Hayattan nasıl tat alınır?
Ne yapmalıdır şiir gibi bir hayat yaşamak adına?
Herkesin yakınıp durduğu ve herkeste sıkılgan bir hayat serüveni! Lezzet alınmayan yemekler, gezilince sıkılan beldeler, sohbet ettikten sonra kaçmalar! Neden? İnsan, daracık ömründe neden bir türlü lezzet ve tat manasında dünyadan bir dirhem alamaz? Cevap basit aslında…
İnsan, şiirsel bir yaşama bırakmalıdır kendini. Somut ve savurgan bir hayat hiçbir zaman hiçbir insana iç huzuru getiremediği gibi bizlere de huzuru getirmeyecektir. Mesela, sokağa attınız kendinizi kaç defa kuşların ötüşünü düşünüp acaba ne diyorlar? Acaba nereye gidiyorlar diye düşündünüz mü? Şimdi birçok kişi deli miyiz ne gereği var diye cevaplar veriyordur. Duyuyor gibiyim. İşte, deliliği yaşamadığımız bir hayattan delice huzur ve mutluluk beklemekteyiz. Nereden biliyoruz? Nerden öğrenmişiz delilerin daha mutsuz ve huzursuz olduğunu? Bilmiyoruz. Çünkü toplum bizleri öyle bir kaba sıkıştırdı ki şiir gibi yaşayabileceğimiz bir hayatı korkulu bir romana dönüştürdük. Kaç defa bir su kenarına gidip akan suyun hacmini, suyun berraklığını, sesinin verdiği ahenkle tınıyı, kaç defa bir ormanda sabah koşu yapmaya çıktık? Çok az değil mi? Belki de hiç! İşte, bu yüzden hayattan tat alamamaktayız.
Tek derdimiz para kazanmak, son model araba hayalleri kurmak, en derme çatma lüks dairelerde oturmak! Bunlar insana bir süreliğine mutluluk verdiğini bunlara sahip olanlara sorduğunuzda alacağınız cevaplarla anlayacaksınız.
Basit tabirle kaç defa gökyüzüne bakıp Yüce Yaratanın evrene verdiği müthiş düzeni sorguladınız?
Yemiş olduğunuz ekmeğin nasıl meydana geldiğini, ilk baştan en baştan, topraktan nasıl şu an önünüze geldiğini düşündünüz mü? İşte, düşündüğümüz zaman zihnimiz en hızlı bir mekanizma ile bizlere huzur ve sakinlik dopamini salgılayacaktır.
Sevginin nasıl bir duygu olduğunu menfi ve şehvi duyguların dışında en son ne zaman tattınız?
Saf sevginin ne olduğunu ve nasıl bir duygu olduğunu hiç öğrenmek için kendinize fırsat verdiniz mi?
Konumuz felsefenin hayatımızdaki yeri olduğunu düşünüyor olacaksınız. Bunu düşünmeniz bile şiirsel bir gelişmedir. Çünkü insanın hayatını şiire dönüştüren en büyük faktör düşünme mekanizmasını harekete geçirmesidir. Düşünme mekanizmasının harekete geçmesi için içinizdeki merak duygusunun ayağı kalkması gereklidir. Kaç günümüzün kaldığını bilmediğimiz bu dünyada geçmiş olan hayatımızdan daha anlamlı bir hayat yaşamak avuçlarımızın içindedir.
Dini, felsefi, tarihi, bilimsel, maddi ve ruhsal olarak var olan bütün duyguları tatmak ve gayemizin yalnızca para kazanıp güçlü bir konumda olmaması gerektiğini iyice hıfzetmemiz gereklidir. Şiir gibi bir hayat o kadar kolaydır ki bunu uygulamaya başladığınızda o kadar sakin ve mutlu hissetmeye başlayacaksınız ki daha önce yapmadığınız için büyük bir pişmanlık yaşamış olacaksınız.
Namaz, evet, dini bir terim ve ibadet şeklidir. Kaç defa namaz kılarken ciddi manada huzurunda olduğunu düşündüğünüz varlığın kudret ve ehemmiyetini hayal ettiniz? Yoksa namazda en çok aklınıza namaz sonrası ne yapacağınız mı gelmektedir? Bunlar insanın hayatına şiir gibi iz bırakan noktalardır.
Bir parkta koşarken düşüp dizini kanatan bir çocuğun acısını kaç defa bağrınızda yaşadınız? İçiniz kaç defa suçsuz sebepsiz ölen insanlar için cız etti? İşte, şiir gibi yaşamak budur.
Kaç defa anneniz ve babanızın gözlerinin içine bakıp acaba çocukken beni nasıl büyütmüşler diye düşündünüz mü?
Kaç defa bulutların nasıl gökyüzünde durduğunu yağmur taneciklerinin aşağı yeryüzüne temas anını hayal edip tefekkür ettiniz?
Şiir budur.
Böyle yaşanmış bir hayat, azla da çokla da varla da yokla da yaşamaya direnir. Ama muhakkak lezzet alır.
Şiir sadece sevgiliye yazılmadığı gibi şiir gibi hayat yaşamakta sadece karşı cinse duyulan aşkın romantizmle buluşmasıyla bir kaba konulmamalıdır.
Yaşamak, ruhun avuçlarının içerisindedir. Ne zaman ki ruhun ellerinden tutmaya başlarsanız işte o zaman yaşamaya başlayacaksınız.
Geçiştirmeyin. Amannnn, Demeyin! Cahit Sıtkı Taranca, “Otuz Beş Yaş” şiirini yazarken ömrün yarısı demiş, ama kırk altısında can vermiş. Sezai Karakoç, “Uzatma Dünya Sürgünümü” derken seksen sekiz yaşında hayata gözlerini kapatmış. Aynı şekilde İsmet Özel, “Gençtim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende” derken şu an seksen bir yaşında ve hala yaşamaktadır.
Hayat öyle bir paradokstur ki farkına varmazsanız sizleri içerisine çekip yaşadığınızı varsayarak hiç farkında olmadan son durağa getirmiş olabilir.
Şiir gibi yaşamaya çalışın. Bir duruşunuz, doğaya bir bakışınız, çocukları insanca ve kötü emellerden uzak bir şekilde sevmeniz gereklidir. İnce düşünün, bırakın incitsinler sizi. Unutmayın, şiir ve dünyanın düzeninde iyiler asla kaybetmez ve asla mahkemeleri görülmeden kaybolmazlar. İnciten incinecektir. Dalgaya alan dalgalanacaktır. Burası dünyadır. Külliyen yalandır. İnsan, burada yadırgadığı, yargıladığı, gömdüğünü yaşamadan kâinata göç etmeyecektir.