NE HALİNİZ VARSA GÖRÜN

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Kâl ehlinin ahvalini terk eyle Niyazi 

Şimden gerü hâl ehlinin ahvali göründü”

Niyazi Mısrî

Yaşadığımız durum, vardığımız yer, konumuz, konumumuz, manzaramız, bulduğumuz dahası bulunduğumuz durum; ahvalimizdir. Ahvalimiz bir sonuç; ahvalimizden memnuniyetimiz ya da memnuniyetsizliğimizin varacağı nokta bizi “hâl” ile buluşturacaktır.  Ahvalimizi belirleyen esas unsur; hâlimizdir. Hangi hâl üzere isek o hâle uygun ahval ile karşılaşıyoruz.  Neyi arzuluyorsak, ne üzere yaşıyorsak, nasıl bir yaşam arzuluyorsak, hayalimiz neyse onu buluyoruz, ona ulaşıyoruz. 

Bu böyledir; ahvaliniz “hâl”inizdir. İyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, doğru ya da yanlış, hakikat ya da batıl, aydınlık ya da karanlık; hakikatte hangi hâl üzere iseniz ahvalinizin o hâlden kaynaklandığını bilmek durumundasınız. Manzaramızdan memnun değilsek, ahvalimiz bizi tatmin etmiyorsa esasen sorun “hâl”sizliğimizdir. Ne hâlimiz varsa göremiyorsak, vardığımız yer koca bir boşluk olacaktır… 

“Hâl”lenmek gerek… Unutulmamalıdır ki; istediğimiz hâl üzere olmayışımızın, olamayışımızın, “hâl”den uzaklaşmış oluşumuzun bizi götüreceği yer; karşılaştığımız ahvalimizin de içimize sinmemesi durumu olacaktır. İçimize sinecek bir ahval için, bizi mutlu ve mutmain kılacak bir manzara için yapılması gereken, “hâl”lenmek olacaktır. Kendimiz ile hâlleneceğiz, hâlimizi düzelteceğiz, “hâli, vakti yerinde” olanlardan olmaya çabalayacağız. Sadece kendimizle mi halleneceğiz; elbette değil, insanla hâlleneceğiz. Nedir, insan ünsiyetten gelir; insan, bir başka insan ile ilişkisi ile insan olur. İnsanı insana şifa kılacak, insanı insanın derdiyle hemdem kılacak, hemhâl kılacak bir hâl ile insanı insanın kurdu olmaktan uzaklaştırabiliriz. İnsanın kendiyle ve bir başka insan tekiyle, ötekiyle ilişkisi, kendine ve ötekine karşı yaklaşım tarzı, duruşu ve dahi eyleyişi hâsılı hâllenişi, onu âlem ile ve son tahlilde Allah ile hâlleşmeye götürecektir... Bir âdem olarak insan; kendiyle âlemle ve Allah ile irtibatı noktasında bir hâl üzere olarak “hâl”sizlikten uzaklaşacaktır. 

Hâl ehli olmak; görünmeyi, göstermeyi, egoyu, konuşmayı, telkini esas alan kâl ehlinin yanında, yaşamayı, ameli, tatbik etmeyi, hâl üzre olmayı esas alan hâl ehli var. Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden üstündür, der kadim kültürümüz. Hiçbir dil ondan daha etkileyici değil. Kalbidir lisanı hâl. O yüzden dilden hâle çevirmektir yönümüzü aslolan. Sözü özle buluşturarak lisanı hâl ile konuşmaktır aslolan, hâl dilimizin olmasıdır. Bugün çokça kelimeler çaresiz ise, ahvalden memnun değilsek kâl ehlinin çok, hâl ehlinin azlığındandır. Hâl ehli olmaktan uzak oluşumuzdandır. 

Hâl ile konuşmak, hâl ile söylemek, hâl ile yürümek, hâl ile hâllenmek… Lisanı hâlimiz ne söyler. Lisanı kâlimiz lisanı hâlimize ne kadar uygun. Sözlerimizle eylemlerimiz arasında ne kadar fark var. Söylemle eylemin arasındaki farkın açıldığı zamanlar yaşıyoruz.  Modern zamanlar söz ile eylemin, kâl ile hâlin arasını açıyor. Sözün etkisini yitirmesi, kalıcı olamaması, gönülden gönüle ulaşamaması, gönülleri inşa edememesi, birleştirici olamaması sözümüzle hâlimiz arasındaki uçurumdan kaynaklanıyor. Bizim bir hâl dilimiz vardı. Özsüz sözle, hâlsiz kâl ile bir yere varılamayacağı biliniyordu. O yüzden eskiler hâllerinin kendilerine yakışıp yakışmadığıyla ilgiliydiler. Hâl üzere yaşarlardı O yüzden hâlleri, vakitleri yerinde insanlar olarak yaşarlardı.

Evet, dünyaya ne hâlimiz varsa görmeye, her şeyden önce kendi hâlimizi g/örmeye geldik; hâlimizin bizi güzele ulaştırması gerekiyor.  Güzele; yani öze, yani fıtrata, yani hakikate, yani iyiye ve doğruya ulaşabilmek için hâl üzere olabilmek gerekiyor. Bizi tembelleştiren “hâl”sizlikten kurtulabilmek gerekiyor… Ne diyoruz; ahvalimiz, hâlimizin sonucudur. Hâli yaşayarak, hâli kendi hayatımız kılarak, bize dair bir hâl ile yaşayarak ahvalimizi düzeltebiliriz. Dışımızdaki dünyayı değiştirebilmek için içimizdeki hâli güzelleştirebilmemiz gerekiyor. İçimizi ve kalbimizi hâl üzere kılmamız gerekiyor. Mesele hâl ehli olabilmekte, hâl üzere olmayı önceleyebilmekte, ahvali düzeltebilmek için hâlsizlikten kurtulabilmekte… Mesele; önce, her şeyden önce ne hâlimiz varsa görebilmekte. Görünüz azizim, görünüz! Ne hâliniz varsa g/örünüz!  

 

NE HALİNİZ VARSA GÖRÜN

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.