Savrulup gelmiş, tesadüfi bir sürgün gibi yaşadığımız bu hayatta, gerçekliğin farklı yanılsamaları içinde kırılıyor, kıvranıyor insanlığımız. Hakikat ki bir yürek, bir vicdan ve birazcık insan olanda gerçeklik kadar hep aynı yansımayı bulur, bulması lazım, budur insanı insan kılan.
Hakkın hakkını, direkt olarak teslim etmeyen vicdanın başka haklar üzerinden aklanmaya çalışılması, kirlenmiş bir vicdanın kendini temize çekme çırpınmasıdır.
Bir hakkı, emsal bir hak gayreti ortaya koymadan çırılçıplak bir gerçeklik gibi ortaya koyamamak, bir korkaklığın sesidir.
Her hakikat ama ile devam ediyor ve muhalif bir saplantıyla karşılık buluyorsa bu hakikat paydasında bir araya getirilemeyen insanlığa dair son kırıntılardır.
Mazlumun zulme uğradığı gerçekliği, her insanda hakikatin farklı boyutlarıyla tecelli ediyorsa, bu iyiliğin ve kötülüğün ebedi mücadelesinde durduğumuz yeri gösterecektir.
Gücü elinde ve belinde olanın istediği gibi at koşturduğu dünyada hakikat, aynı pencereden bakılamayacak kadar artık değişkendir.
Konuştuğumuz dil, boyandığımız renk, mensubiyetini hüviyetimizde bir övünç olarak taşıdığımız milliyet, bizi hakikatin karşısında farklı pozisyonlara kıvırıyorsa tekâmül etmiş bir insanın bahsi de gereksizdir.
Zulmün pornografisini ekranlardan bize seyrettiren israil ve tasmalı amerikası, Gazze’de hakikati, insanlığı iki kutuplu bir dünya haline getirirken,
Trump’ın dünyaya dikte ettiği ve her ay bir ülkeyi tokatlayarak savurduğu hakiki saçmalıklarına düştüğümüz İran’a da mezhep olarak bakmak, İslam dünyasını çok kutuplu bir parçalanmışlık haline getirmekte gördüğümüz son örnek olmayacaktır.
Ve dünyayı biraz daha daraltınca yanıbaşımızda tanık olduğumuz, israilin her hafta bir bayrak dikerek Şam’a doğru ilerlemesi, Kürtlerin Suriye’deki varlığından daha tehlikeli bir hakikat olarak görülmemektedir mesela.
Bütün bunlar hakkın farklı yansıyan boyutlarına yanılan Müslümanların istendiği gibi yemlenmesine birer örnek maalesef.
Trump’ın zapt-u rapt altına aldığı ve ülkeleri hazır ol’da bekleten günlük siyasi orkestra şefliği karşısında, dünyanın diğer bütün ülkelerinin topluca bir dansöz gibi kıvırdığı pavyon sahnesine dönüştüğüne tanık oluyoruz.
Kişiye göre değişmeyen bir yürek işçiliği varken hakikatin, kimin elinden ve dilinden çıktığına göre şekil alan bir insan olarak konumlanıyorsak bu, bir nev-i beşerliktir. Canlının bir türü olmaktan öte geçemeyen insan suretinde bir yaşam şekilciliği yani.
Çelikten kubbe, demirden uçak, altından ziynet olarak her şekle sokulabilen madenlere karşın, eğilip bükülmez bir maden vardır insanın vicdanında. İstisna olarak sadece hak ve hakikat karşısında.
Hakikat bir kurşun gibi gerçeklikle vuruyorken yüreğimizden bizleri, zulüm tam orta yerinden bir gerçeklikle her yerine sıçrıyorsa dünyanın, küresel oyunlar neticesinde zuhur eden algılara göre değişiyorsa, hakikat, bir mevzubahistir, ıkınmalı bir retoriktir, insanlık arenasında.
İnsanı ‘dilsiz bir şeytanlığa dönüştüren hakikat karşısındaki suskunluktan’, hakkı ayakta tutan ve konuşan insanlığa doğru tekamül gittikçe kıtlıkta.
Dansözlük Trump karşısında kıvıran dünya ülkelerine, gerçeklik eşyaya, hakikat insana yakışır.