Şanlıurfa’da fırın hijyeni meselesini ne yazık ki ilk kez konuşmuyoruz. Daha önce parmağını tükürüğü ile ıslatıp ekmeği kağıda sarmalsrından tutun, ekmeğin içinden çıkan jilet haberlerini de yazdık, fırında kertenkele vakalarına kadar çok şey yazdık. Her biri ayrı ayrı mide bulandırıcıydı, her biri “bu kadarı da olmaz” dedirtiyordu. Ancak son günlerde duyduğumuz, bir fırında kedinin fareyle oynaması görüntüsü, bana göre hijyensizlikte, pislikte adeta nirvana noktasıdır.
Burada mesele artık bir ihmalkârlık ya da anlık denetim eksikliği değil; açıkça sistemsel bir vurdumduymazlıktır. Ekmek dediğimiz şey, bu toplumun en temel gıdasıdır. Soframızın baş tacıdır. Böylesine kutsal ve vazgeçilmez bir nimetin, böylesi bir pislik ve başıboşluk içinde üretilmesi kabul edilemez.
Elbette çözüm sadece “ceza yazmak” ya da “haber olunca kapatma” değildir. Denetimler sık ve caydırıcı olmalıdır; bunda şüphe yok. Ancak bana göre asıl önemli olan, fırınların fiziki yapısının ve çalışma düzeninin kökten ele alınmasıdır.
Özellikle Urfa’daki tırnaklı ekmek fırınları için çok net bir önerim var:
Hamur yoğurma, hazırlama, dinlendirme, mayalama, pişirme ve satış alanları; arada kapalı duvarlar olmayan, tek bir büyük mekân içinde, farklı köşelerde ve müşterinin tamamını görebileceği şekilde düzenlenmelidir. Unun çuvaldan çıkarılışından hamurun yoğrulmasına, mayalanmasından fırına sürülmesine kadar her aşama şeffaf olmalıdır. Müşteri ne yediğini bilmeli, nasıl üretildiğini görmelidir. Şeffaflık, sadece güveni artırmaz; aynı zamanda işletmeciyi de disipline eder. Çünkü göz önünde yapılan işte ihmale, pisliğe, “nasıl olsa kimse görmüyor” rahatlığına yer kalmaz.
Unutmayalım; hijyen bir lüks değil, zorunluluktur. Denetim ise sadece resmi kurumların değil, aynı zamanda toplumun da hakkıdır. Vatandaş olarak temiz, sağlıklı ve güvenilir ekmek talep etmek en doğal hakkımızdır. Aksi halde konuştuğumuz şey artık “hijyen sorunu” değil, halk sağlığına açık bir tehdittir.
Afiyette kalın.