Bugün konuşmamız gereken mesele; bir mekânın şıklığı ya da sunulan lezzetler değildir. Asıl mesele, kamu kaynaklarının kim için ve hangi öncelikle harcandığıdır.
Mübarek Ramazan ayında evine bir tas çorba götürebilmek için çabalayan babalar var. Gün boyu alın teri döküp tarlasında çalışan çiftçiler var. Akşam olduğunda “Çocuğuma nasıl bir iftar sofrası kuracağım?” diye düşünen anneler, babalar var.
Şimdi soruyorum: Bu insanlar o konforlu mekânlardan faydalanabiliyor mu? Hayır.
Ama o projelerin masraflarını kim ödüyor?
Yine bu millet ödüyor. Vergisiyle, emeğiyle, alın teriyle ödüyor.
Bir kişinin rahatça yiyebileceği bir iftar bedeliyle, beş kişilik bir ailenin karnı doyabiliyorsa; burada ciddi bir öncelik sorunu var demektir.
Bizim itirazımız lezzete değil, israfadır. Bizim meselemiz gösteriş değil, adalettir.
Belediyecilik; seçkin sofralar kurmak değil, dar gelirlinin sofrasına destek olmaktır.
Kamu bütçesi bir ayrıcalık aracı değil, bir emanettir.
Ve emanet; en çok ihtiyacı olana ulaştığında değer kazanır.