RAMAZAN AYINI KARŞILARKEN

“Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin, sonra O’na (c.c) tevbe edin ki sizi, belli bir süreye kadar güzel yaşatsın. Her fazilet sahibine layık olduğu ihsanı versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.” (Hud/3) ayet-i kerimeyle yüce ALLAH, Resulü vasıtasıyla; insanlar önce tevbe ve istiğfara davet edilmekte ve daha sonra, karşılığı olan ihsan sözü verilmekte, dönmedikleri takdirde ise büyük günün azabıyla korkutulmaları için emri ilahi beyan buyrulmaktadır. Ramazan mektebinin aziz günlerini, günahlarımızdan temizlenmeye ve bir daha dönmemek için; istiğfar ve tevbe ile güzel bir başlangıç yapmalıyız. Aziz Ramazan’ın Ortası günahlardan (tevbe ile) mağfiret diye bildiren Efendimiz’in (s.a.v) nebevi beyanı; bize Rahmeti Rahman’ın keremi bol ve rahmeti sonsuz olan hazinesinden, tevbe-i Nasuh ile kurtuluş istememiz için bir temizlenme ve aynı zaman da garanti niteliğindedir. Evet, Ramazan bir mekteptir ve bu kutlu mektebin bize ön gördüğü ilke ve prensiplerine riayet etmekle; yüce Mevla’mızın razı olduğu kullar cümlesinden olabilme şansını elde edebiliriz. Ancak, bol bol tevbe nedamet ve istiğfar ile bir daha asla dönmemek için ahd etmek ve tevbesinden dönülmesini ise; yukarılardan aşağı atlayıp intihar cümlesinden tehlikeli görecek kadar, samimi ve kararlı olmaktır. “Efendimiz’in (s.a.v) Gücünüz yetiyorsa istiğfarı çoğaltınız. Zira ALLAH nezdinde istiğfardan daha kurtarıcı ve daha sevimli bir şey yoktur.” (Hâkim) diye buyurması; tövbeye teşvik edilmekle birlikte, istiğfara davetin evrensel bir çağrısıdır. Bu evrensel çağrıya kulak vermek ise başta tüm insanlığın ve hassaten Müslümanların nasiplenmeleri için bir Maide-i Rahmaniye niteliğindedir. Başka bir hadisi şerif’te: “Kim, çokça istiğfar ederse, Cenabı ALLAH onu üzüntüden bir feraha, (her türlü) darlıktan bir kurtuluşa kavuşturur ve beklemediği yerden kendisine rızık verir.” (İmam Ahmed bin Hanbel) buyurmakla, tevbe ve istiğfarın; keder, tasa, gam ve sıkıntılardan kurtuluşun ve beklenmedik yerden rızıklanmanın sebep ve vesilesidir… Ve kulun, daima tevbe ve istiğfar içinde olması istenmektedir aynı zamanda. Evet, tevbe ve istiğfar; kulu, manevi nezafete boyayan ve günah kirlerinden temizleyen iki nehir mesabesindedir. Buraya kadar böyle, bundan sonrası ise, bizi dılhun eden ve her gün yüzlerce cenazenin ötelere; parçalanmış vaziyete yolculandığı ve parsellenmiş İslam coğrafyasının, bizde bıraktığı üzüntü ve keder hadiseleridir. Hangisinin derdine yanalım ki ya Rabbi?!.. Suriye savaşı, dokuz yılı geride bıraktı, ve birbirlerinin boğazlarını, ALLAHÜ EKBER nidalarıyla kesen gafil ve sersem sözde Müslüman geçinen elleri kanlı katiller. Mısır’da durum daha da vahim. Tağutlar kırıp geçiyor, mazlumlar ise direnmeye devam diyor. Filistin ayrı bir dert ayrı bir ıstırap, bir asra yakındır Ümmet’in kanayan yarası. Siyonist Yahudi, güya İsrail devleti Filistinliler tarafından tehdit ediliyormuş da, o da kendisinin meşru (!) müdafaa hakkını kullanıyormuş ve dünya seyirci, halklar/insanlar sokaklarda!.. Fayda var mı? Yok! ALLAH aşkına ne müdafaası ne tehdidi; adamlar, yetmiş yıla yakındır hep öldürüyorlar ve her seferinde de yaptıklarına şeytani birer kılıf giydiriyorlar. Mesele, kurt ile kuzu meselesi, yani. Bir İslam aliminin deyimiyle; büyük şeytan Amerika ise sürekli Yahudi’nin arkasında ve sırtını sıvazlamakta. İslam âlemindeki yöneticilerin çoğu ise çoktan; batıl batının uşakları ve ne idüğü meçhul sistemlerin bekçiliğine soyunmuş vaziyetteler. Bir bakın, dünyaya; var mı Müslümanlardan başkası, zulüm gören ve sürekli öldürülen? Yok! Çünkü Müslümanlar tefrikaya saplanmışlar ve asli düşmanlarını bırakıp, başkalarının namı hesabına birbirlerini boğazlamaktadırlar. Fırka ve hiziplerin ardı arkası kesilmiyor! IŞİD, Ceyşü-l hürr (!); El- Nusra, El- Kaide, El- Fetih, vs. bin bir isim! Ümmet Hilafet müessesini kaybettikleri günden beri, bin türlü dert başlarını sardı, hizip ve fırkalara bölünmekle de düşmanlarının işini kolaylaştırdılar. Ümmet; asli hüviyetine ve mefkuresine yabancı olalı, iki asrı geride bıraktı neredeyse!.. Şu mübarek Ramazan ayında bile birbirlerini hunharca katledebilecek kadar canavarlaşan; daha nice nasipsizler vardır şu dünyada! Tevbe’ den, nasihatten, istiğfardan anlamayan ve insanlıktan zerre kadar nasibi kalmamış değişik gruplar…! Birçoğu (ufak istisnalar hariç) muamma ve ekseri dalalet. Bir taraftan Irkçılık hareketleri, ber taraftan karşı tepki veren ithal fikirler. Ümmet ne günlere tanıklık ediyor ya Rabbi. Dert söylettirir, sözünden olsa gerek, birden konunun akışı değişti ve başka mecralara doğru yol aldı. Ne yapalım, “Müslümanların derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” Nebevi buyruğu hatırladıkça; tüylerimiz diken diken oluyor ve çaresiz ruhumuz, pısırık, korkak bedenimize rahat vermediğinden dolayı, bir iki kelam etmekle yetiniyoruz. Bakmayın siz lafazanlığımıza. İstiğfarınız, istiğfara muhtaç olmasın. Kazasız, belasız, zikir ve fikirle dopdolu bir Ramazan ayı geçirmemizi yüce Mevlamdan niyaz ediyorum… Vesselam. 23 Nisan 2020