BABAMIN NASİHATİ...

Lise ikinci sınıf öğrencisi iken bütün derslerimden iyi notlar aldığım halde İngilizce dersinden zayıf almıştım. Öğrencilik hayatım boyunca babam, veli toplantılarına hiç gitmediği için, zayıf dersimi karneye kadar kurtarırım düşüncesi ile rahat davranıyordum. Bundan dolayı da Bana verilen Veli toplantısı çağrı mektubunu “nasıl olsa babam gitmez” diye son derece rahat davranışlarla babama uzatmış ve imzalamasını istemiştim. Babam mektubun alt kısmındaki “Okudum” hanesine bir paraf attıktan sonra Toplantıya katılacağını söylediğinde doğrusu tedirgin olmuştum. Babama: -“Boş ver baba neye gideceksin ki. Her zamanki gibi sıradan bir toplantı işte” dediysem de Babam: -“Hayır, ben gideceğim” diyerek kesin bir karar bildirdi. Bunun üzerine ciddi olarak sıkıntıya girdim. Zira babamın veli toplantısına gitmesi İngilizce dersimin zayıf olduğunu öğrenmesi demekti. Oysa her zaman bana her konuda güven duyduğu gibi derslerimdeki başarım konusunda da son derece güvenmiş olan babama karşı bir mahcubiyet içerisine girecektim. Sıkıntı içerisine girme sebebim, Babamın bana kızacağından veya azarlayacağından dolayı asla değildi. Babam hiçbir zaman ne bana ne de diğer kardeşlerime en ufak bir kırıcı tavır göstermedi. Veli toplantısı olacak güne kadar yemekten içmekten kesildim adeta. Uykusuz birkaç gece geçirmiştim. Nihayet toplantı günü geldi. Babam unutur ümidi ile beklemiştim ama Babam unutmamıştı ve toplantıya gitti. Çaresiz bekledim. Bu arada verecek bir cevap tasarladım kafamda. Evet, bütün zayıf alan öğrencilerin sığındığı aslında pek de güvenli olmayan bir yalana sığınacaktım. Vereceğim cevap hazırdı: "Ben çok çalıştım ama Hoca hakkımı yedi!” Nihayet babam toplantıdan döndü. Kapıyı ben açtım. Oldukça heyecanlıydım. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Bana bakıp tebessüm etti. Bu tebessüm ile biraz da olsa rahatlamıştım. Bir süre okuldan ve derslerden hiç bahsetmedi. “İçim içimi kemiriyor” lafı her halde tam da benim o andaki halim için söylenmişti. Bir süre daha geçtikten sonra dayanamayıp Babama toplantı da konuşulanları ve ne olup bittiğini ben sordum. Babam olağanüstü bir “Baba” haliyle sanki beni rahatlatmak için çaba gösteriyordu. Sorumu geçiştirdi. O gün bana hiçbir şekilde okuldan ve derslerimden bahsetmedi. Ertesi gün, Misafir odası olarak kullandığımız odada ders çalışırken babam geldi. Bir süre havadan sudan konuştuk. Neler yaptığımı sordu. Bir ara: “-Sahi oğlum, dün veli toplantısında İngilizce hocan senden yana biraz şikâyetçi oldu. Zayıf almışsın. Hocan biraz daha çalışman gerektiğini söyledi” dedi. O an bütün aceleciliğimle ve kuvvetle muhtemel gayrı ihtiyari bir şekilde: “-Hoca hakkımı yedi” dedim Babam bu cevabımı bekliyormuşçasına bir sakinlik, eşsiz bir feraset ve ders dolu bir tebessüm ile bana baktı. Doğrusu utandım. Babam uzun bir süre bana derslerime iyi çalıştığım takdirde kimsenin hakkımı yiyemeyeceğini anlattıktan sonra, kendisi üniversite öğrencisi iken başından geçen bir hadiseyi anlattı. Şöyle anlatmıştı babam: “-İstanbul üniversitesi Hukuk fakültesinde iki yıl okuduktan sonra memlekete daha yakın olur ve gidiş gelişlerim daha kolay olur düşüncesi ile Ankara Üniversitesi Hukuk fakültesine yatay geçiş yapmak üzere müracaatta bulundum. Müracaatımı kabul eden zat tüm şartları taşıdığımı ve belgelerimin tamam olduğunu ancak Bir tane fark dersi olduğunu bu dersin sınavına girmem gerektiğini, sınavın da mülakat şeklinde yapılacağını bana anlattı. Ben de kabul ettim. Ancak memur, bana gireceğim sınavda hocanın aksi bir adam olduğunu, din adamlarından hoşlanmadığını ve dolayısıyla da fazla şansımın olmadığını söyledi. Ben de bunun üzerine çalıştığım takdirde geçebileceğimi söyledim. Sınav gününe bir ay kadar bir süre vardı. Bu süre içerisinde o derse çok çalıştım. Sınav günü belirtilen saatte dersin hocasının odasının önünde hazır olmamız istenmişti, aynen öyle yaptım. Sınav mülakat şeklinde ve bizzat dersin hocası tarafından yapılacaktı. Toplam dört öğrenci idik. En son ben çağırıldım. Hoca Altmış yaşlarındaydı. Asabi bir hali vardı. Bana uzun uzun baktı. Sonra önündeki kitabı rastgele açarak bir soru sordu. Cevap verdim. Birkaç yaprak çevirip başka bir soru sordu. Onu da cevapladım. Yüzündeki ifade değişmeye başlamıştı. Hoca sorular soruyor ben de kitabı ezberlemişçesine cevaplar veriyordum. Birden hoca yerinden kalkıp yanıma geldi. Bu arada önünü ilikleyerek bana: -“ Özür dilerim sizi ayakta beklettim Buyurun oturun “ dedi. Gösterdiği yere oturdum. Hoca, masasına değil de benim karşıma oturdu ne iş yaptığımı, memleketimi vb. sorular sordu. Biraz sohbet ettikten sonra bana şunları söyledi: -“Hocam bu kitabı ben yazmışım ama size sorduğum soruları bana sorsalar belki de sizin gibi cevap veremezdim. Çalışmanıza hayran kaldım. Sizi kutlarım. Belki de hocalık hayatımda ilk defa bir öğrenciye Yüz tam puan vereceğim. Ancak bu dahi beni tatmin etmiyor. Keşke daha yüksek bir puan olsaydı da size verseydim” dedi. Ankara Üniversitesi Hukuk fakültesinde kaldığım iki yıl boyunca ne zaman o hoca ile karşılaşsam bana ihtimam gösteriri ve hürmet ederdi. Şimdi bak oğlum, Sana nasihatim şudur ki, sen çalışırsan kimse senin hakkını yemez. Derslerine çalışmadan, çabalamadan birilerinin senin hakkını yediğini düşünsen sen onların hakkını yemiş olursun” dedi. Babam her zamanki gibi ve her haliyle olduğu gibi bu haliyle de bana müthiş bir ders vermişti. Beynimde fırtınalar kopmuş ve utancımdan kızarmıştım. O andan sonra hiçbir zaman derslerimden zayıf not almadım. Babam vefat edeli tam üç yıl oldu. O'nu her zaman rahmet ve minnetle yad ediyor, O'nun oğlu olduğum için gurur duyuyorum ve rabbime şükrediyorum. Allah O'na gani gani rahmet eylesin. Afiyette kalın