MİLYONLAR HAVADA UÇUŞSUN…

Benim diyen ekonomi hocaları, Şanlıurfa’daki ekonomik çarkı, yatırımdan anlama ve parayı katlama şekilleri üzerine kafa yorsalar işin içinden çıkamazlar.   

     

Urfa’da “yatırım” denilince akla ilk gelen, gayrimenkul ve arabadır. 

     

Taşınmaz mallar fizibilite çalışması yapılmadan, somut plan ve projelerle desteklenmeyen öngörü ve tahminlerle alınıp satılır.

İmar planı bulunmayan ve 1\100000’lik çevre düzeni planında önümüzdeki 25 yıl içinde de tarım arazisi olarak kalacağı belli olan tarlalar emlakçıların eyyamcılığı ile şişirilip pazarlanır ve “herkes alıyor, bende alayım, onlar batarsa bende batarım” müşteri potansiyeli ile çokça alıcı bulur.

Alınacak arsaya ne kadar inşaat yapılacağı bilinmez. Emsali kaç, çekmeleri ne? dendiğinde “o ne” denir. 

İmar planında, 1000 m² lik arsanın 150 m² sine inşaat yapılabileceğini, toplam iki katta %30 yapılaşma şartını geçemeyeceğini söylemene rağmen gidip 10-15 milyon TL para bağlanır.

Arsanın iyisi kat yüksekliğiyle kıyaslanır.15 kat yazmasına bakmayın, önemli olan toplam kaç m² inşaat yapacağınız denildiğinde, sözünüz hesaba alınmayıp, bilinen okunur.

İstanbul Beylikdüzü’nde aynı m² de daha ferah, arsası daha büyük deniz manzaralı müstakil eve 6.5 milyon istenirken, Karaköprü ’de arası  6-7 metre olan toz toprak içindeki dublex evlere 20 milyon TL istenir.

Kat karşılığı müteahhide verildiğinde ele 15 milyon geçmeyecek arsaya,25 milyon bedel istenir.20 milyon verdiler vermedim denilir… 

İmara yakın ama hala ham tarla olan, yolu suyu, elektriği bulunmayan dağ başındaki arazisine 3 bin TL ister. İmara girdiğinde bunun yarısının gideceğini, bu arsanın m² sinin 6 bine mal olacağını, bu fiyata şehir merkezinde alt yapısı tamamlanmış arsalar bulunduğunu söylediğinde; bu paraya elimi öpene satarım der ve satar.

Belediye, Eyyubiye’de gecekondu bölgesinde çevredeki adalara 2 kat yazarken, kendi 250m² lik arsalarının bulunduğu adaya, emsal 1 , kat 10 yazar, Kimse, toplam 250 m² inşaat yapılabilecek arsaya nasıl 10 kat çıkılacağını hesaplamadan ihaleye girmek için gün sayar.

Söylentiye göre bir kısım emlakçılar ve arsa spekülatörleri arasında gruplar kurulur, bir malı,tapuyu almadan, kuruş vergi vermeden birbirlerine alıp satarlar, paraya takla attırılır. En son, bunlara bakıp bende kısa sürede parayı katlayayım kafasındaki birine mal satılıp tapu yapılır. Alan tüm birikimini buna bağlar bir müddet sonra elinde patladığının farkına varır. 

İyi bir mülkün Kira getirisi ile kendisini azami 15-20 yılda amorti etmesi gerekirken, özellikle ilçelerimizde ve yeni gelişme alanlarımızda aylık kirası 3000-3500 TL olan, emlakçı ve oto galerici dışında kimsenin tutmayacağı, aylardır boş durumda olan dükkâna 10 milyon bedel istenir. Bu kira getirisiyle yatırılan paranın 250 senede geri geleceği hesaplanmaz. 

Ara yollar, ana arterler Oto galericiler ile dolar. Arabaları birbirlerine alıp satarlar. Bir günde bir arabaya 100 bin TL fark isterler. 100 bin TL kazandıkları arabayı ertesi hafta üzerine 100 bin koyarak satın alamazlar. Bu hesapsız, kitapsız ekonomik çark öylece devam eder gider.

Ticaretlerinde milyonlar havada uçuşur ancak bu milyonların karşılığını yaşantılarında, çevreye ve memleket ekonomisine olan katkıda göremezsiniz.

Elin memleketinde 10-15 milyona fabrika kurulup insanlara istihdam sağlanırken, bizde dağ başındaki geleceği belli olmayan arsaya 20 milyon bağlanır, ardına bile bakılmaz. Esas olan para kazanmadır. Paranın, birikimin milli servet olduğu bilinci yoktur parada başka insanlarında hakkı olduğunu, üretim ve istihdama yatırım yaparak en az 10 ailenin faydalanabileceği akla getirilmez.

Kim işçiyle, maliye ile uğraşacak, kim erken kalkıp işyerini açacak, üretime katkıda bulunacak denir.

Onu başka memleketler yapsın… Biz nasıl kolay kazanırız, nasıl çoğumuz sürünürken, birilerimiz serveti kendilerinde toplasın ona bakalım…