YENİ DİNLER

Yeni dinler derken; İslam ve diğer dinler değil kastım. Maksadım, yeni İslamlar. Her dönem, İslam’ın bazı konulardaki hüküm ve yaklaşımınınaslında şöyle değil de, böyle olması gerektiği retoriği üzerinden yeni tarzlargeliştirilir ve güncellemeler yapılır. Aslında İslam’ın ana ayakları (tevhid, risalet, ahiret,adalet ve ahlak gibi) değişmeksizin, çağın gereklerine göre bazı hüküm veyaklaşımlarının da şekli değişikliklerine uğraması, teknik anlamda gerekligüncellemelerden sayılabilir. İslam’ın kuşatıcı/üst kimlik ve ana renk olmadığı/hakimreferans olmadığı toplumlarda bu güncellemeler özgürce yapılamamakta, dahaziyade İslam’ı mevcut sisteme entegre etme eğilimi ön planda olmakta. Küresel egemenler de, dinin, küresel hegemonya karşıtlığı özelliğinietkisiz kılmak için, İslam güncellemelerine aşırı müdahaleler yapmakta, buanlamda projeler yürütmekte, İslamaofobik politikalar, vekalet savaşlarıtarzında uygulamalara ağırlık vermekteler. İslam’ın, çağın gerekliliklerine göre kendini güncellememekanizması, onun kendi yapısının/sistematiğinin bir parçası. Bu yönüyle,medeniyet iddiasının da üstünde potansiyeller taşımakta. Bu durum, çürümeye yüz tutmuş ve insanlığa sunacağı bir şeyikalmamış, insana bedensellik, bireysellik ve hazcılık dışında sunacağı birargümanı bulunmayan seküler/modern dünyayı korku ve endişeye sevk etmiştir. İslam’ın kendini güncellemesi önemli bir husus. Bunuyapanların yetkin ve bilgin/ulema olması son derece önem arz eder. İslam’ınsiyasi yönü ve siyasete dair iddiaları bu güncellemeleri toplumun odağınaoturtur. Son yıllarda, Kuran’a yönelme ve hadis ve rivayetlere kesinnas gibi yaklaşmama retoriği üzerine oturtulan ve felsefi ayağı da bulunan buyaklaşım, geleneksel, mistik, ritüel ağırlıklı bir İslam’dan, günümüz gerçekliğine,yaşadığımız çağa ve hayata daha uyumlu ve ayakları yere basan bir İslamanlayışına doğru bir eğilim oluşturdu ve bu eğilim, İslam’a dair herkesin dahakendinden emin söz söyleme cesaretini geliştirdi. Bu yaklaşım, dini, bazı kesim, kişi/kişilik vegrupların/kurumların tekelinde olmaması, mezhep denen yaklaşımlarındezavantajlarına da daha sağlıklı yaklaşılması eğilimini de beraberindegetirdi. Ana referansın, hadis ve rivayetlerde de dahil, Kur’an’a uygunluküzerinden değerlendirilmesi gibi sağlıklı ve bilinen bir ölçüt üzerinden Kuranokumaları yapmış, bu okumaları günümüz kelime ve kavramları/günümüz dili ileyaparak adeta Kur’an’ı tekrar günümüze indirmişlerdir. Buraya kadar olan kısmı, sağladığı yararlar, kişileri İslamve hükümler konusunda işe dahil etme, tabuları yıkma konusunda olumlu birgelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak, bu cesaret, beraberinde bireysel yorum veyaklaşımların/ehliyetsiz yaklaşımların ve çeşitliliğin artmasına yol açtı.Herkes, kendine uygun bir İslam oluşturdu ve kişiler, kolaycı hükmetme/kolaycıdavranmaya yöneldi. İslam’ı ciddiye alma noktasında bir vurdumduymazlık oluştuve neticede Müslümana benzemeyen Müslümanlar türedi. Kolaycı ve ehliyetsiz yorumlamaların getirdiği keyfilik,zayıf kişilerin/kişiliklerin; kendilerini değiştirmek yerine, kendiözelliklerine uygun bir din yorumu ile dini değiştirdikleri görülmekte. Bu cesaret, alimlerin ihtilaf ettikleri konular hakkında,Kur’an’ın hükmünü arama kaygısından çok; kendi hesabına/kendisine kolayolan/hoşuna giden yorumu seçme eğilimini arttırdı. Yeni güncellemelerin en önemli eksikliği ise küfür/örtmeözelliğine sahip olmalarıdır. Peygamber kıssaları, ayetlerin kronolojik tahlilleri,yaratılış teorilerini ve daha bir sürü konuyu didik didik eden bu alimler,siyaset diye bir şey hayatımızda yokmuş gibi, Kur’an’da siyasete dair bir ayetyokmuş gibi bir örtme harekatını da yürütmekteler. Bahsettiğim, partiler, mevcut siyasi yapılanmalar vetarafgirlikle ilgili yorumlar değil. Örneğin; Musa ve Firavunu detaylıanlatmayı; günümüzün Musa ve Firavununa örnek vermeyerek örtmelerinin verdiğizarardır. İslam, kötü ve olumsuz olanın düşmanlığı ve saldırılarıkarşısında bir duruştur. Sömürü, haksızlık, zulüm, zorbalık, hukuksuzluk,kısacası kötülük var oldukça; İslam, düşmanlılığı ile değerliliğini tamamlamakonumunu koruyacaktır. Barış dini olan İslam'ın, her türlü haksızlık/kötülük karşısındakiduruşu, kötülüğe geçit vermemesi ve barışı koruması bu özelliğinin tezahürüdür. Öyle ise, günümüzün kötüsünü Kur'an bize göstermekteyken onugizleme yetkimizin olmadığını da bilmeliyiz. Kur'an yorumcuları, dünyayadayatılan, küresel sömürü ve savaş sisteminin kötü olduğunu, bu bağlamdauygulanan küresel ölçekli hangi politikaların yanlış olduğunu, barıştan yanaolan insanların, bunlarla nasıl mücadele etmesi gerektiğinin yollarınıanlatmaları gerekir. Böylelikle toplumsal ve küresel ölçekte sağlıklı birbarışı tesis etmek mümkün olabilir. Bunları, radikal, çarpık, kötü örneklik gösteren bir İslamianlayışı desteklemek için değil; İslam olmayan İslam anlayışlarının, yeninesilleri İslam’a, topluma, ümmete yararlı olacak bir formatta yetiştiremediğive harcanan emek ve zamanın boşa gittiğini görebilmemiz için anlatıyorum. Dini, hükümleri, Allah’ı ve İslam’ı ciddiye almalıyız.Müslümanım diyenlerin, küresel sistem karşısında, bireysel ve toplumsaldirenişini terk etmemesi ve mücadeleden vazgeçmemesi gerekir. Allah’ın peygamberi vasıtasıyla bize örnek gösterdiği siyasiduruş; Musa’nın Firavun’a, İbrahim’in Nemrut’a, Muhammed’in Ebu Cehillere karşıduruşudur. Bu duruş, bu yer, Allah’ın razı olduğu yerdir/haldir. Bu yerdedurmak istemeyen veya bizi bu konumda durmaya itmeyen bir Kur'an, Allah'ıngönderdiği Kur'an olamaz. Bu yerde duranlar, komşusunu gözetmeyen, bencil davranan,dini gerçekleri çarpıtan yaklaşımları benimseyemezler. Bu yerde duranlar; terörü, ötekileştirmeyi, tehciri,istismarı, ırkçılığı, haksızlığı destekleyemezler. Doğru siyasi duruş, İslami duruştur. Bu duruş, örtmemeyi,zulme zulüm demeyi, Firavun’a Firavun demeyi, kimden gelirse gelsin zulme karşıolmayı, kim olursa olsun mazlumdan yana olmayı, hakkı, adaleti üstün tutmayı,zayıfa karşı sorumlu olmayı ve sorumlu davranmayı, yardımlaşmayı, barışçılolmayı, insani ve ekolojik anlamda duyarlı olmayı gerekli kılar. Rabbim, duruşumuzu düzgün kılsın dileğiyle.