Muhterem Kardeşlerim…
Her yazımızda olduğu gibi, sizlere önemli konuları öncelikle sahih kaynaklardan, Tam İlmihal Saadeti Ebediyye, İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubat, Hakikat Kitab Evinin İhlas Yayınlarından faydalanarak sizleri bilgilendirelim istiyoruz.
Efendim;
Bulunan şeylerle, selin, ırmağın getirdiği ve sokağa atılan şeylerin hükmü farklıdır.
Bulunan şeyler, genel olarak kıymetli şeylerdir. Sahibi onu atmamış, kaybetmiştir. Bulunup, sahibi bilinmeyen mala Lukata denir. Sahibine vereceğinden emin olanın, korumak için alması sünnettir. Orada kalınca zarar gelecekse, helak olacaksa alması farz olur. Varsa, iki şahit yanında "Arayan olursa bana gönderin" der. Kalabalık bir yerde tarif ederek sahibini arar.
Sahibi çıkıncaya veya durmakla bozuluncaya kadar saklarken helak olursa ödemez. Sahibi çıkmayacağını veya bozulacağını anlarsa, artık aramaz. Bulan zenginse, bir fakire sadaka olarak verir. Yahut fakir olan ana-babasına, evladına veya hanımına bu malları sadaka olarak verir. Şayet bunlar, aldığı şeyleri kendine hediye ederse, kendi de kullanabilir. Sahibi sonradan çıkarsa, bunları kendi öder veya alan fakire ödettirir.
Selin getirdiği meyve, ağaç ve dallar ise bundan farklıdır. Irmağın, selin getirdiği tahta parçalarını, ağaçları, dalları, meyveleri, zengin de olsa herkesin alması, toplaması caiz olur.
“Bulunan bir parayı almak zengine haram oluyor da fakire niçin helal? Haram zengine de fakire de haram değil mi?” diyenler oluyor.
Efendim; Dinimizin hükmü böyledir. Niçin böyle hüküm konulmuş denemez. Zekât fakirin hakkıdır. Zengin, zekâtını başka zengine verse kabul olmaz. Zenginin veya bir günlük yiyeceği olan fakirin dilenmesi haramdır. Zekât fakirin hakkı olduğu gibi, bulunan para da sahibi bilinmiyorsa fakirin hakkıdır. İçine haram karışmış helal parayı hediye olarak herhangi bir kimseye vermek caizdir. Hepsi haram olan parayı hiç kimsenin alması caiz değildir. Bir kimse, haram bir parayı fakire verse, fakir de haram olduğunu bilmese, günahı fakire olmaz.
Çalınan ayakkabı yerine bazen eski ayakkabı bırakılıyor. Ayakkabısı çalınan kimse fakirse, orada bulduğu ayakkabıyı giyebilir.
“Çöpe veya sokağa atılan, az çok değerli bir mal, bulunmuş mal hükmünde midir? Herkes kullanabilir mi?” diye soranlar var.
Efendim; Bunlar, bulunmuş mal hükmünde değildir. O, atılmış maldır. Atılan malı, zengin fakir, herkes alıp kullanabilir. Bulunan malı ise, fakire vermek gerekir.
Selin getirdiği tahta parçalarını, ağaçları, dalları, meyveleri, zengin de olsa herkesin alması caiz olur, fakat firma sahiplerinin isimleri yazılı mallar, kaybedilmiş mal hükmündedir. Sahipleri gelince, kendilerine vermek gerekir. Eğer almayıp bırakırlarsa sokağa atılmış mal gibi olur, herkes alabilir.
Tarladan veya ağaçlardan mahsulü topladıktan sonra, alınmayıp tek tük geriye kalan başak veya meyveleri, başkasının toplaması, bırakılmış, alınmamış veya atılmış şeyleri almak günah olmaz.
Boş araziler veya deniz kenarında veya sokaktan taş, yiyecek veya başka şeyler toplamak veya buradaki eşyaları kullanmanın mahzuru olmaz. Buralar umuma açık yerlerdir. Mahzuru olmaz. Yasak olsaydı yasak levhası konardı.
Sekiz ana kötü huy
Din kitaplarında, iyi ve güzel huyların yanı sıra kötü huylardan da bahsedilmektedir.
Bu konu, İslâm Ahlâkı kitabında şöyle açıklanmaktadır:
“Dört esas iyi huya karşılık, sekiz ana kötü huy olur ki bunlar:
1- Cerbeze olup, hikmetin aşırı olmasına denir. Ahlakı ve işleri incelemek, anlamak kuvvetini, lüzumsuz yerlerde kullanmaktır. Hile yapmak, aldatmak, haram işleri neşretmek, yaymak gibi. Ruhun fen kuvvetini yani aklı, aşırı kullanmak cerbeze olmaz. Kötü olmaz. Din bilgilerini, fen bilgilerini ve matematiği ilerletmek için, ne kadar çok çalışır, inceler, araştırırsa, o kadar çok iyi olur.
2- Belâdet, eblehliktir. Aklı kullanmamaktır. Ahmaklık da denir. Kalın kafalılıktır. Öğrenmesi ve işlemesi, yapması kusurlu olur. İyiyi kötüden ayıramaz.
3- Tehevvürdür. Çabuk kızmak demektir. Şecaat, kahramanlık iyi huyunun aşırı olmasıdır. Akıllı tanınan kimselerin beğenmeyeceği işler yapmaya kalkışmaktır. Ruhunu veya bedenini boş yere yorar.
4- Cübndür. Korkaklık demektir. Şecaatin lüzumundan az olmasıdır. Korkmak caiz olmayan yerde korkaklık gösterir.
5- Fücûrdur. İffetin aşırı olmasıdır. Dünya lezzetlerine düşkün olur. İslâmiyet’in ve aklın beğenmediği taşkınlıkları yapar.
6- İffetin az olmasıdır. Humud, yani miskinliktir. İslâmiyet’in ve aklın izin verdiği arzularını bırakmaktır. Bedeni zayıflar, kuvveti gider, hasta olur, nesli tükenir.
7- Zulümdür. Adaletin sınırını aşmaktır. Başkasının hakkına tecavüz etmektir. Başkasının malına, canına, namusuna zarar verir.
8- Haysiyetsizliktir. Kendisine karşı yapılan zulüm, işkence ve hakaretleri kabul eder. Adaletin noksan olmasıdır. Adalette bütün iyilikler toplandığı gibi, zulümde de, kötülükler toplanmıştır.”
İyi bir Müslüman olmak için güzel ahlaka sahip olmak, kötü ahlaktan uzak durmak gerekir. Ancak bununla dünya ve ahiret saadeti elde edilir.
Güzel ahlak, ilim ve edep öğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. Kötü ahlak da bunun tersidir. Yani cahil kalmak, edepsiz olmak, kötü insanlarla arkadaşlık etmekten hasıl olur. Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimizi överken “Gerçekte sen büyük bir ahlak üzeresin” buyuruyor. (Kalem 4)
İyi insan, iyi ahlaklı insan demektir. Dinimiz iyi huylar edinmemizi, kötü huylardan kaçınmamızı emretmektedir.
Güzel ahlaka sahip kimselere gıpta etmek, onlar gibi olmaya gayret etmek gerekir.
Hadis-i Şerifte buyuruldu ki:
“Nimete kavuşmuş olanlardan, tevazu gösterene ve kendini hep kusurlu bilene, helalden kazanıp, hayırlı yerde sarf edene, fıkıh bilgileri ile hikmeti [tasavvufu] birleştirene, helale harama dikkat edene, fakirlere acıyana, işlerini Allah rızası için yapana, huyu güzel olana, kimseye kötülük yapmayana, ilmi ile amel edene ve malının fazlasını dağıtıp, lafının fazlasını saklayana müjdeler olsun.” [Taberani]
Allahü Teâlâ cümlemizi kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)