Enaniyet/kibir hastalığı, öyle kötü bir beladır ki; kime nüks ederse onu yavaş yavaş yoldan çıkarmakla kalmaz, saptırmaya kadar götürür. Nitekim, bir insanın kibre/enaniyete kalkışması kadar; kötü bir haslet yoktur. Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi, bu konuyla alakalı şöyle der: nifakı sertaç eden, garez gurur tekebbürdür. Buradaki tekebbür ifadesine dikkat edelim. Çünkü, nifakın yolu da; kibir/kendini beğenmişlikten geçer.
Hep ben, ben diyenler sınıfta kalanlardır, darb- meseli, bunun bir özeti mesabesindedir.
İnsanoğlu yaratılış itibariyle, övünmeyi, övülmeyi, alkışlanmayı, seven bir varlık olması hasebiyle; şeytanın vesveselerine/tuzaklarına, kibir/enaniyet yoluyla düşer. Ne var ki, övünmek veya övülmekten haz almanın şeytanın nüks ettiği manevi bir hastalık olduğunu, ya anlamaz ya da çok anlarki o zaman da iş işten geçmiş olacak....
Eskiler (eskimezler) şöyle derlerdi: Üç kişi, sınıfta kalanlardandırlar: Birincisi, sürüsü olmayan köylü; ikincisi, bağı olmayan şehirli; üçüncüsü, her ortamda ben ben diye övünen kimsedir. Bu kelam-ı kübar'da, karşımıza yine enaniyetin, kibrin çıktığını görüyoruz.
Enaniyet ve kibir, ikiz kardeş gibi, bir parçanın iki cüzü gibidirler. Her ikisinin beslendiği kaynak da aslında birdir. Şeytan-ı lain olan İblis'in, kibri enaniyetinden kaynaklandığını, kerim kitabımızdan öğreniyoruz. Ateşten yaratıldığıyla övünerek, Cenab-ı Allah'ın; Adem'e secde et emrine muhalefet ederek, emre itaat edeceği yerde, emri yargılaması, onu ebediyyen lanete düçar etmişti...
Rabbimiz A'râf / 12. Ayetinde şöyle buyuruyor: "Allah: “Ey İblîs! Emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?” diye sordu. İblîs: “Ben ondan (Adem'den) daha üstünüm. Çünkü beni ateşten onu ise çamurdan yarattın” dedi. Şrytan, üstünlüğü, yaratıldığı ateşe hamlederek; üstün ırk hastalığının ilk temelini atmış oluyordu aslında. Dolaysıyla kibir/enaniyet, kendini üstün görmek gibi inanç ve düşünceler, itikadi bir boyut kazandığı zaman; şeytanın kendini Adem'den üstün olduğunu dile getirmesine kadar gider ki bu; çok tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır.
Ayet, Şeytan'ın baş kaldırışını ve isyanını şöyle haber veriyor:
Bunun üzerine İblîs şunları söyledi: “Beni azdırmana karşılık, yemin olsun ki ben de kullarını saptırmak için senin doğru yolun üzerinde pusu kurup oturacağım.” (A'râf/16) Peki, şeytanın pusu kurup oturacağım demekle, ne demek istemiş olabilirdi?
Şeytan, huzur-u ilahiden kovulup, ebediyyen ateşte yanacağını anlayınca; Cenab-ı Allah'a, senin kullarından/Adem'in zürriyetinden imtikam alacağım demeye getirmiştir adeta. İşin aslına biraz daha hikmetle bakıldığında, şeytanın ilahi hükme meydan okuduğu anlaşılmaktaktır.
Aynen şu ayet-i kerim'ede buyurulduğu gibi:
“Sonra onlara mutlaka önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de onların çoğunu şükredici bulamayacaksın” dedi. (A"raf/17)
Bu manada, Efendimiz (s.a.v)'den mervi bir kaç hadis-i şerif zikredilir: Hz. Enes’ten (r.a.) nakledildiğine göre Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Şeytan, kanın dolaştığı gibi insanın içinde dolaşır.” (Müslim, Selâm) İşte insanın damarlarına nüfus edecek kadar, insana sokulan şeytan; zamanla insanı kendi oyuncağı haline getirip kibre yöneltir. Kibre/enaniyete yeltenen insan, nifaka, küfre kadar da gidebilir Allah muhafaza.
Ebû Saîd el-Hudrî’nin (r.a.) işittiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İblis, Rabbine ‘Senin izzetin ve celâlin üzerine yemin ederim ki ruhları (bedenlerinde) olduğu sürece âdemoğullarını saptırmaya devam edeceğim.’ demiş, Allah da ‘İzzetim ve celâlim hakkı için, onlar af diledikleri sürece ben de onları bağışlayacağım.’ karşılığını vermiştir.” (İbn Hanbel)
Abdullah b. Mes’ûd’dan (r.a.) Yani, pişman olup bana tevbe-i nasuhla (bir daha dönmemek) yalvardıklarında, onları senin şerrinden, iğvalarından koruyacağım demektir.
Yine nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Âdemoğluna şeytan da melek de yaklaşır. Şeytanın yaklaşması, kötülüğe yönlendirmek ve hakkı yalanlatmak şeklindedir. Meleğin yaklaşması ise iyiliğe yönlendirmek ve hakkı doğrulatmak şeklindedir. Kim böyle (meleğin telkinini) hissederse bunun Allah’tan olduğunu bilsin ve Allah’a hamdetsin. Kim de diğerini (şeytanın vesvesesini) hissederse, taşlanmış ve kovulmuş şeytandan Allah’a sığınsın.” (Tirmizî) Herkes kendi vazifesiyle memur. Şeytan kötülüğün, inkarın memuru; melek, iyiliğin ve hakk'a yönlendirmenin memurudur. O zaman, insanı şeytanın tuzaklarına karşı koruyacak olan en büyük silah; kişinin tevhidi bir imana sahip olmasına bağlıdır.
Sebre b. Ebû Fâkih’in (r.a.) işittiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Şeytan, her fırsatta âdemoğlunun karşısına çıkar. İslâm’a giden yolda da önüne çıkar ve Sen şimdi Müslüman olup dinini, babanın ve atalarının dinini terk mi edeceksin?’ der. O kişi şeytanı dinlemez ve Müslüman olur...” (Nesâî) Kısacası şeytan, tek bir insan da olsa yoldan çıkarması için, durmadan uğraşır. Ki yoldan çıkarıp, kibre, nifaka yönelmdirdiği her başarıyı bir zafer telakki eder.
Rabbimiz: Bizi kibir, enaniyet, riya, nifak ve tüm kötü hasletlerden sana sığınıyoruz. Bizi şeytanın ve şeytanlaşmış kimselerin şerrinden, fitnelerinden, tuzaklarından, muhafaza eyle. Amin.
Kalın sağlıcakla efendim.