HAK VE VEBAL

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Nasılda başkalarının emeklerinden çaldıkları haklarla bir yerlere yapışmış insanlar mutlu görünüyor. Nasıl da mutlular değil mi? 

Hiçbir şey umurlarında değil. Yiyip içmekte, içip dağıtmaktalar her şeyi. 

Hepimizin diline pelesenk olmuş "şerefsiz insanının işi hep yolunda gitmekte, hep kötüler yaşamakta bu hayatı" bizi halden hale sokan prangalı düşüncelerimiz. 

Haksız değiliz. Ama haklı olduğumuz konunun bizi bağlayan noktalarını kavradığımız an hayatın da manasını kavrayacağız. Yediğimiz lokmada alın terimiz, emeğimiz, çabamız varsa lezzetini anlatmakla bitiremeyeceğiz. El Âdil olan Allah'ın sıfatını hatırlayarak açlığımızı başkasının hakkından çalınıp önümüze koyulan lokmaya değişmeyeceğiz. 

Sevdiklerimize haram lokma yedirmeden, hakk'a girmeden helalinden yedirip içirmeyi başkasının emeğinden çalınmış savurganlığa tercih edeceğiz. Evlenemeyeceğiz belki, belki de evlilik için helal ve kimseye boyun eğmeden mücadele ederken hakkımızla direnip yuvayı kurmak isterken zaman geçecek ve sevdiklerimiz tarafından terk edileceğiz. 

Olsun! 

Yalnız olmak çalınmış kalabalıktan yeğdir. Kurduğumuz hayallerimize ulaşmak belki bizden uzak olacak, kavuşmamız kolayken başkaları yüzünden zorlaşan hayallerimiz başkaları tarafından yaşandığını izlerken acı acı tebessüm edip belki de gözlerimiz dolu şekilde seyredeceğiz olanları. 

Olsun! 

Başkalarının vebali insana bir süreliğine mutluluk verir. Ama asla huzurlu olmayacaklar. Huzur ve mutluluk iki farklı kavramdır. Huzur, insanın iç dünyasında yaşadığı, insanı mental olarak rahatlatıp ruhen dinginlik bulma sanatıdır. Mutluluk da göreceli bir durum olup geçici bir haldir. İnsan, her vakit mutlu olmaya çalışabilir ama huzurlu olamaz. Huzurlu olmak içsel bir güdüdür. İnsan, göğsünde barındırdığı kalbi rahatsa huzura erişmiştir. Hak, vebal, hırsızlık insanının iç huzurunu çalar. Bakınız, ilk paragrafta bahsini ettiğimiz durum şöyle ifade edilir; hak yiyenler yiyip içip bu dünyayı yaşıyor gibi görünüyor ama içlerinde büyük bir huzursuzluk ve hep şikayetçi bir tavırla bağdaş kurmuşlardır.

İnsan, nasıl da kendini başkasına tercih etmekte! Nasıl da kendi menfaatini ön planda tutmakta! Oysa burası mahşer değil ki? İnsanda oluşan enaniyet insanı nefsine köle eder. Öyle de değil mi? Nefis ne istemiş ise başkasını düşünmeden kendi menfi arzularına uyup yol yürüyen insan nefsinin tağutu olmamış mıdır? Nefsi onu başta köle etmemiş midir?

Huzur, nefsi öldürmektir. Huzur, enaniyetten çıkıp iyi niyeti, empatiyi diriltmektir. Huzur, helali ve haramı birbirinden ayırıp gerekirse yokluk içinde yaşamaktır. Ama helâl ve haramı kavrayarak yaşamaktır.

Unutulmamalıdır ki insan helalinden mahrum kaldığı her nimetin mükâfatına er ya da geç erişecektir. Haram ve hak ile elde edilmiş her şey er ya da geç insana büyük bir bela ve ceza olacaktır. Rabbim cümlemizi başkasının hakkına girmeden dik bir şekilde mücadele edip helâl ile yetinenelerden eylesin. Vesselam.

HAK VE VEBAL

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.