TERAVİH NAMAZI

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Teravih, “dinlenmeler, rahatlamalar” anlamında olup “terviha” kelimesinin çoğuludur. Ramazan-ı şerif gecelerine mahsus olarak kılınan nafile bir namazdır. İki rekâtte bir selam verilerek kılınır. Hanefilerin “dört rekâtte bir selam verilerek de kılınabilir” görüşüne karşın Şafiilere göre dört rekâtte bir selam verilerek kılınması caiz değildir. Peygamber (ASV)’ın “kıyam-ı Ramazan: Ramazan namazı” dediği bu namaz, dört rekâtte bir dinlenildiği için sonradan “teravih” ismiyle bilinir olmuştur.

Hz. Aişe (RA) annemizin bildirdiğine göre, Rasulullah (ASV) gece yarısı evden çıktı ve mescitte teravih namazı kıldı, sonra başkaları da namazına katıldı. İnsanlar bundan bahsettiler, (bu duyuldu) daha çok insan ikinci gece Allah'ın Resulüyle namaz kıldı. Bunu insanlar konuşup durdular. Mescid üçüncü gece daha kalabalıklaştı. İnsanlar Peygamber Efendimizle namaz kılıyorlardı. Dördüncü gece, artık insanlar mescide sığmaz olmuştu. Fakat o gece Allah'ın Resulü mescide çıkmadı. Onlardan bazıları “Namaza!” diye seslerini duyurmaya çalıştılar, fakat Allah'ın Resulü yanlarına çıkmadı. Ancak sabah namazında mescide gitti. Sabah namazını kıldıktan sonra insanları çevresinde topladı, şahadet getirdikten sonra buyurdu ki: "Gece sizin durumunuzdan haberdar olmadım değil. Fakat Gece namazının size farz kılınıp sizin bunu yerine getiremeyeceğinizden korktuğum için yanınıza çıkmadım." Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde teravih namazı ile ilgili uygulama böyleydi. (Buhari, Teravih, 1, Hadis no: 2012.) Bu rivayetten Peygamberimizin (ASV) yalnız üç kez teravih namazını cemaatle kıldırdığı anlaşılmaktadır. 

Peygamberimizin kaç rekât teravih kıldığı sorusuna yine Hz. Aişe (RA) Resulullah (ASV) sekiz rekatten fazla teravih namazını kılmadığını bildirmiştir. Vitir namazıyla birlikte toplam onbir rekât kılmıştır. Hz Aişe’nin Ramazan dışındaki gecelerde de yalnızca onbir rekat kıldığını ifade etmekle, Peygamberimiz (ASV)’ın Ramazan dışındaki gecelerde sekiz rekât teheccüd namazı kıldığı anlaşılmaktadır. (Buhari, Teravih, 1, Hadis no: 2013.) 

İbn Hibban ve İbn Huzeyme’nin Sahih’lerinde Cabir (RA)’dan rivayet ettikleri, “Peygamber (ASV) sekiz rekat teravih sonra da üç rekat vitir kılmıştı” hadisi, Hz. Aişe’nin rivayetiyle uyum içindedir. (Tecrid-i Sarih Terc. Cilt: 4, sayfa: 86-87.)

Ancak İbn-i Abbas’a dayandırılan ve senedinde zayıflık olduğu bildirilen rivayete göre teravih namazı yirmi rekâttır. Hz Ömer döneminde ve ondan sonraki dönemlerde yirmi rekât kılındığını biliyoruz. Kimileri Hz. Ömer’in teravih kıldırmak için imam tayin ettiğini ve yirmi rekâte çıkardığını söylemiştir. İmam Malik, Muvatta’ eserinde, Saib bin Yezid’e dayandırdığı rivayete göre, Hz. Ömer (RA) , Ubey bin Ka’b ile Temim ed-Dârî’yi on bir rekât (sekiz rekât teravih, üç rekât vitir) kıldırmak üzere tayin etmişti. Ancak imam her rekâtında yaklaşık yüz ayet okuyordu. Kıyamın uzaması nedeniyle cemaatten kimileri bastona dayanarak namaz kılmak zorunda kalıyorlar ve fecrin doğmasına yakın evlerine dağılıyorlardı. (Muvatta’ tercümesi, Tuğ yayınları, İstanbul, 1982, cilt:1, sayfa, 147.)

Bazı âlimler, Hz. Ömer’in sahih rivayetlere aykırı olarak teravihi sekiz rekâtten yirmi rekâte çıkarmadığını söyleyerek yirmi rekât meselesini şöyle açıklamışlardır: Hz. Ömer döneminde de sekiz teravih üç vitir uygulaması, ilk kılınmaya başlandığı gibi devam ettirilmiştir. Ancak zamanla okunan ayet sayılarının azaltılmış, rekât sayısı artırılmış sonra da yirmi rekât olarak yerleşmiştir. Maksat kaç rekât namaz kılındığı değil gecenin ibadetle ihya edilmesidir. 

İmam Ebu Hanife, sekiz ve yirmi rekât ihtilafına isabetli şöyle bir çözüm getirmiştir: teravih namazının ilk sekiz rekâtı delilin muktezası olarak sünnet-i müekkede, kalan on iki rekâtı ise sahabenin yaptığı bir ibadet olduğu için müstehaptır. (İbn Abidin, Şamil yayınları, İstanbul, 1983, cilt: 4, sayfa:93.)

Başta da söyledik: teravih nafile bir namazdır. Nafile namazlar ancak farz namazları kılmakla sevap kazandırır. Farz namazları kılmadan sadece teravih kılmanın hiçbir değeri yoktur, kişiye bir sevap kazandırmaz. Söz gelimi namazdan sonra okunan tesbihat ancak farzı kıldıktan sonra okunmasında değer vardır. Farz namazı kılmadan, sadece namazdan sonra okunan tesbihatı yapmakla yetinen kimsenin sevap kazanacağını beklememelidir. Farz namazlarını kılmayıp yalnız teravih kılmakla yetinenlerin durumu da böyledir. Çünkü farz namaz zorunlu bir görevdir, terkinde azap vardır ama teravih zorunlu değildir hiç kılınmasa da olur, teravihi kılmamaktan dolayı azap yoktur. İlgili kimselerin buna dikkat etmesi gerekir. 

Farz namazları ihmal edip nafile namaza önem vermek, İslam’ın ibadet disiplinine aykırı olduğu gibi, farzları önemsememekle bu disipline karşı bir hakaret unsuru da taşımaktadır. Asli görevini ihmal ederek fantezilerle uğraşan kimse çalıştığı kurum amiri tarafından cezalandırılır. Unutulmamalıdır ki süslemeler, asli unsurun üzerinde güzellik değeri taşır, asli unsur olmadıkça hayalen yapılan süsleme ve tezyinat değer ifade etmez. Teravih namazı farzlar üzerine yapılan manevi bir tezyinat hükmündedir. 

TERAVİH NAMAZI

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.