Son aylarda Şanlıurfa merkezde ve ilçelerinde yaşanan kanlı olaylar, trafik kazaları ve özellikle gençler arasındaki taşkınlıklar hepimizin yüreğini yaralıyor. Kırsal mahallelerde arazi anlaşmazlıkları, aileler arası gerilimler ve büyüyen tahammülsüzlük, toplumsal huzuru zedeliyor.
Ortak değerler zayıfladığında, saygı da sessizce geri çekiliyor. Büyük küçüğü dinlemiyor, küçük büyüğe kulak vermiyor. Oysa mesele çoğu zaman “paylaşılamayan toprak” değil; paylaşılamayan öfke, sabırsızlık ve iletişimsizliktir. Bedelini ise sadece taraflar değil, çocuklarımız ödüyor. Gözlerinin önünde yaşanan her kavga, onların ruhunda iz bırakıyor.
Bu tabloyu değiştirmek elimizde. Devletin rehberliği, yerel yöneticilerin ve kanaat önderlerinin sağduyu çağrıları elbette kıymetlidir. Ancak en büyük sorumluluk evlerimizin içinde başlar. Sofrada kurduğumuz cümle, sokakta gösterdiğimiz tavır, çocuklarımıza örnek olur.
Özellikle yeni neslin enerjisini öfkeye değil üretime, çatışmaya değil dayanışmaya yönlendirmek zorundayız. Çünkü gençliğin tahammülsüzlüğü büyürse toplum gerilir; gençliğin merhameti büyürse toplum iyileşir.
Ramazan’a girerken önümüzde büyük bir fırsat var. Bu ay yalnızca aç kalma değil; nefsimizi terbiye etme, dilimizi yumuşatma, kalbimizi genişletme ayıdır. Bir adım geri atmak zayıflık değil, bilgeliktir. Affetmek kaybetmek değil, büyümektir.
Gelin bu mübarek ayı bir başlangıç yapalım: Birbirimize karşı daha sabırlı, daha merhametli, daha anlayışlı olalım.
Öfkeyi değil sükûneti, inadı değil uzlaşmayı seçelim.
Ramazan’ın bereketi sofralarımıza olduğu kadar kalplerimize de dolsun. Birliğimiz, beraberliğimiz ve kardeşliğimiz güçlensin. Çünkü huzur; dışarıdan gelecek bir armağan değil, içeriden büyüteceğimiz bir değerdir.