabuletmedi. O ağa, biz maraba. Onun gözündebiz tarlasında çalışan, yoksul, biçareinsanlaridik. Ailem kaç defa adabıyla kızı istemeye gittiyse de, Şevket Ağa‘davulbile dengi dengine çalar, bunu bilmiyor musunuz’ deyip hep küçümsedi. Yumuşakhuylu, mülayim, sakin, efendiliğiyle bilinen abim, zaman içerisinde çokdeğişti. Agresifleşti, her şeye kızmaya başladı. Yemeden içmeden kesilen, içinekapanan, mecbur kalmadıkça hiç kimseyle konuşmayan biri oldu. Gün be gün gözümüzünönünde eriyip gidiyordu. Ta ki bir gün Şevket Ağa haber gönderene kadar. Haberigetiren aracı şunları söyledi: ‘Şevket Ağa kızı Zehra’yı oğlunuza vermeyi kabuletti, ama bir şartla.’ Ailede herkesin ağzı açık kaldı. Ne şartıymış bu. İnanırmısın, aracının ağzından şart kelimesi çıktığı gibi göğsümün sol yanından birşeyin koptuğunu, yüreğimi, tarifi imkânsız, derin bir acının sarıpsarmaladığını hissettim. Bir anda Şevket Ağa’nın, ağzı salyalı, ürkütücü bakışlı,biçimsiz yüzlü, el kol koordinasyonunu sağlamakta zorlanan, kendine bakmaktanaciz oğlu canlandı gözlerimde. Kurbanın ben olduğumu anlamıştım. Sanki harlıbir ateş vücudumu tutuşturmuştu. Terlemeye başladım. Ayakta zor duruyordum. İçdünyamda ne fırtınaların koptuğunu annem dışında hiç kimse fark etmemişti.Annemyanıma geldi her iki elimi avuçlarına aldı. Öptü, kokladı ve beni dışarıçıkardı. Bana sımsıkı sarıldı ve şunları söyledi: ‘Zilan, kızım bu coğrafyadakadın kaderine razı olmaktan başka hiç bir şey yapamaz. Her genç kızın gönlündesevdiği bir erkek vardır yada yoktur. Kaderinde gönül verdiği erkek olursa neala, olmazsa da, gönül verdiği erkeği iç dünyasında saklar bir sır gibi ve bu sırrıkendisiyle mezara götürür.’Annem bunları anlatırken gözleri uzak diyarlarabakıyordu. Kederli iç çekişleri içimi acıtıyordu. Ve şimdi annemin ara arauzaklara dalışlarını çok iyi anladım. Uzaklara dalan bakışlarında yakınında hiçbir şeyinin olmadığını bir kez daha kavradım. Babam ‘düşünürüz’ diyerekaracıyla haber gönderdi.

  Şevket Ağa, beni yarım akıllı oğlu Selim’eistemişti. Kızı Zehra’ya karşı beni deli oğluna istemişti. Şevket Ağa için,abim ya da Zehra için benim isteyip istemememin ne önemi vardı ki! Abimle Zehrabirbirlerini seviyorlardı. Kavuşmalarından daha doğal ne olabilirdi ki. Amabirileri mutlu olsun diye birileri de öldürülüyorsa, o mutluluk ne kadar doğruve insanidir. Gel zaman git zaman bütün çabalarım boşa gitti. BenGüneydoğuluyum,törelerin kurbanıyım, ataerkil toplumun egemenliği altında hiçbir söz hakkımınolmadığını çaresizce kabul etmekten başka çarem yoktu.  DEVAMEDECEK.


               

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.