GEÇİM DERDİ SADECE CEBİMİ ETKİLER?
Son yıllarda Urfa ve diğer illerimizde en sık duyduğumuz cümlelerden biri şu: “Geçim çok zor.”
Pazara çıkan bir anne, iş arayan bir genç, borçla ayakta kalmaya çalışan bir esnaf, tarlasının maliyeti artan bir çiftçi… Herkes aynı yükü farklı şekillerde taşıyor. Ancak çoğu zaman bu yükü sadece maddi bir mesele olarak görüyoruz. Oysa geçim derdi yalnızca cebi değil, zihni, bedeni ve aile ilişkilerini de etkiliyor.
Ekonomik stres bireyler üzerinde görünmez bir baskıdır. Sessizce birikir, gündelik hayatın içine sızar ve çoğu zaman adını koyamadığımız ruhsal belirtilerle kendini gösterir. Pek nedir bu ekonomik stres?
EKONOMİK STRES
Ekonomik stres, kişinin temel ihtiyaçlarını karşılayamama korkusu, borç baskısı, gelir belirsizliği ve geleceğe dair güvensizlik hissiyle ortaya çıkar. Sürekli “ya yetmezse?”, “ya işimi kaybedersem?”, “ya çocuklarıma bakamazsam?” düşünceleri zihni meşgul eder. Bu durum kısa süreli olduğunda motivasyon sağlayabilir. Ancak uzun süre devam ettiğinde kronik kaygıya dönüşür.
Urfa gibi genç nüfus oranı yüksek, işsizlik oranı Türkiye ortalamasının üzerinde olan şehirlerde bu stres daha yaygın hissedilmektedir. Gençler gelecek kaygısı taşırken, aile büyükleri evin yükünü omuzlarında hisseder. Çok çocuklu aile yapısı, geniş aile sorumluluğu ve sosyal dayanışma kültürü bir yandan destekleyici olurken, diğer yandan “herkese yetişme” baskısını artırabilir.
EKONOMİK ZORLUKLARIN RUHSAL BELİRTİLERİ
Geçim derdi yaşayan birçok kişinin psikoloğa “param yok” demek yerine şu şikâyetlerle başvurduğunu görürüz genelde:
• Sürekli baş ağrısı
• Mide problemleri
• Çarpıntı
• Uykusuzluk
• Tahammülsüzlük
• Çabuk sinirlenme
• Umutsuzluk
Bunların çoğu ekonomik stresin bedensel ve ruhsal yansımalarıdır. Beyin belirsizliği tehdit olarak algılar. Tehdit algısı arttığında stres hormonu olan kortizol yükselir. Sürekli yüksek kortizol ise hem bağışıklık sistemini zayıflatır hem de kaygı ve depresyon riskini artırır. Yani mesele yalnızca “para yok” meselesi değildir. Mesele, sürekli alarmda yaşayan bir sinir sistemidir.
EKONOMİNİN AİLE İÇİ İLİŞKİLERE ETKİSİ
Ekonomik stresin en görünür sonuçlarından biri aile içi gerginliktir. Urfa’da aile bağları güçlüdür; ancak ekonomik baskı arttıkça ev içinde sabır azalabilir ve gerginlikler oluşabilir.
• Eşler arasında tartışmalar artar.
• Çocuklara karşı tahammül düşer.
• Erkeklerde “yetersizlik” duygusu gelişebilir.
• Kadınlarda tükenmişlik ve sessiz depresyon görülebilir.
Özellikle ataerkil yapının güçlü olduğu bölgelerde erkekler geçim sorumluluğunu omuzlarında daha ağır hisseder. İş bulamamak ya da kazancın yetmemesi, kişinin özsaygısını zedeleyebilir. Bu durum öfke patlamaları ya da içine kapanma şeklinde ortaya çıkabilir. Kadınlar ise bu durum hem ekonomik sıkıntıyı hem evin duygusal yükünü taşır. “Sabretmek” kültürü içinde duygular bastırılır. Ancak bastırılan duygu kaybolmaz; bedene ve davranışlara yansır.
GENÇLER VE GELECEK KAYGISI
Urfa’da genç nüfus oldukça yüksektir. Ancak iş imkânlarının sınırlı olması, sınav baskısı ve göç düşüncesi gençlerde yoğun kaygı yaratmaktadır.
Birçok genç şu cümleyi kuruyor:
“Burada geleceğim var mı?”
Gelecek belirsizliği, motivasyon kaybına ve umutsuzluğa yol açabilir. Uzun süreli umutsuzluk ise depresyonun en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Sosyal medyada farklı şehirlerdeki yaşamları görmek, kıyas duygusunu artırır. Kıyas arttıkça yetersizlik hissi büyür. Oysa ekonomik koşullar bireysel başarısızlık değildir yapısal bir sorundur. Ancak kişi çoğu zaman bu yükü kişisel bir eksiklik gibi taşır.
“SABRET” KÜLTÜRÜ VE GÖRÜNMEZ YORGUNLUK
Urfa kültüründe sabır önemli bir değerdir. Sabır elbette güçlü bir erdemdir. Ancak sürekli sabretmek, duyguları ifade etmemek ve yardım istememek, ruhsal yükü artırabilir. Birçok kişi “Şükür halimize” diyerek sıkıntısını küçümser. Oysa şükretmekle zorlanmayı kabul etmek birbirine zıt değildir. İnsan hem inançlı hem de zorlanmış olabilir. Ekonomik stres yaşayan bireylerin en büyük ihtiyacı, duygularının görülmesidir. “Abartıyorsun” ya da “herkes zor durumda” cümleleri kişiyi daha da yalnızlaştırır.
Peki gelin bir de çocuklar bu süreci nasıl yaşıyor ona bakalım;
Ekonomik stres yalnızca yetişkinleri etkilemez. Çocuklar evdeki gerginliği hisseder. Sürekli para konuşulan, kaygı ve öfkenin yüksek olduğu bir ortamda büyüyen çocuklarda:
• Kaygı bozuklukları
• Okul başarısında düşüş
• İçe kapanma
• Davranış problemleri görülebilir.
Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey güven hissidir. Maddi imkân sınırlı olabilir; ancak duygusal güven sağlanabilir. Ebeveynlerin “biz bu süreci birlikte atlatacağız” mesajı vermesi çocuk için çok kıymetlidir
Peki Ne Yapabiliriz?
Ekonomik koşullar bireysel olarak her zaman değiştirilemeyebilir. Ancak stresle baş etme biçimimizi değiştirebiliriz.
1. Belirsizliği Yönetmek
Geleceği tamamen kontrol edemeyiz. Ancak günlük küçük planlar yapmak, somut adımlar belirlemek kaygıyı azaltır.
2. Duyguları İfade Etmek
Öfke, korku, yetersizlik… Bunları konuşmak zayıflık değildir. Aksine ruh sağlığını korur.
3. Kıyas Tuzağından Çıkmak
Sosyal medyada görülen hayatlar gerçeğin tamamı değildir. Kendi koşullarımızı başkalarının vitriniyle karşılaştırmak ruh sağlığımızı yıpratır. Kıyastan uzak durmak gerekir.
4. Destek Aramak
Aile, arkadaş, uzman desteği… Yardım istemek güçsüzlük değil, sorumluluktur. Çevremizden destek almalıyız.
5. Küçük İyi Oluş Alanları Yaratmak
Ekonomik zorluk varken mutlu olmak ayıp değildir. Küçük keyif alanları oluşturmak psikolojik dayanıklılığı artırır. Bu sebeple küçük ama kendimizi iyi hissettiğimiz alanlar oluşturulmalı.
Sonuç: Geçim Derdi Bir Ruh Sağlığı Meselesidir
Ekonomik zorluk yalnızca faturaları değil, duyguları da etkiler. Sürekli belirsizlik içinde yaşamak, insanın sinir sistemini yorar. Bu yorgunluk bazen öfke, bazen sessizlik, bazen de bedensel ağrılar olarak karşımıza çıkar.
Urfa güçlü bir dayanışma kültürüne sahip bir şehir. Ancak dayanıklılık, duyguları inkâr etmek değildir. Ekonomik stresin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini konuşmak, bu yükü hafifletmenin ilk adımıdır.
Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormalıyız:
“Geçim derdi sadece cebi mi etkiliyor, yoksa ruhumuzu da mı yoruyor?”
Cevabı dürüstçe verdiğimizde, hem kendimize hem birbirimize daha şefkatli yaklaşabiliriz.
Çünkü insan sadece karnı doyduğunda değil, ruhu da güvende hissettiğinde gerçekten iyi olur.
Bu süreçte ruh sağlığını korumak için ilk adım, yaşanan ekonomik zorluğun psikolojik etkilerini kabul etmektir. Kaygı hissetmek, yorulmak, umutsuzluğa kapılmak insanidir. Bu duygularla baş edebilmek için sosyal destek mekanizmalarını güçlendirmek, aile içi iletişimi açık tutmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak koruyucu bir rol oynar.
Unutulmamalıdır ki psikolojik dayanıklılık, hiç zorlanmamak değil; zorlanırken destek arayabilmek ve duygularla sağlıklı şekilde temas kurabilmektir. Ekonomik koşullar her zaman bireyin kontrolünde olmayabilir ancak ruhsal farkındalık ve duygusal dayanıklılık geliştirilebilir.