YEMEKTE BENCİLLİK...

Her toplumun kendisine ait sosyal yaşamı vardır. Sosyal yaşantı içinde misafir ağırlama veya yemek yeme kuralları da şekillenir. Genellikle din kurallarının oluşumunda ağırlıklı olarak bulunduğu ve belirleyici bir rol oynadığı yemek yeme adabı sosyal gelişmelerin medenileşme veya şehirlileşme gibi olguların doğrultusunda yenilenerek değişikliğe uğrayabilmektedir. Bu değişiklikler olumlu yönde olduğu gibi olumsuz yönde de olabilmektedir. Olumsuz değişikliklerin en önemlisi ise insanların ben merkezli veya bencil düşüncelerle davranması olarak söylenebilir. Yemekte veya sofra adabında kişinin bencil davranması iki kategoride incelenebilir. Birincisi: Kendisine yemek ikram edilen kişinin bu yemeği sevmediğinden dolayı veya kendi yemek kültürü içinde bulunmadığından dolayı reddetmesidir. Reddetmenin de şekilleri vardır. Kişi sevmediği yiyeceği ya açık bir dille “ben bu yemeği sevmiyorum yiyemem” diye reddeder, ya da “bu muhacir(bu memleketten olmayan) yemeğidir bizde yapılmaz”,“bizim kültürümüzde yoktur” “beni rahatsız ediyor, dokunuyor” gibi bahanelerle yemeği ikram edeni de rencide edecek bir durumda bırakarak reddeder. Çünkü kişi ikram ettiği yemeğin beğenilmemesi veya yaptığı yemeklere insanların bazı bahaneler bularak yememesi karşısında üzülebilir. Eskiden ikram edilen bir yiyeceğin yiyecek kişi tarafından hiç sevilmeyen bir yemek bile olsa yemeği reddetmesi ayıp karşılanırdı. Sevmediği bir yiyeceği reddeden bir kişi için“zehir bile olsa yenir” gibi değerlendirmeler yapılırdı. Hal böyle olunca yemekte bencillik de olmuyordu. Peygamber Efendimiz (a.s.), hiçbir yemeği kesinlikle seçmediği, önüne konan yemeği, eğer iştahı varsa yediği, yoksa yemediği, özellikle misafir olduğu sırada, kendisine ikram edilen yemeklerden dolayı, ev sahibinin gönlünü hoş tuttuğu ve ikram edilen yemekleri son derece sevdiğini söylediği rivayet edilmektedir. İkincisi: İkram edilen yemeğin en iyi tarafını, en pişmiş olanını veya kendi kıstasları doğrultusunda en olumlu yöne sahip tarafını yemeğe çalışarak kendi koyduğu değerlerin dışında kalan bütün yiyecekleri de yememesidir. Bu durumda yemediği yiyecekler çöpe atılacağından başkası tarafından da kullanılmayacağı için israf olacaktır. Bu durum sadece israf olarak da değil aynı zamanda Allah’ın verdiği nimetleri beğenmemek veya eksik görmek olup küfran-ı nimettir. Bu davranışı gösteren insanlar çoğu zaman sağlığını öne sürerek “bana zarar verir” gibi bir bahanenin arkasına saklansalar bile, sebep yemekten en üst düzeyde lezzet alma arzusudur. Zira bu arzu dinin koyduğu kıstasların ve dolayısıyla da bütün edep kurallarının önüne geçebilmektedir. Bu tür kişiler kendi arzu ve istekleri ve lezzet alma duygularını tatmin için “yemek adabını” bir kenara koyup, “günah” veya “ayıp” olgusunu önemsemezler. İnsanlar bencilliğinden dolayı. Güzel ve iyi olan her şeyi kendileri kullanmak isterler. Bir başkasının da aynı şekilde yemeğin iyi ve güzel tarafını yemek hakkına sahip olabileceği onlar için geçerli değildir. Lahmacunun kenarı fırında pişerken biraz kurumuş diye kesip çöpe atmak, börek yerken kenarına iç harcı gelmemiş diye o kenarı hiçbir olumsuzluk arz etmediği halde yememek ve koparıp atmak, karpuzun ortasını yemeye çalışmak gibi olumsuz davranış örneklerini çoğaltmak mümkündür. Bu örnekler ilk bakışta basit gibi görünse de detaylarına inildiğinde önemli olduğu görülecektir. Lahmacunların içinden en sıcağını ya da yumuşak olanını veya kendi beğeneceği birini seçmek için lahmacunların tümünü indirip kaldıran ve alttan birini çeken biri, bu davranışı ile üstte kalan soğumuş veya kurumuş bir lahmacunu “başkası yesin bana ne” gibi bencil bir tavır içinde olur. Bu davranışı ile aynı zamanda da ellerini diğer lahmacunlara değdirerek sofradaki diğer insanlara saygısızlık yapmış olur. Çoğu zaman bu şekilde davranan insanlar kendilerinin beğenmediği kurumuş veya soğumuş yiyecekleri ekonomik derecesi kendisinden düşük olarak gördüğü fakir insanlara vermeye çalışarak vicdanını rahatlatma çabası içine girerler. İnsan suresindeki şu ayetler oldukça manidardır: Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Bizsize, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür…”(İnsan Suresi,8-11) Yemekte bencil davranarak sadece kendi nefsini düşünen insanlar aynı zamanda bir parça ekmeği yerde gördüğünde öpüp yüksek bir yere koymayı da ihmal etmeyen davranışlara sahip olabilirler. Bu durumdaki insanlar ekmeğe sadece “sözde” hürmet gösterirler. Biryandan bir parça ekmeği yerden alıp öpmek diğer yandan lahmacunun kenarını veya içine iç malzeme girmemiş börek parçalarını çöpe atmakta hiçbir sakınca görmemek tezat bir durum oluşturmaktadır. “Gerçekten, insan, ‘bencil ve haris’ olarak yaratıldı. Kendisine bir şer (kötülük)dokunduğu zaman feryadı basar. Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur(veya cimrilik eder).” (Mearic Suresi, 19–21).ayetleri daha dikkatli olunması noktasında dersler içermektedir. Bediüzzaman hazretlerinin şu tespiti de oldukça önemlidir diye düşünmekteyim: “Evet, bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise,hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.Ve bundan anla ki, bu hayatın gayesini “rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heves kârâne nimetlenmektir” diyenler, gayet çirkin bir cehaletle, münkirâne,(inkar edercesine) belki de kâfirâne,(kafirlere yakışır şekilde) bu pek çok kıymettar olan hayat nimetini ve şuur hediyesini ve akıl ihsanını istihfaf(küçük görmek)ve tahkir(aşağılamak) edip dehşetli bir küfran-ı nimet (Nimete nankörlük)ederler.(Lem’alar,Otuzun cuLem’a, Beşinci Nükte)